Spiga

Zombie Grinder 60000 - Öğütün!

Zombie Grinder 60000 size ne çağrıştırıyor bilmiyorum ama ben bu oyunu oynamadan önce blenderlarla ilgili bi oyun olduğunu düşünmedim değil.Çok tutacak bi blender marka potansiyeline sahip:"Zombie Grinder 60000 parçalar,öğütür,suyunu çıkarır.Üniversite öğrencilerinin pijama partilerinin vazgeçilmezidir!Hem küçük hem pratik!Eminiz ki bu ürünü aldıktan sonra elinizden bırakamayacaksınız!".Akabinde sözlüğe baktım,Grinder kelimesinin anlamı öğütücüymüş zati.Ama arada yabana atılmayacak kadar büyük bi fark var : Mevzubahis öğütücümüz bir insan ve öğüttüğü nesneler zombi.

"Ulan yine mi Zombie Defence oyunu!Yeter lan,evimin kileri zombi leşi doldu,kokmaya başladılar artık!" dediğinizi duyar gibi oldum.Bi de bazılarınız küfretmiş olacak ki,kulaklarım çınladı bi anlığına.Peşin yargılı davranmayınız.Bu öğütücü o bildiğiniz öğütücülerden değil.Artık davşan gaç,dazı tut devrine son vermenin vakti geçmişti bile.Zombilerin 2 saat üstünüze doğru koşturmasını kim bekleyebilir?

Oyunumuz en iyi savunma,saldırıdır düsturundan yola çıkarak yapılmış sevimli mi sevimli bir flash oyun.Zombi gebertme türünde kesinlikle bir devrim ve tartışmasız en fazla eğlence vaad edeni.Zira kahramanımız pompalısıyla koşarak zombileri öğütürken arka planda çalan müziğe eşlik ediyor.Grindgore'un babaları Last Day of Humanity,Inhume ve Regurgitate ile birlikte yeri geldi mi ağır çekimde kelleleri gövdeden ayırırken,yeri geldiğinde ani bi flashbackin ardından topukları son hız köklüyoruz.Grindgore dedim babacığım,yavaş bişey sanmayın.Bu tür öyle bişey ki,solistin ne dediği anlaşılmıyor.Bi nevi böğürme,sanki solistin t.şakları g.tüne kaçmış gibi.Öylesine inliyor.Esasen bu kadar sert olan kolunu sevmiyorum metalin.Ama bu oyunda acayip gaz veriyor bee!Adam böğürdükçe mermiyi zombinin dalağına dalağına sokasım geldi valla.

İş yerinde sorunlarınız mı var?Hayatınız bu aralar fazla mı stresli?Düz duvara mı tırmanıyorsunuz?Bu oyun belki dertlerinizi tamamen nötralize edemez ama sizi bi süreliğine nefretlerinizden uzaklaştıracağına eminim.Daya pompalıyı bünyeye,haaaah,ne gam kalır ne tasa.

Oyunu ahanda burdan oynayabilirsiniz.

