Spiga
Mim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Mim etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Malımı Al,Mülkümü Al

Mal sahibi mülk sahibi : Bloggerdal
Hani bunun ilk sahibi : Nurum


Can Yücel'in beyanından sonra sevgili Nurum etkilenip,malını mülkünü açığa çıkarmış.Üstüne yetmiyormuş gibi mim yapmış.Bu da yetmiyormuş gibi bi de bana gelmiş.Ben de ilk anda aklıma neler geldiyse yazdım.Aslında Can babamızın o beyanının üstüne bişey yazmak olmazdı.Biz bunu yapınca resmen ağanın pokunun üstüne pok yapmışız gibime geldi.Ama yaptık bi kere.Buyrun.

*2 adet,biri siyah,biri venge rengi klasik gitar.İkisini de satıp,üstüne bişeyler ekleyip elektro almayı düşünüyorum.
*HP Compaq ve Casper Nirvana olmak üzere 2 laptop.2 adet de Desktop PC koyduk mu 4 tane bilgisayar eder.
*Çevire çevire rekor kıracağım diye her yerimi ağrıtmama,hatta bazı yerlerimin yırtılmasına sebep olan Neon Powerball.
*Bi tane Sony Ericsson'un çoook eski modellerden,J230i.Teknolojiyi seviyorum ama telefonda hala işin b.kunun çıkarılmaması gerektiğini düşünenlerdenim.
*1 adet Toshiba 4 GB flash bellek,bi de emektarı 1 GB Sandisk var unutmamak lazım tabii.
*1 adet Canon Powershot A450 foturaf makinesi.Çok profesyonel bişey değil (Profesyonel değil) ama idare ediyoruz.
*1 adet kadınlarda cinsel istek uyandıran feromonlu parfüm (Şu an ürünü test ediyorum,sonuçlar çok yakında!)
*1 adet Çin Malı,doğru dürüst format açamayan mp4 player.
*Ersen ve Dadaşlar olarak adlandırdığım Venus Fly Trap namına sahip etobur bitki grubu.
*1 kovboy,1 eşek zigen köylü,1 GS amigo,1 Valentino Rossi,1 zibidi,1 de Nike şapkası.
*Her gece kardeşimle battaniye seçiminde kullandığımız bir adet metal zar.
*Koskoca,2000 küsür filmden oluşan bir Divx film arşivi.
*Ve bu filmleri izlemek için kullandığımız USB okuyuculu Philips DVP5160.
*1 Tane 55 ekran,üfürükten tüplü bi televizyon.
*Hazal isimli bir Havva kızından yürüttüğüm Iron Maiden desenli cüzdan.Cüzdan taşımayı hiç sevmem ama Iron Maiden sayesinde bi şekilde alıştım.
*Bol miktarda sinema afişi.
*Güzel bi bilardo eldiveni,2 tane de parmak kısmı açık eldiven.
*Bir adet bitirilip duvara asılmış 1000'lik,bir adet de yapımına başlanmamış 2000'lik puzzle.
*Sinema,Level,Chip,Oyungezer,Level,Penguen,Leman dergilerinin arşivi.Neden Uykusuz yok derseniz onu anlatmam çok uzun sürer.
*Yaptığım testler sonucu hatunların gözünde köpek gezdiren bir erkekten bile daha çekici duran T-Equalizer.
*Birebir orjinal boyutunda ama bilenmemiş,şayet bilemiş olsaydım şu ana kadar çok canlar yakmama sebebiyet verecek bir samuray kılıcı.
*1 Litre akü suyu.
*Almanca bildiğime kanıt olarak bir adet ZDP Diploması.İlerde işime yarar mı bilmiyorum.
*Bolca ÖSS kaygısı.
*Yer yer deniz kokusu.
*Kafamın içinde dönen milyonlarca düşünce.
*Sevmediğim insanlara laf soktuğumda aldığım haz,sevmediğim insanlar bana laf soktuğunda beynime dolan kanlar.
*Devlet otobüslerinde balık istifi yapacam diye,nefes alacak yer bile bırakmayan şöförlere duyduğum nefret.
*Arka taraf tıka basa dolu olmasına rağmen,"Arka taraf bomboş" diye bağırıp kaktıra kaktıra yolcuları tıkıştırmaya çalışan diğer yolculara duyduğum kin.
*Her geçen gün artan sinema aşkım.
*Sinemayla doğru orantılı büyüyen müzik aşkım.
*Yeni bişey alırken ilk paketini açtığımda yaşadığım heyecan.
*Banyo yaparken söylediğim şarkılar.
*Otobüste güzel bi hatunizade gördüğümde hissettiğim duygular.
*Çikolata yemeden önce pakedini açarken ağzımdan saçılan salgılar ve yerken yaşadığım orgazm duygusu.
*Eğlencesine ağzıma ne gelirse küfrederken yaşadığım ferahlık.
*Kardeşimle tuttuğum güreşler.
*Yıllardır taşıdığum deniz yıldızı.

Selam olsun Bolu Beyine,selam olsun dolu beyine : Dilekss

Yazı bittiğinde : "Riverside Artifical Smile" çalıyordu.
Devamını oku >>

Mim : Kardeşine Yolla Kampanyası

Pınar Beyaz reklamındaki Beyn'den daha cevval,daha atakan Beyn'imiz sevgili Barış Ünver'den aldım bu mimi.Orjinalliği ve iyi niyeti açısından hoşuma giden bir mim oldu.Blog alemi olarak ara sıra da olsa böyle sosyal hareketlerde bulunup,kendi çapımızda bir şeyler yapmaya çalışmamız gerçekten takdire şayan bir hareket.Özellikle bu mimi başlatan www.anneleringunlugu.com adresine ayrıca teşekkür ederim.

