Spiga
Ayın Tavsiyesi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Ayın Tavsiyesi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Böcek Yiyen Bitki : Venus Fly Trap

Yazın da kendini iyiden iyiye göstermesiyle pek çok insanda metabolizma yavaşladı,bende ise durdu.Hatta eksilerde seyrediyor diyebilirim.Böyle zamanlarda gün boyunca ağacın üstünde adeta daşhak kebabı yapan Tembel Hayvan gibi olmak istiyorum.Çeşit çeşit tabi bunlar.Ben nispeten daha sevimli olan Koala mensubuna ait olmak isterdim.Kamerayla 100x ekstra yavaş oynatım yapılıyormuşçasına hareket etmek gerçekten çok zevkli olurdu.Bunlara pek karışan görüşen de yok.

Aslında tembelliğimin ve unutkanlığımın sebebini hafiften bu hayvanlara benziyor oluşuma bağlayıp geçecektim,ama kan aşırı derecede çekiyor.Yüksek derecede saygı duyuyorum.Ayın tavsiyesini unutmuşum ey sevgili blog kemirgeni insan güruhları."Çok da fifi" şeklinde tavırlara bürünüp,ağzını burnunuzu yamulttuğunuzu kolayca görebiliyorum buradan.Ben kendimi tatmin etme derdindeyim zaten bana da fifi.

Bitkilere pek de ilgim yoktur,hoşlandığım kızın dershanesine çiçek göndermem hariç.Bi de evrim zincirinin muhtelif yerlerinde belli bir ağırlığı olan bitkileri severim.Herkesin önünde el pençe divan durduğu tarzda bitkiler.Benim sevdiğim bitkiyi sadece su kesmez arkadaş.Kana da aç olacak.Etliyi,butluyu,havada yakalaması lazım.Bitkiler aleminin kanı deli yaratığı Dionea,nam-ı diğer Venus Fly Trap,tam da bu ihtiyacımı karşılar nitelikte.

Bu bitki niye böyle olmuş,niye bu kadar acımasız,aslında tam olarak bilen yok.Toprakta azot eksik olduğu için böcüklerin aromasını içine çektiği söylenegelir basitçe.Tabi ki yeterli bi açıklama değil.Bunun gibi birkaç psikopat hayvanı çözmesi hayli zaman alacak.Keza Platypuslar da öyle.Bütün hayvan sınıfından özellik taşıyor nerdeyse keranacılar.

Benim de bu yaratıklardan evlat edinmem yaklaşık geçen senenin Ağustos ayına tekabül eder.Yine her zamanki gibi e-ticaret siteleri içinde "Nereye çarçur etsem paramı" tarzında o aciz tüketim insanı arayışı içindeydim.Netekim nasıl denk geldiysem geldim.İsterseniz direkt büyümüş versiyonu,veyahut tohum halinde portakalda vitamin versiyonunu satın alabiliyorsunuz.Arkadaş ortamlarında "Elimde büyüdü yaa kerata" şeklinde söylemlerde bulunabilmek için tohum olarak aldım.Sanırım bir bitki anca bu kadar zor büyür.Bir mafya babasının acımasızlığını içeren bu bitki,topraktan çıkma konusunda 10 taze gelin nazlılığında desem yalan söylemiş olmam.Günde minimum 12 saat ışık istemesine de itirazım yok,kışın akşama kadar florans yakıp çözüyorum o sorunu.Normal suyu da sevmiyor kerata.Canımı dişime taktım,bu manyak büyüsün de yazın odamın ortasında dolaşan sinekleri halletsin diye arabaların aküsüne koyulan saf sudan veriyorum.Evet saf su.Nötralize edilmiş,ütü suyu diye de tabir ettiğimiz 1 litrelik petlerden alıyorum haftada bir.Bu vakite kadar toplasam bu hıyarın suyuna 50 lira vermişimdir sanırım.Napalım dionea seven,nazına katlanır.Atalarımız gülün dikenine katlanılır diye artistlik yapmışlar.Bi de bunun nazını çeksinler bakalım.

Tayyip Erdoğan'ın da dediği gibi "Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda",bizi kimse yıldıramaz.Sevgili Ersen ve Dadaşlar'ım (Evet,bitkimin adı bu) The Little Shop of Horrors'taki insan yiyen Dionea kıvamına gelene kadar pes etmek yok.Ama sahibine itaat edecek,o ayrı.Sokakta yanımda gezdirirken,"Ayy ne şiriin" diyen güzel hatunları yemeyecek mesela.En işlek caddelerde dolmuş yarışı yapan rallici ruhuna sahip dolmuşçuları yiyecek,dev yarasa Nutella kutusunda bize çikolata yapan aşçıyı yemeyecek,tersanede en dandik koşullarda işçi çalıştıran adamları yiyecek,Alessandra Ambrossio'yu yemeyecek.