Yazı bittiğinde "Salva - Underneath" çalıyordu.
Devamını oku >>

Falından Erkek Talip Çıkan Bi Adamın İçleri Burkan Dramı

Toplumca işimizle gücümüzle uğraşmayı bırakıp,muskalardan,Allah'ın izninden,Falım cikletlerinden yardım umar olmuşuz."Çocuk ÖSS'ye girecek ama hiçbişey bilmiyor,hadi bakayım 4444 yapalım bi,muhakkak kazanır.","Vah vah benim çocuğuma niye hiç bi tane bile kız vermiyo,bi kurşun döktürelim de çocuk bi skor yapsın.","Aylardır soluk almıyoruz,yemiyoruz içmiyoruz,Memedali Bey bile yardım edemedi bize.Ama Şıh Şahap bana bi el attı,bugün çocuk doğacak artık Allah'ın izniyle".İnsanın Züğürt Ağa filmindeki ağa gibi "Aramızda cünüp var" diyen şeyhe "Tüh senin şıhlığına" diyip tüküresi geliyor valla.İşin b.kunu çıkarmışız farkında değiliz.Ondan sonra Hakan Şükür maçla ilgili ufak bi temennide bulununca bunca b.ku yiyen biz değilmişiz gibi adamı yadırgar olduk.En azından adam idmanını,çalışmasını yapıp Allah'ın iznini istiyor.Boş boş ümitlerle,yeşil güç Persil'i beklemiyor ya.Fethullahçı bi kişilik olduğu için pek de haz etmem kendisinden ama ele talkımı verip de salkımı yutanlar çokça olduğu için Hakan Şükür'ün yaptığı çok masumca,hatta üzerinde tartışmaya değmeyecek bişey gibi geliyor bana.İlla ki ortalığı bi şekilde kızıştırıyorlar anlayacağınız.Haber bültenlerine konu da yok tabii bu aralar.Beyoğlu'na çıkıp önüne gelene soruyorlar : "Hakan Şükür ne demek istedi?Acaba şeriatı mı pohpohluyor alttan alttan?".Sokaktaki çoğu adamın işi gücü yok zaten,boş boş dolaşıyor,mikrofonu bi ver,binlerce saçma sapan yorum dinle.Al sana 1 saatin yarım saatini dolduracak haber.Daha ne olsun.Girin buna da Facebook grubu oluşturun anasını satayım.Ota b.ka,suya sabuna grup."Ampule hayır,bize florasan verin.","Hakan maç tahminlerini falım cikletleriyle yapsın diyen 3 milyar insan bulabilirim.".Aferin,vatanı kurtardınız.AKP bu eylemleriniz yüzünden utanç içinde.

Bişey üzerinde çalışmadıktan,uğraşmadıktan sonra fal,kurşun ya da buna benzer etkenlerle onu elde edemeyeceğimi biliyorum.Ama farkında olmadan ara sıra elime Falım sakızı geçiyor.Geçenlerde bu konuyla ilgili bahsetmiştim.2 kere üst üste Falım'dan talibim erkek çıkınca kıllanır olmuştum durumdan haliyle ve uzunca bir süre çiğnemedim.Geçenlerde yaptığım Falım grevini unutmuş olacağım ki,cikleti birden ağzımda buldum.Her zaman yaptığım gibi istem dışı bir şekilde falı okumaya koyuldum : Yar yar değil sanki melek/O anlayışlı bir erkek/Yarın sana yüzmeyi/Dans etmeyi öğretecek.

Bu nasıl bir rezalettir?Sinirlerim tavan yaptı o an yemin ederim."Ulan hepsi bana çıktığına göre ben harbiden i.ne miyim acaba?" diye de düşünmedim değil.Sonuçta içinden erkek çıkan 3. falım.Ki çok nadir Falım çiğnerim ve çiğnediğimde erkek çıkıyorsa bi iş vardır.İ.neliğe şartlandırdılar resmen beni.Resmen bir trajedi.Kendimi test etmeye başladım artık.Gazetede erkek görünce bi süre baktım,"Garip bişeyler hissediyor muyum,ç.küm kalkıyo mu?" diye.Allah'tan öyle bişey olmadı.Garip duyguları yanındaki güzel arka sayfa güzeli hatuna bakınca hissettim.Memnun oldum.Ama sonra bi an duraksadım ve yine düşündüm : "Fal gelecek işi değil midir?Bu durumda ya yaşadığım belli durumlardan,sıkıntılardan,psikolojik çöküntülerden sonra i.ne olacaksam?".Bu düşünce beni 3,5'lardan diğer 3,5'lara aldı aldı götürdü.Benim gibi kızlara aşırı düşkün bi insanın günün birinde pasif homo olmasını hayal edemiyordum.İki ucu b.klu değnek.İ.nelikte yatakta aktif olsan kötü,pasif olsan ayrı bi kötü.