Ciddi bir konu olduğundan fazla da uzatmak istemiyorum,mümkün olan en kısa ve anlamlı şekilde açıklamak en mantıklısı.Doğudaki,yokluk içinde yaşayan,yeni bir elbisesi olduğu zaman bile yüzü gülen bu insanlara ufak bir yardımda bulunmamız isteniyor.Hepinizin elinde yeni gibi duran,ama üstünüze küçük geldiği için giyemediğiniz giysileriniz vardır.Ya da çocukken sayfasını bile kırışmasın diye çevirmeye kıyamadığınız kitaplarınız.Evde bunları stoklamanın lüzumu yok.Ya da toruna torlağa bırakırım diye düşünmenin.En güzeli hem odayı kurcalayıp,işinize yaramayan eşyaları ayıklayıp temizleyeceksiniz,hem de bunlardan gerçekten temiz ve defosu olmayanları çocuklara göndereceksiniz ve boşa gitmemiş olacak.

Nursel Hanım Aras Kargo ile anlaşmış.Eşyalarınızı hazırlayıp,paketledikten sonra "Gönderen : Nursel Aktaş Şişli/İstanbul ve altına www.anneleringunlugu.com (Kardeşine Yolla Kampanyası) yazmanız gerekiyor.Anlaşmadan dolayı normal fiyatın altında bir fiyatla göndereceklerdir eşyalarınızı.Alıcı kısmına da Ardahan Valiliği yazmanız yeterlidir.

Umarım hepiniz duyarlılığınızı bu özel kampanyada gösterir,evdeki zulalarınızı esirgemezsiniz.Ben de bu mimi kabakmeltemi , pitekantropus , damacana ve nominal'e gönderiyorum.Bunun haricinde bu kampanyayı okuyup,fikrini beğenen arkadaşların da aynı duyarlılığı göstermesini isterim şahsen.
Devamını oku >>

Mim Part VIII : Mutluluk

2 günde 4 mim gelir mi arkadaş?Geliyor işte.Vallaha kendimi "Al lan şunu yaz,aha bunu yazmazsan çaktın olum bu dersten.Noldu lan yazamadın mı yoksa?Boruuuuuu." diyen olağan bi öğretmenin kompozisyon dersinde gibi hissettim.Böyle olunca ne yazacağım gelmiyor sanki aklıma.Dilekss "Bana mutluluğun 360 derece panoramasını yapar mısın?" demiş.Resmi bile yapılamadı,bizden panoraması bekleniyor,olmaz ki ama.Resime giden ufak birkaç parçayı sunabilirsem görev benim için bitmiş demektir.Bu işler göbek pamuğu satmaya benzeseydi keşke.

Mutluluk çok bireysel bir olgu.Herkese göre değişebilir bir kavram olduğundan kendime tezahür eden kısmından bahsedeceğim biraz.Benim açımdan mutluluk çok anlık şeylerden ibarettir.Uzun vadede pek bişeye sevindiğimi sanmıyorum,zaten öylesini de görmedim.Mesela benim için dün gece en önemli şey,ayaklarımı,kıçımı açıkta bırakmayacak bi battaniye olmasıydı.Evde herkesin kıçını sokacak battaniyesi varken benim yoktu.Döndüm döndüm durdum gece boyu.Halbuki bizim ailede bir Allah'ın kulu 2 kuruş yediğinden içtiğinden arttırıp battaniye alsa bunlarla uğraşmayacaktım.Gerçi o zaman mutluluğa ulaşmak için elimde de bir sebep olmayabilirdi (Mutluluk sebebine bak be ne mütevazi adamım ama.Olsun,ben Garfield kadar uyuşuk bi insanım.Benim için battaniye zaruri bi ihtiyaçtır.).

Pek çok yeniyetmede olduğu gibi bende de mutluluğu içkiden arama dönemi oldu ufaktan.İnsan Metallica gibi zibidilerin yaptığı Frantic tadında kliplere özeniyo tabi.Gerçi orda asıl anlatmak istediği bunun boktan bi döngü olduğu,ama gençlik her kazığı kendine göre yontuyor.Her gece ayrı bi kadın,her gece rakı,viski,mutluluğun en önemli kaynakları gibi gözükse de,sadece dertlerimizi bir süreliğine ertelemekten öteye gitmeyen hobilerdir.Aşktan meşkten bahsetmeyecem,zira aşktan hala hazzetmem.Belli bi dönemde bi tiksinme yaşadım,o gün bugündür aşk üzerine hiç bir düşüncem oluşmadı.Bana sorsanız aşk da dertleri başka güne ertelemekten başka bişey değildir yani.Evlendiğiniz gün,rafa kaldırılan dertler,kadından cırmık,adamdan yumruk olarak mevzubahis kişilere geri döner.Olmadı her akşam kavga.İstersen kadın ruhunu okumuş içmiş kazanova ol,adamı bitirir evlilik.Mutluluğu bu boş işlerde aramamak lazım.