Şayet bu güzide yaratıktan siz de evlat edinmek isterseniz,sizi Gittigidiyor'daki şu kullanıcının sayfasına atabilirim.İşiniz gücünüz yok ve antin kuntin şeyleri seven bir insan tipiyseniz çok seveceksiniz.Yazımı burda noktalarken sizi kurbağa yiyen bir Trap'le başbaşa bırakıyorum.






Yazı bittiğinde "Steve Hackett - Ace of Wands" çalıyordu.
Devamını oku >>

Ayın Tavsiyesi : Google Hikayesi

Size bir gerçek hakkında bahsetmenin zamanı geldi.Bunu yapmak istemezdim,ama siz kaşındınız.Evet yoldaşlar,Google gökten zembille inmedi.Diğer girişimciler gibi,Metallica (-Metallica girişimci midir?Olsa da uydu,olmasa da uydu.) gibi,garajdan (-Garaj da aslında işin mecazi anlamı zati) başladılar hayatlarına.Yokluk içinde,parasızlık içinde,ellerindeki tek şeyle,inançla kurdu Sergey ve Larry Google'ı.

Google üzerine yazılan çizilen herşey acayip derecede ilgimi çeker.İş aşırı finansal noktaya bile kaysa,onların hikayelerini dinlemek bana bir ninni gibi geliyor adeta.Gençler için her açıdan büyük bir ilham kaynağı.

Geçenlerde kardeşim elinde 400 sayfalık (-Aslında 8 sayfası daha var fazladan ama yuvarlamak istedim.) bu kitapla geldi.Üzerinde Google Hikayesi yazıyordu.Tabi kitabın adını görür görmez ağzım sulandı.Beynime Google ile daha çok bilgi gireceği için içim içime sığmıyordu.Kitabın kapağı da aynı Google gibi sadeydi.Yani bu adamın Google hakkında yazdıklarına inanırdım,çünkü gerçekten Googlevari bir kapak kullanmıştı.

Kitap içerik olarak Google'ın ilk yıllarından başlayarak,şimdiki görkemli yıllarına kadar geçirdiği evreleri anlatıyor.Aslında büyük bir çoğunluğu Google'ın büyüme aşaması ve bizim göremediğimiz arka plan üzerine kurulu.Larry ve Sergey'in kurdukları başka arama motorlarından (bkz. BackRub) tutun da ceplerindeki son paraya kadar herşeyi serverlarına harcamaları.Ee,kolay değil tabi bu işler.Zamanında server kurabilmek için sağdan soldan döküntü parçaları toplayıp bilgisayar yapmışlar,yılmamışlar.Sorarım size,bu özveri değildir de nedir?

Google fikrinin ana kaynağını bazılarınız biliyor,ama çoğunuzun bilmediğini düşünüyorum.Larry Page isimli manyak bir gün "Ben bütün interneti bilgisayarıma indirsem ne kadar sürer? acaba diye düşünmüş ve ardından,indiremeyeceğini farkettikten sonra,"Ulaşılabilmesini daha kolay hale nasıl getiririm?" haline getirmiş düşüncesini.Öyle ki bu tutku,önceden birbirinden hoşlanamayan iki kişiyi,yani Larry ve Sergey'i bir araya getirmiş.Sonra bir arada geçirdikleri zamanlarda,gerçekten de oldukça fazla ortak yanlarının olduğunu görmüşler.

Google'ı şirketleştirmek için birçok risk sermayecisine başvurmuşlar,aşındırmadıkları kapı kalmamış.Tabi çoğu işadamına reklamsız,tertemiz bir arama motoru mantıksız gelmiş,ama geleceği gören insanlar da çıkmış ve yardımlarını esirgememişler.Kitapta bunun gibi pek çok finansal kurulum sorunlarından ve yönetici alımı hikayelerinden bahsediliyor.Google ile her konuya değiniliyor aslında.Baştan sona kadar bu kitabı dikkatlice okuduğunuzda Google ve Google'cı çocuklar hakkında gerçekten sağlam bilgilere sahip olacaksınız ve ürettikleri her yeni hizmete daha fazla tapacaksınız.