Benim sinirli olduğumu gören kardeşim dayanamadı,küçük sırrını açıkladı.Onun falında da şöyle yazıyordu : Şans getiriyor turuncu/Kısmetinde var bir oduncu/Odunculuğu rol icabı/O bir tiyatroda oyuncu :) Sonuna bi de gülücük atmış anlayın artık.Beterin beteri varmış.Oduncuları yatakta i.nemsi bi ilişki içinde düşünemiyorum.Abimin benden daha fazla hırpalanacağını farkedince nedense bir kötü adam kahkası patlattım "Nıahahahahahahaahah".Ben gidersem yanımda seni de götürürüm hesabı.En azından ikimiz de i.ne olursak beni daha az yadırgarlar diye düşündüm.Ulan ne saçma düşünceler.İ.ne olmanın korkusundan olsa gerek,"Başkaları da i.ne olsun da bana garip gözle bakmasın insanlar" diye düşünülüyor haliyle.

Elimde yeterince veri oluştu.Bu bir dava sebebidir."Falları Unisex Yapın" diye uyarmıştım,ama beni sallamadılar.Şimdi beni tanımadan bana i.ne muamelesi yapmanın cezasını çekecekler.O 3. sayfa haberlerine çıkan şaklabanlardan biri de olsam,o falları unisex yaptıracam.Ben yandım,başkaları yanmasın.Lütfen dava aşamasında bana destek olun,siz de falların unisex olmasını savunun.Daha güzel,gökkuşaksız ve erkeklerin kadınlarla meşk ettiği bir dünya için.

Yazı bittiğinde "Cesaria Evora - Amor Di Mundo" çalıyordu.
Devamını oku >>

Some Like it Hot (1959)

Pek çok meşhur filmin adı,izlemesek de geyiklerimizin içinde döner."Ve Tanrı Kadını Yarattı" bunların en meşhur örneklerinden olsa gerek.İzleyen kişi pek olmasa da genelde herkes o filmde Brigitte Bardot'un arz-ı endam ettiğini bilir.Keza Some Like it Hot'ı da bu örneklerin içine sokabilirim diye düşünüyorum.Benim günlük hayatta karşılaştığım kadarıyla yer yer döner "Bazıları Sıcak Sever" geyiği.

Çoğu insanın neyi sıcak sevdiğini bilemem ama mevzubahis filmimizde Tony Curtis'in neyi sıcak sevdiğini biliyoruz.Geçenlerde bu filmi yatakta izlemeye çalışmıştım.Olacak iş değil.Yatakta izleyeceğime hiç izlemem daha iyi.Sıcacık battaniyenin içinde mayışa mayışa en fazla 30 dakika gidiyor.Ben de kendime küfrettim.Akabinde bi gece vakti kardeşimle oturarak izledim.

Film başladığında ilk olarak mafyanın eğlenceli,gizli kapaklı işlerinden birine tanık oluyoruz.Tabut içinde taşınan içkiler,cenaze evi görünümlü mekanda gizli eğlence yerine götürülüyor.Eski zamanların mafyası da ayrı bi jantiymiş.Hele polis kovalamacasında sürdükleri araba apayrı bi güzellik.O incecik tekerlerle o hızda virajları nasıl dönüyor diye pek şaşırmıyorsunuz.Çünkü görüntünün birkaç kat hızlandırıldığını farketmek pek zor değil.Cenaze evi görünümlü barda,kahve bardağı içinde içilen,kadınların eğlenceli bir şekilde dans ettiği ortamda kameralarımız iki kafadar çalgıcıya yöneliyor.Bu girişten başrolün onlara bahşedildiğini farkediyoruz.Hoş,Tony Curtis'le Jack Lemmon figüran olacak da ben mi oynayacağım?

Polis baskınından kaçan elemanlarımız bu sefer de mafyanın seri cinayetine tanık olunca,tarlayı tapanı toplayıp delik deşik edilmeden kaçmaları elzem oluyor.Şanslarına kadın orkestrasında bir kontrbas ve saksafon boşluğu buluyorlar ve kadın kılığına girip orkestraya katılıyorlar.İçinde Mariyln Monroe'nun da bulunduğu trenle ver elini Florida.Kadın kılığında bir erkek olarak bir trenin içinin her yerinde cıvır dolu olduğunu düşünün.Olur olmaz gece içki partilerinde küçücük yatağınıza doluşan,her yerinize değen kadınlar.Niyeti bozmamanız lazım.Çok zor bir deneyim olsa gerek.Bunun ardından Joe (Yoksa Josephine mi desem?) ve Jerry'nin bir yandan Sugar (Marilyn Monroe) ve k.çlarını mafyadan kurtarmak için kapışmalarına tanık oluyoruz.