Belki yeni aldığım bi oyun,ya da yeni aldığım dijital bi alet.Hepsi bi süreliğine veriyor mutluluğu.Belli bi aroması var anlayacağınız.Akabinde hepsi bitiyor.Çok geçici ve değişken bişey,bu yüzden de ne resmi ne de panoraması çizilebilecektir."Ailemle bi odada oturur,kestane çizerim,daha büyük mutluluk mu var bee?" der pek çoğumuz da.Yapmayın efenim,bi ömür (gerçek anlamında) kestane çizerek geçer mi?Bu mu sevindirir seni yani?Gerçi kanaatkar davranmak lazım,bir gün ailemizden çok sevdiğimiz insanlar yok olduğu zaman keşke bi soba başında toplanabilsek de diyebiliriz.Ama dediğim üzere ne olursa olsun,konu aile bile olsa her kavram üzerinde mutluluk en fazla 1 hafta sürüyor.Bir de Edgar Allan Poe'nun yaklaşımıyla irdeleyelim bakalım.


THE HAPPIEST DAY - THE HAPPIEST HOUR

En mutlu gün - en mutlu saat
Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
En büyük umutları gücün ve gururun
Hissettiğim, geçip gitti.

Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm
Ama yazık! çoktan yitip gitti hepsi
Gençliğimin hayalleri -
Ama boşver şimdi.

Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi?
Sakin ol ruhum!
Belki bir diğer baş devralır
Üzerime döktüğün zehri.

En mutlu gün - en mutlu saat
Gözlerimin gördüğü göreceği,
En parlak ışıltısı gücün ve gururun
Hissettiğim:

Ama o zamanlar çektiğim acıyla
Gücün ve gururun umudunu verselerdi,
Yaşamazdım o parlak saati tekrar.

Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım
Ve çırptıkça - bir öz dökülüyordu
Öldürmeye yeterli
Onu bilen bir ruhu.

Selam olsun Bolu Beyi'ne,selam olsun dolu beyine : y4lcin , şafakotur , ekubio

Mim bittiğinde "Slonovski Bal - Darijeva igra" çalıyordu.

Devamını oku >>

Mim Part VII : Kitaplarım

Yazın da kendini iyiden iyiye göstermesiyle birlikte,bahar girişinde toprağa atılan mimler,olgunlaşıp elimize düşmeye başladı.Kitaplar ile ilgili düşüncelerimizi aktarmamızı isteyen bu mim ilk olarak Volkan Yılmaz tarafından başlatıldı.İkinci durak olarak Volkan Alabaz'a uğrayan mim,oradan da beni bir ziyaret etmeyi elzem görmüş.pek sevindim.İki Volkan arasından gelen mime atladım,dileğimi tuttum,böyle mimler pek kerametlidir derler,hadi hayırlısı.Double V Power diye buna demeyeyim de neye diyeyim sevgili okurlar?

Kitap aşkında,ilk okuduğunuz kitabın önemi kesinlikle büyüktür.O ilk deneyiminiz büyük ihtimalle hayatınızın geri kalanında kitaplara bakışınızı etkileyecek bir deneyim olur.Okuldaki öğretmenlerin "Alın bunu okuyun,şunu okuyun" zorlamasıyla olacak iş değil bi kere.İnsanların belli kitapları okumaya zorlanması sebebiyle,lisede okuyan insanların bile kitap okumadığı bi toplum haline geldik.Benim kitap okumam hiç zorlama bi hadise değildi.Dayımla bir gün çıktık.Bana 3 tane kitap aldı.Pal Sokağı Çocukları,Denizler Altında 20000 Fersah ve Küçük Prens.Tabi ki her çocukta olduğu gibi bende de Küçük Prens'in yeri apayrı.30 yaşına da gelsek,50 yaşında da gelsek,her okuduğumuzda farklı tatlar alacağımız bi kitaptı.Tabi böyle bi kitapla okuma kariyerine başlayan bi insanın kitaplardan ve bişeyleri okumaktan uzak kalabileceğini sanmıyorum.Ben bu konuda şanslıydım.Her şeye "Rhhhhhhhhhhnnnnnnnööööööööarrrrrggggggghhhhhhhh" diye yanıt veren bi Chewbacca tadında yaratık olmadım nihayetinde.

2000li yıllara girdik,teknolojilere adapte olduk,hatta içinde boğulduk diye bazıları sanıyor ki,kitapları da bilgisayardan,pdf üzerinden okumaya başlayacağız.Bu görüşe katiyen katılmıyorum.Gelecekte değişmeyecek 3-5 tane alışkanlık varsa,onlardan biri de kitabı eline alıp,dokunarak okumaktır.İlla ki o kitabı insanın hissetmesi,o kağıt kokusunu içine çekmesi gerekiyor.Allah sizi inandırsın,severek okuduğum dergileri internette pdf formatında okuyamıyorum.O istek gelmiyor yani.İnternet pek çok şeyi karmaşıklaştırabilir,ama pek çok şeyi de basite indirgediği aşikar.Düşünsenize tuvalette klozetin üstünde okuduğunuz kitabın,derginin tadını masaüstünüzde bilgisayarınızda okuduğunuz b.ktan pdf verebilir mi?Bana günlerdir çıkmasını beklediğim bi kitabı internet üzerinden beleşe sunsunlar,vallahi okumam.Parası neyse alırım.