Yazı bittiğinde "Jeff Beck - You Never Know" çalıyordu.

Devamını oku >>

Ayın Tavsiyesi : Oyungezer

Geçen kardeşimle Aydın Doğan'a bir ayda ne kadar para verdiğimizi hesaplamaya çalıştık.Saymaya başladık : D-Smart,1 adet evde,1 adet dükkanda Smile ADSL aboneliği,internet mağazacılığı için Hemalhemsat,bazen Hürriyet,her ay CHIP dergisi,benzin alırken Petrol Ofisi ve daha farkında olmadan kullandığımız bir yığın Aydın Doğan zamazingosu.Aslında daha fazla bulmuştuk ama buraya oturup yazmaya gelince iş uçup gidiveriyor bazı şeyler.Neyse önemli olan Aydın Doğan'ın artık hayatımızda ne kadar yer kaplıyor olduğu.E,tabi iktidarla anlaşan bi adam olunca arsalar,ticaret mekanları,ihaleler de onun cebe gidiyor.Zaten ülkeyi parça parça bi elin yabancıları,bir de Aydın Doğan alıyor.Sonunda ülkenin bir kesimi özerk Aydın Doğan Cumhuriyeti,diğer kesimiyse bağımsız Tartaristan olacak.Hadi hayırlısı.

Aydın Doğan'ın özellikle medyada ve ticaret alanında tekelleşme hareketleri süredursun,buna karşı çıkabilen ve önünde durup bağımsız işler çıkarabilen insanlar da var.Yakın zamanda buna çok güzel bir örnek yaşandı.Level ve Chip Vogel'in kanatlarının altından alınıp (Vogel,Almanca'da guş demek,bildiğiniz guş),Aydın Doğan'a verildi.Kimileri bağımsız yeni bir dergi yapmaktan korktular.Misal,CHIP dergisindekiler yerinden hiç kımıldamadı,adeta yenilgiyi kabul etti.Level'da ise o andan itibaren ayrılık rüzgarları esmeye başladı.Sonuçta Aydın Doğan gibi bir kan emicinin altında çalışmak hoş bişey değil.Level dergisini ayakta tutan,belkemiği olan,Sinan Akkol,Serpil Ulutürk,Tuğbek Ölek,Jesuskane,Mehmet Kentel Level'daki son sayılarında Kendi bloglarının adreslerini yayınladılar ve dergiden ayrıldılar.Blog aracılığı ile dergilerinin bir şekilde reklamını yaparak ilk ay 7000 satışa ulaştı ve bu satış oranı her ay gittikçe artıyor.Level'dakilerin ise tam anlamıyla paçası tutuştu.Aydın Doğan babalarının servetine güvenen Level ekibi eskiden yılda 1 tam sürüm oyun verirken şimdi her ay tam sürüm oyun verir oldu.Bu aralar Oyungezer iyice zorlamış olacak ki 2 tane tam sürüm oyun veriyorlar.

Ama gerçek okurun aradığı şey bu değil,bunu bilmeleri lazım.Dergicilik dediğimiz olayın ruhunda serbestlik olmalıdır.Eski Vogel zamanındaki Level gibi,insanların istediği zaman yazıp,ofise istediği zaman geldiği şekilde.Hele hele oyun yazarı insanları koskoca iş binalarına gömerseniz,güçlerini daha da kesersiniz.Ne mutludur ki bize,bu cesur insanlar toplanıp Oyungezer ile bağımsız işlerini sürdürmeye karar verdi.Şahsen ben derginin ilk sayısında güzel bir içerik beklemiyordum ama beni resmen mosmor ettiler.Derginin içeriği Level gibi yıllardır oturmuş bir dergiden bile daha güzeldi,keza tasarımı da.

Dergide en sevdiğim bölümleri sorarsanız,oyunların ön incelemesinin yapıldığı 360 drc,bazı oyunların yerden yere vurulduğu Oyunezer,Göktuğ Babanın hayat maceralarını aktardığı NEM ve yazarların kendi köşelerini yazdığı dört köşenin olduğunu söyleyebilirim.Derginin fiyatı 5.95 YTL."Hahaha napacam lan ben 5 kuruşla 6 lira yapsalarmış bari" diyorsanız,dergi sizi de düşünmüş olacak ki 5 kuruşla yapabilecek 5 şey adı altında güzelcene de bi köşeleri var.Alın bu dergiyi sevin,destek olun.Oyunla alakanız olmasa dahi böyle özel bir işe destek olmanız lazım,Aydın Doğan gibi bir medya canavarının ellerine kozları vermemek için.
Devamını oku >>