Okuduğum güzel kitaplardan da birkaç tane saymam gerekirse,Amerika'nın ormanda 1 milyon muhalif gücünde muzır adamı Michael Moore'un Aptal Beyaz Adamlar ve Hey Ahbap,Memleketim Nerede?,Edgar Allan Poe'nun Şiirler kitabı,Vedat Özdemiroğlu'nun Selam Dünyalı,Ben Türküm,Susanna Tamaro'nun Aklı Bir Karış Havada'sı gibi isimleri sayabilirim.Bu aralar da Stephen King'in Karanlık Öyküler kitabını okuyorum.Bir de Almanca'mı unutmamak için Madame Bovary'nin Almanca versiyonunu okuyorum.

Selam olsun Bolu Beyi'ne,selam olsun dolu beyine : Beyn , nominal , biyonikkedi , pudra

Mim bittiğinde "Frank Zappa - Dirty Love" çalıyordu.
Devamını oku >>

Mim Part VI : 3 Hatunizade Kişi

Bu mim nominal tarafından şahsıma şutlanmıştır.

Bu ne Allah aşkına?MediaMarkt'ın kapısının önünde sanki beleş bilgisayar dağıtılıyormuşçasına çıkan izdiham gibi bir durum olmuş bu mimde.Herkes üçer üçer almış oh valla.Konu ordan oraya,ordan oraya derken pek hatun kişi de kalmamış.Aslında en çok Audrey Hepburn'ün elimden kaçtığına üzüldüm.Neyse ki şimdi yaşamadığını farkettim,teselli sahibi oldum.Hepiniz elma şekerlerini kıtır kıtır yemişsiniz maaşallah,bana da sapı kalmış.

Aslında çıtır çıtır,etine dolgun çok güzel var piyasada,ama bunlar herkes tarafından bilinen hatunizadeler olduğu için üzerinde durmamıza gerek yok diye düşünüyorum.En azından "daş gibin gaya gibin hatun" kontenjanını mimimizde 1'e düşürerek,diğer ikilinin daha vatana millete hayırlı ya da zararlı insanlar olmasını planladım.Niye zararlı sıfatını eklediğimi 1 ya da birkaç cümle sonra göreceksiniz.

Divine : Aslında bu zat-ı muhterem için tam olarak kadın da diyemeyiz.Erkeklikten kadınlığa geçmiş bi insandır kendisi.Her neyse,o kendini kadın olarak düşünüyorsa bize laf zaten laf etmek düşmez.Bu kadına duyduğum şey sevgi değil,öyle bişey olacağını pek sanmıyorum zaten.Ama kankası John Waters'ın filmlerinde çıkardığı performanslarla benim saygımı kazanmıştır.Kamera önünde bu kadar rahat davranabilen insanlar zor bulunur.Pink Flamingos filmindeki gibi demek istediklerini iğrençlik üzerinden anlatsalar da Divine sinemaya köpek b.ku bile yiyerek çok şey katılacağını göstermiştir.Dünya sinemamızda büyük tabuların yıkılmasını sağladı belki de bu insan.

Cesaria Evora : Çıplak ayaklı kontes namının 2 sahibi vardır.Birisi Ava Gardner,diğeri ise çoğu insanın bildiği üzere Cesaria Evora'dır.Bu namı almasını,sahnede cıpcıbır ayaklarla dolaşmasına borçludur.Küba müziklerini,latin müziklerini oldum olası sevmişimdir.Ve bu tarzları sevdiğini söyleyen bir insanın Cesaria Evora'yı tanımaması ayıp gibi bişeydir.O mükemmel sesiyle binlerce duygunun içinde sağdan sola kolaylık uçurabilir sizi.


Keira Knightley : Bir adet saygı duyulası,bir adet de hem sevilesi hem saygı duyulası insandan bahsettim.Ben de erkeğim kardeşim,testesteron hormonlarım var.Haliyle güzel kadınları da sevdikçe sevesim geliyor.Hafiften soğuk bi duruşu var ama çok güzel hatun şimdi Allah için.Sinema konusunda da güzel yollar kat ediyor.Oynadığı filmler ve oyunculuğu insanda ilgi uyandıracak cinsten.Bilmiyorum belki de güzelliği benim gözümü döndürdüğünden böyle düşünüyor olabilirim.

Bu 3 insan hayatımda pek önemli yer işgal ve teşkil etmese de,hobilerimin içinde boğulduğum zaman üzerine bayağı düşündüğüm insanlardır (Özellikle Keira Knightley).İçim ne zaman kalksa Divine'ın vajinasında sakladığı et gelir,ne zaman sıcak bi tını duysam Cesaria Evora.

Bi de Yaşamdan Dakikalar'ı seven bi insanımdır.Genelde izlerim,severim o dört baltanın muhabbetini.Ama geçenlerde "Bu dörtlünün içinde neden bir dinazor kadın yok?" diye düşünmeden edemedim.Ondan sonra "Koysam bu programa kimi koyarım?" diye düşündüm.Aklıma kimse gelmedi.Kadınlar bazı konularda hiç yok gibi nedense.

Bu arada,mim zaten turlayacağı kadar turlamış.Daha nereye atayım be anam?Ne zaman mim gelse çatır çutur atıyordum.Bu sefer kolon temizliği yapmaya davet ediyorum sizi,bağırsaklarınız biraz temizlensin.

Yazı bittiğinde "Sepultura - Altered State" çalıyordu.
Devamını oku >>

Mim Part V : Fak Diz Layf!

Blog aleminden bol küfürlü bir blog (Siqtir.com) yeni bir mim başlatmış.Sövüp savma,kalaylama üzerine tezlerimizi istiyor.Bana da doğrudan gelmedi,y4lcin blog tarafından alternatif akımla elime geçti (İster AC/DC diyin,ister cinselliğe gönderme).Madem 3-5 soru sorulmuş,biz de 6-7 kelam edelim.(Her zaman fazladan edilecek 1-2 cümle vardır hesabı)

Dünyada her gün nefret ettiğin,içinden sövdüğün şeyler nedir?
-Çok sevdiğim bi Snoopy yastığım var.Annem bunu hergün pencere rüzgardan,cereyandan kapanmasın diye arasına destek yapıyor.Her ne kadar 80 kere anneme "Yapma,etme,koyma" dediysem de laftan anlamamıştır.Her sabah o yastığı orda görmek tilt ederdi beni.Ama şimdi yastığı sakladım ve bu durumdan kurtuldum.Bunun haricinde bilmediği her konu hakkında uzmanmışcasına etrafına yorumlar yağdıran,bilen adamı da bilmezmiş gibi lanse edenlere acayip sövüyorum yani,öyle böyle değil.Ama en çok MSN'ine uyduruk kaydırık iletiler yazanlara (bıjı bıjı yapıooooo,meşkuuuul,uyuoooo,domalııooo,aşkısıyla konuşuoooo) küfrederim.Tabi bunların aslında çok ufak tefek şeyler olduğunu düşünürsek,pek de sinirli bir insan olmadığım,sadece kızmak için ufak tefek sebepler aradığım düşünülebilir (2. sebep hariç)

Bu blog dünyasında sevmediğin,hakkında kötü şeyler düşündüğün insanlar var mıdır?
-Sosyal hayatımda da pek olmamıştır sevmediğim,hani salaksa o kişi en fazla bi kere diyaloğa girmişimdir zaten.Blog yazan insanların en hıyarı bile sosyal yaşantımda rastladığım çoğu 2 cümleyi bir araya getiremeyen angutlardan daha iyidir.Yani en kötüsü bile bişeyler yazmak için bi çaba harcadığı için takdir ederim.

Çok küfür eder misin?Yeri geldiğinde "Fak Diz Layf!" diyebilir misin?
-Küfür konusunda tam bir duayen olduğumu söyleyebilirim.Çeşitli küfürleri kombine ederek ortaya yeni küfürler çıkarmak benim için bir eğlence kaynağıdır.Özellikle arkadaş ortamlarında küfür konusunda raydan çıktığım zamanlar oluyor.İnsanlar ettiğim küfüre güldükçe daha da çok küfür edesim geliyor.O dallamalar eğlenirken ben günaha giriyorum,orası kötü tabii.Ama küfürün her zaman Türkçenin mezesi olduğunu düşünmüşümdür.Bir insana gerçek anlamda hakaret etmediğin sürece ve karşı taraf geyiken küfrettiğini bildiği sürece küfürde bir sakınca görmüyorum.Ayrıca benim gibi küfürbaz bi adamın blogunda çok nadiren küfür kullanmasına şaşıyorum.Şaşmıyorum değil.

Küfürlü bir blog gördüğünde ne yaparsın?
-Küfür deyip geçmemek lazım.Bu olay da rot balans gerektiren,denge ve gücün eşit kullanımını isteyen bir olaydır.Lastiği patlamış bi Formula arabası gibi langır lungur gidiyorsa o blog,ben de onun gelmişine geçmişine girişirim.Ama prospektüse göre yazan bi yerse tabi ki takip edip,yeni küfürler kapmamam için bi sebep yok.

Bu soruları nasıl buldun?
-Küfür konseptli bi blogdan başka nasıl türlü bi mim bekleyebilirim ki?Olası. :D

Selam olsun Bolu Beyi'ne,selam olsun dolu beyine : Bekircem , Cevval Portakal , Onurr , Beyn , Buzcevheri , Taylanov , Henster

Mim bittiğinde "The Trashmen - Surfin' Bird" çalıyordu.
Devamını oku >>

Mim : Çocuk İstismarını Durdurun!

Geçen gün Barış Ünver,Doctus Bilgi Güvenliği Forumundan bir adet mim almış.Konusu da çocuk istismarı ile ilgili.Pek üzerinde durulmasa da ülkemizdeki en önemli sorunlardan biri bana göre.Bloglarımızda hep geyik,hep geyik olmaz,ara sıra böyle şeylere de değinmek lazım.Bi insana yeni bi iki düşünce aktarabilsek ne mutlu bize.

Ben şanslıyım ki,çocukluğumda hiç istismar ile karşılaşmadım.Ufak tefek,her ailede olabilecek kavgaların,kızmaların dışında dayak yemişliğim,şiddete maruz kalmışlığım,hakarete uğramışlığım yok.Zaten dozunda yapılmak şartıyla her aile çocuğunu gereken yerlerde uyarmalıdır.Hiç uyarılmayan bir çocuk da istismara uğramış bir çocuk gibi sorunlar yaşayabilir.