Ayın Tavsiyesi : Sinema Dergisi

Bi yerde bi adam demişti.Bilmiyorum,belki de eskilerin lafıdır."Yerde gazete kağıdı görsen bile oku."Gerçekten çok doğru.Şu beyni paslandırmamak,canlı tutmak,sürekli geliştirmek için illa ki bişeyler okumak gerekiyor.Okuduğumuz kitaplardaki,dergilerdeki,gazetelerdeki (maalesef gazeteleri önerirken 1786 kere düşünüyorum.Ülkemizde çıplak kadın resimlerini basmayı gazetecilik sanan kuruluşlar olduğunu düşünürsek 1786nın az bile olduğunu kabul edebiliriz.Bu yüzden farz edelim ki Radikal gibi kaliteli bir gazete) yazıları,görüşleri okuyup kendimize özel,has bir düşüncemiz olmalı.Herkesin dediğine "he" diyen bi öküz olmak,kendi görüşleri olmayan bir hıyar olmak.Çoğu insan maalesef böyle,ama bu çoğu insanın yüzde 90'ı bunu kabul etmez,etmekle de kalmaz,her konuda bilgili olduğunu sanırlar.Ne üzerine konuşursanız konuşun,o kişinin o konu üzerine k.çından sallayacağı bir yığın uyduruktan cümle mutlaka vardır.
Her ne kadar yazarken konuyu dağıtmak istemesem de,kızdığım insanlar maalesef bitmiyor.Bir de ülkemizde okur gibi gözüken,ama dergileri sadece verdikleri skindirik hediyeler için alanlar var.Benim bildiğim dergi dediğimiz olay alınır,okunur.Yanında bir eki,bir kitap hediyesi varsa o da alınır okunur.Ama son zamanlarda ülkede bir sinema dergisi furyası almış başını gidiyor.Yok şunun DVDyi veriyomuş da,yok bunun DVDyi veriyomuş da.DVD veriyor ama içi bomboş.Fazla isim vermeye gerek yok çoğu derginin politikası bundan ibaret.
Bunların arasında hepsi bir yana,"Sinema Dergisi" bir yana.Merkez derginin yaklaşık 15 yıldır çıkardığı bir dergiden bahsediyorum.Her ne kadar ben son 2 yıldır alıyor olsam da,derginin geçirdiği 15 yılın ne kadar büyük bir tecrübe yarattığı,derginin içeriğinden anlaşılıyor.Bu dergi hiçbir zaman promosyoncular için çıkmıyor.Bu dergiyi beleşçiler,hediyeciler almıyor.Diğer dergiler reklam yaparken bu dergi reklam da yapmıyor.Ama bu dergi kendine has ve özel bir dergi.İşte 15 yıldır bu dergiyi ayakta tutan yegane güç bu.
Derginin son 1 yıldır üzerinden çalıştığı eski yazıları kitaplaştırıp okuyuculara sunarak arşiv oluşturma projesi var.İlk olarak Kült Filmler 1 kitabıyla başlayan bu proje,daha sonra Kült Filmler 2 ve Bir Senaryo Yazmak kitaplarıyla devam etti.3 kitap da birbirinden güzeldi ve film konusunda ufkumu bayağı geliştirdiğini söyleyebilirim.Bu ay dergimiz projesine kaldığı yerden devam ediyor ve Günümüzün Klasikleri 1 kitabıyla yine bize selam yolluyor.Bu kitap Kutlukhan Kutlu'nun Sinema dergisinde yazdığı günümüzün klasikleri üzerine yazıların bir toplaması.İçinde Seven,Matrix,Crouching Tiger Hidden Dragon,American Beauty,Fight Club gibi yakın zamanda çekilen modern klasiklerin ayrıntılı incelemeleri yer alıyor.
Bunun haricinde dergide 2007 genel film değerlendirmesi,Tim Burton dosya konusu ve doğal olarak geniş bir Sweeney Todd incelemesi ilk göze çarpanlar.
Eğer dergiye hala başlamadıysanız,ya da diğer abidik gubidik sinema dergilerinden birini alıyorsanız.Bu ay bu dergiye başlamanızı öneririm.En azından bir deneyin.Göreceksiniz aradaki farkı.Ha unutmadan gelecek ay da Günümüzün Klasikleri serisinin 2. kitabının verileceğini de söylemeliyim.
Devamını oku >>