Ama istismara aşırı dozda maruz kalan çocuklar da var bu ülkede.Canı sıkıldıkça,sorunlar yaşadıkça,kendi aralarında tartıştıkça bunun acısını çocuklarından,o savunmasız varlıklardan çıkaran anne babalar.İnsanın anne baba demeye dili de varmaz gerçi o yaratıklara.Biraz konunun derinine inmek gerekirse bu dayak olaylarının da en büyük sebebinin ülke genelindeki gelir düşüklüğü olduğunu söyleyebiliriz.Özellikle doğuda ve İstanbul'da daha çok bulunan işşiz babalar,sıkıntıdan yapacak bişey bulamazlar,ceplerindeki son parayı da içkiye harcadıktan sonra eve gelip çocuklarını döverler.Yani anlayacağınız işler Tayyip Efendi'nin dediği gibi olmuyor.3 çocuk,5 çocuk doğurun demesi kolay,fakat iş onlara bakmaya gelince parasızlık ve dayak diz boyu.Sosyal Güvenlik sıfır.Doğu'da öyle aileler var ki,hiç boş durmuyor,yılda bir çocuk doğuruyor.Akabinde de hepsi ya sığırları güdüyor ya da bahçe bostan işleriyle uğraşıyorlar.Çocukluklarını yaşayamıyorlar.Anneleri babaları o kadar çok çocuk sahibi olduğu için isimlerini bile bilmiyor.Gelin düşünün böyle bir çocuğun büyüdüğü zaman ne türlü psikolojik sorunlarla karşılaşacağını.

Bir de cinsel istismar var tabi.İstismarların en berbatı bu bana göre.Ülkemizde yine "Allah korkusu" falan diyip pek bu işlerle uğraşan sapıklar yok.Avrupa'nın bazı yerlerinde bu işler daha çığrından çıkmış durumda.Küçücük çocuklarını ensest ilişkilere zorlayan anne babalar,çocuk pornosu yapıp internete yayan sapıklar.Hepsi de dünyayı hem kısa,hem uzun vadede daha berbat bir hale getiriyor.

Bir de mimin diğer konusuna gelirsek ; küçüklük şarkısı olarak aklıma nedense "Benimle oynama,söyledim sana,şansını zorlama,uğurlar olsun." şarkısı geliyor.Kimin söylediğini,şarkının ne olduğunu bilmiyorum ama bu şarkıyı söylediğim aklımda kalmış.Düşünün işte TV'de ne kadar b.ktan şeyler yayınlanıyor.Böyle rezil şeyleri TV'de sunmak bile başlı başına bi çocuk istismarı.Gönül isterdi ki çocukluktan bir Pink Floyd hatırlayayım ama nerde?

Yazıyı bitirirken mim konusunu hatırlatmak istiyorum :


  • Mim konusu : Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri
  • Banner
  • "Çocuk istismarını durdurun" sloganının yazıda geçmesi



Ayrıca bu mimi Ekubio , GoogleBoy , Taylanov ve Cevval Portakal'a gönderiyorum.(Şayet 3k hocam da sitesinde böyle konularla ilgili yazabiliyorsa ona da gönderiyorum.)

Yazı bittiğinde "Frank Zappa - Dinah-Moe-Humm" çalıyordu.
Devamını oku >>

Gerekirse taşlarla,sopalarla

Dün bilgisayarı açıp,readerdan bloglarda neler yazıldığını okumaya başladığımda yeni bir konu gördüm.Konu malumunuz,ölen şehitlerimiz için,teröre karşı tepki için bir hafta blog yazmamaktı.Sonra bu konuyu bi kaç saat kafamda sorguladım.

Atatürk'ün kendisinden bile daha fazla güvendiği Türk genci olarak düşündüm.Acaba kaybettiğimizde,zarar gördüğümüzde,düşmanlarımızın sevinmesine sebebiyet verecek bir olay başımıza geldiğinde susmalı mıyız?Bütün gardımızı yere indirip onların amacına ulaşmasını mı sağlamalıyız?
Bazılarımız 1 hafta blog yazmamayı düşünüyor,ama aksine ben yazmak gerektiğini düşünüyorum.Düşünsenize dükkanlar 1 hafta kapansa,gazeteler 1 hafta yazmasa,TVler 1 hafta kapalı olsa kim kazanır?Türkiye'nin kaybedeceği kesin.Bu,insanları bilgilendirmek için kullandığımız platformları kapalı tutarsak sadece bizim insanımız zarar görür.Elin adamı orda savaşı fırsat bilip,yasaları kapağın altından geçirir,ardından askerlerimizin adını ağzına alarak onlara yapmacık bir şiir okur.Devlet zaten çaktırılmadan parça parça satılır.Bunlar belki de bizim bazı şeyleri yeterince sorgulamamızdan,sorgulayamamızdan kaynaklanan bir durum.Askerlerimiz ölüyor diye çok üzülüyoruz,içimiz kan ağlıyor.Ama onlara destek olmak için susmak değil,saldırmak gerek.Ayrıca yazmayanları vatansever olarak niteleyip insanları yazmama zorunluluğuna itmek yanlış bir hareket bence.Eminim ki herkes iyi niyetle tepkisini göstermeye çalışıyor ama bana göre bu yeterli bir tepki gösterme şekli değil.Bizim işimiz burda tam olarak eğlence değil.İnsanlara yeni bilgiler vermek,yeni şeyler öğretmek.Tarladaki bi ottan farklı olmamızı sağlayan şey de budur.
Tüm şehitlerimize rahmet diliyorum ve aşağıya eklediğim,Atatürk'ün 5 Şubat 1933'te Bursa'da söylediği şu sözleri okumanızı istiyorum.

Şubat 1933'ün ilk günlerinde Bursa Ulucami'de toplanan 100 kadar irticacı kişi camilerde Türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar. Ayaklanma kısa sürede bastırılır. Atatürk olayın hemen ardından Bursa'ya gider. Çekirge yolu üzerinde bulunan bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırada bir kişi Atatürk’e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü...". Atatürk hemen konuşmakta olan kişinin sözünü kesmiş ve günümüzde "Bursa Nutku" diye anılan konuşmayı yapmıştır.

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Devamını oku >>

Mim Part III - Kayıp Eşyalar

Mal sahibi mim sahibi : Bekircem
Hani bunun ilk sahibi : Serdarca


Bugün günüme biraz sinirli başladım diyebilirim.Kalktım kahvaltımı yaptım.Sonra bilgisayarımı açmak için masaya geldiğimde masada sadece bir adet osuruktan,çalışmayan bir klavye olduğunu gördüm.Onunla makineyi açmaya çalıştım,olmadı."Ali'ciğim,sen sakin adamsın,böyle basit işlere,kumpaslara gelme" dedim kendime.Sağa baktım,sola baktım.Ne bir mouse vardı ne de klavye.Kanlar yerçekimine meydan okurcasına fokur fokur beynime doluşuyordu.Bir şekilde gittim başka yerden klavye mouseumu aldım.

Bugün blogumda zamanında Level'da yayınlanmış ilan-ı aşk yazımı ve Chip'te yayınlanmış "Mangal Kartonu" yazımı dergideki içerikleri taratıp yayınlayacaktım.Ama bilindiği üzere bi günde işler ters gitmeye başladıysa başın belada demektir.Gün boyunca aksilikler devam eder.Dergileri koyduğum masalara baktım.Yerlerinde yeller esiyordu.Deriiiin bir nefes aldım içime sinirimi azaltmak için,ama bu yöntemin de bi işe yaradığını göremedim.Harbiden kıl oldum.Daha saat şu an sabahın 10'u ve aradığım hiçbirşeyi bulamıyorum.

Tam da bu konunun üzerine Bekircem'in bana kayıp eşyalar konusuyla ilgili mim göndermesi suratımda ufak bi tebessüm oluşturdu.Düşündüm,"Acaba benim bu eşyalarımı Bekircem mi yürüttü?" dedim.Acaba Bekircem de mi Dharma'dandı?(Gerilim dolu bi müzik girer,suratımda şaşkın bi ifade belirir)

Sonra düşündüm bir müddet,"Acaba kaybettiğim başka şeyler var mı?" diye.Ama hafızam genel olarak o kadar zayıftır ki neyi kaybettiğimi bile unuturum.Hah,aklıma bi tane geldi.Dün Sinema dergilerini kurcalıyordum.15. yıl sayısına bi göz atmak istedim.Arşivime girdim ama 150. sayı yoktu.İşte bu beni cidden deli etmişti.Çünkü Sinema Dergisi'nin okuduğum en güzel sayısı oydu.Derginin içinde "Sinemayı Sevmemizin 150 Sebebi" başlıklı dosya konusu vardı.

Şimdi yazarken aklıma bişey daha geldi.Sanırım beni en çok kızdıran da oydu.Zamanında cipslerin içinden Pokemon tasoları çıkıyordu.Pokemonlarınkini bulmak kolaydı,ama Ash tasosu çok özeldi.Bana çıkmıştı cipsten,amma sevinmiştim.Çocukluğa bak be.Sonra bi gün kayboldu.Tabi tasomu arkadaşın çaldığını farketmiştim.Çünkü 2 gün sonra onun da elinde vardı aynı taso.O günden sonra onunla muhabbeti kestim.Çaldın,çalmadın diye de hiç bahsetmedim,belki bi gün bu durumu bana itiraf eder diye."Taso lan o,minicik bişey,ne değeri var ki?" diyebilirsiniz.Burda önemli olan onun çalınması değil,en iyi arkadaşım tarafından çalınmasıydı.Beni sinirlendiren yegane olay buydu.

Selam olsun Bolu Beyine,selam olsun dolu beyine : zzarpandit , okyanustakiruzgar , alisko , sonver

Yazıyı bitirdiğimde hiçbişey çalmıyodu,çünkü hoparlör kablosunu da bulamadım!
Devamını oku >>

Mim Part II : Zamanda Yolculuk

Mal sahibi,mim sahibi : Kubio
Hani bunun ilk sahibi : Hasancebi

Her ne kadar ünlü bilim adamı Stephen Hawking,zamanda yolculuğun mümkün olmadığını,eğer öyle bişey yapılabilmiş olsaydı, gelecekten zaman yolculuğu yapıp bize uğrayan insanların aramızda olmaları gerektiğini belirtse de,çoğumuzun en büyük fantezilerinden biridir zamanda yolculuk.Bunu düşünmek insanı mutlu eder.

Öyle ki,pek çok filme,diziye ve oyuna konu olmuştur bu durum.Bunların arasında Time Splitters ve Back to the Future sanırsam en meşhur olanı.Ama insanoğlu olarak bunun bir fantezi olduğunu bilsek bile riskli yanlarını da her zaman dile getirmişizdir.Uzay-zaman boşluğunda kırılma,geleceği değiştirip daha kötü bir dünya haline gelmesine sebebiyet verme.


Gelelim mim konusuna.Madem elimizde 2 tane yolculuk hakkı var birini geçmişe,birini de geleceğe harcamak istedim.İlk olarak sanırım şu insanların maymun kılıklı,moron tipli oldu prehistorik devire uğrardım.Hani şu Kubrick'in 2001 : A Space Odyssey filminde siyah,eşşek kadar bi mermerimsi blok var ya aha onu arardım.Harbiden merak ediyorum.İnsanlığın merkezinde yatan şey bu taş mı?Böyle bi taş var mı?O taşı görüp dokunmak isterdim.

2. olarak da 3000 yılına giderdim.Hani şu Futurama'da işlenen 3000 yılı var ya,oraya.Dizideki seyahat tüpleri hep hoşuma gitmiştir.Tüpe yaklaşıp gideceğin yeri diyorsun,seni vakumlayarak,jet hızıyla gideceğin yere bırakıyor.Trafik sorununu harbiden kökünden çözen bi olay.İstanbul'un trafiğini bu tüpler çözer miydi acaba oraya gidip bakmak isterdim.Bi de şu intihar kabinleri meselesi,25 kuruşla çalışan bireysel sorun çözme makinesi.3000 yılında nüfusun ve dolayısıyla sıkıntıların artacağı kesin.Bu yüzden intihar kabinleri de telefon kabinleri gibi normal karşılanırdı diye düşünüyorum.Böyle bişeyin normal karşılanıp karşılanmayacağını merak ediyorum 3000'de.

Limiti doldurduk.Tarihten 2 kare görünce insanın iştahı açılıyo be.Daha fazlasını merak ettim bak şimdi.Umarım ben ölmeden şu zaman-mekan kavramını çözüp bi zaman makinesi yaparlar da başka şeyler de görürüm.Ama ben de bu zamanda seyahat olayının fanteziden öteye gidebileceğini sanmıyorum ne yazık ki.Son olarak akı kapasitörsüz bize bu işi yaptırdığı için sevgili mim sahibine teşekkür ediyorum.
Fırından gönderiyorum çıtır çıtır,yakalayın : tersmeditasyon , pitekantropus , taylanov , archengineer , buzcevheri

Mim bittiğinde "Camel - Supertwister" çalıyordu.

Devamını oku >>

Mim - Part One : Bana Göre Mimlemek

Ben bu blog olayına girmeden önce mimlemek eylemini biliyordum,ama anlamı başkaydı.Normal hayatta hareketini beğenmediğin,dallama,fikirsiz bi adam varsa onu mimliyorsun;yani sevmediğin herifler listesine koyuyorsun.Yani bi nevi Kill Bill'deki gelinimize yamuk yapan insanların oluşturduğu Death List.Ama onlar mimlenmekle kalmıyorlar,orası ayrı :D
Bu blog dünyasına ilk girdiğimde baktım bloglara,millet birbirine "Seni mimledim al bakalım","Mimlendin hayırlı olsun,nıahahaa" tarzında şeyler diyordu.Allah Allah dedim,herkes birbirine kıl mı oluyor?Hani nerde "We are the World,we are the children" felsefemiz,nerde dostluk?Sonra 1-2 mim olayını irdeleyip derinlere indikten sonra anladım ki blog dünyasında tam zıttı anlamında kullanılıyormuş.Recep Hilmi hocam da benim yaşadığımı yaşamıştır muhtemelen.Mim,bi nevi blog dünyasının Amerikan futbolu.Topu aldığında hızlı koşup bi ilerideki adama veremezsen ezilir kalırsın,cücüğün çıkar.Sağolsun Google Boy,bana pas gönderdi,ben de kaptım bakalım kaç yard taşıyabilecem ezilmeden?
Aramızdan çoğumuzun camiye gitmişliği vardır.Bayramda olsun,Cuma'da olsun.Kimi sürekli gider,kimisi bi iki kere gider sarmaz.Ama dikkat ettiyseniz orda da müminler bu şekilde,mimleme bazında çalışırlar.Farketmişsinizdir,namaz sırasında bi mümin yalandan bi öksürük gönderir,"öhö öhö".Sonra pası kapan bi başka mümin öksürür,sonra bi başkası,sonra bi başkası.Müminler harbiden öksürüğü geldiğinden öksürmez.Bu sadece aralarında gizli bi namaz geleneği kanımca.İşte camide ilk olarak öksürüğü başlatan mümine "Firestarter Mümin" adını veriyoruz.Mimleyenler arasında da olayı ilk başlatan da aynı şekilde "Firestarter Mimin"dir.Çoğu kişi bilmez bunu.
İşte bana göre mimlemek böyle güzel bi bayrak savaşı ve kafanda konu sıkıntısı olduğu zamana da ilaç gibi gelecek bi olay.Koyun gibi alışmışım sanırım.Kompozisyondaki gibi önüme konu gelince daha verimli olabiliyorum.Ve son olarak topu Zumburtenk,Bekir Cem,Buz Cevheri ve Recep Hilmi'ye paslıyorum.Ben görevimi yaptım,verenin bi yüzü,almayanın iki yüzü kara.Hadi bakalım kolay gele.

Mim bittiğinde "Beck - Everybody's Gotta Learn Sometimes" çalıyordu.

Devamını oku >>