Marilyn Monroe'ya dikkat ettim de bayağı etli butlu bir ablamız gibi geldi bana.Yani bıngıl bıngıl sallanıyor etler resmen.Neredeyse her sahnede eğilmesiyle birlikte göğüslerini görmemiz kilo problemini kapatıyor sanırım.Onu efsane yapan şey aptal sarışınlığı olsa gerek.Zira kendisinin güzel bir vücut sahibi olduğunu söyleyemeceğim.Lakin sesi de fena değil gibi.Kiss Me Tiger'ı söyleyiş şekli insanı biraz garip ediyor.

Tony Curtis ve Jack Lemmon gerçekten birbiriyle uyumlu iki başrol oyuncusu olarak mükemmel iş çıkarıyorlar ve duruma göre birbirlerini çok iyi frenleyip dengeliyorlar.Marilyn Monroe da sanırım kendi gibi oynadığı için güzel iş çıkarıyor.Gerçi ne yalan söyliyim,bazı hareketleri aşırı derecede yapay geldi.Filmin pek çok sahnesi insanı gülmekten çatlatır cinsten.Özellikle kadın kılıklı erkeğimiz Daphne'nin yatağına dolan 20 tane kadın yüzünden yaşadığı zor anlar ve Sugar'ın Joe'nun iktidarsızlık sorununu çözmek için defalarca dudağına yapışması.

Eski Yeşilçam zamanlarını zaten biliyorsunuz.Dünya'da tutan her filmin bir Türk uyarlaması yapılırdı illa ki.Some Like it Hot da bu furyadan nasibini almış.Fıstık Gibi Maaşallah'ta Sadri Alışık'ın "Ben Erkekim,Ben Erkekim" dediğini hatırlıyorsunuzdur.Eskiden niye sürekli böyle uyduruk kaydırık filmler çekerlerdi anlamış değilim.İlla bişey uyarlayacaksanız en kötüsü Goethe'nin Faust'unu serbest bi şekilde uyarlayın.Gerçi onun da b.ku çıktı ama,o zamanlarda biraz daha az uyarlanmıştı yine de.Yeşilçam bitti de ne oldu?Yeşilb.k oldu sinemamız adeta.Şimdi de Amerikan Pastası tadında gençlik filmlerinin ucuz kopyaları türemeye başladı.Hep ticari zihniyetin hükmünden kaynaklanan b.ktanlıklar bunlar.

Ne anlatıyordum nereye saptım?Ama kızmakta da haksız değilim.Ne varsa eski filmlerde var.Herkesin günümüze oranla daha az parayla daha samimi işler çıkardığı zamanların ürünlerinden birisi Some Like it Hot da.Bu yüzden güzel bir komedi izleyip eğlenceli 1-2 saat geçirmek isterseniz pişman olmazsınız.

Yazı bittiğinde "Saltatio Mortis - Nichts Bleibt Mehr" çalıyordu.
Devamını oku >>

Repliktör : Reservoir Dogs

Mimbazlığa bir gün ara vermişken,en azından benim buralarda yağmurlu başlayan bu güzel Pazar gününde bi klasiğin içine atlamak istedim.Bu aralar -şayet TV izliyorsanız- reklamlarda Madonna'nın yine yarı cıpcıbır şekilde raks ettiğini görüyorsunuzdur.Artık etler pörsümüş olacak ki,çoğu yeri elbiseyle kapatmışlar.Hey gidi hey,eski Madonna neydi,ekranda bi sevişmediği kalıyordu.Bundan yaklaşık 3 sene önce izlediğim,mükemmel başyapıt Rezervuar Köpekleri'nden sonra ne zaman Madonna'yı görsem hakkında pek hayırlı şeyler düşünmez oldum.Zira bu mükemmel diyaloglarla bezeli film,başlangıcındaki kahvaltı sohbetiyle en büyük çuvaldızı Madonna'ya batırıyordu.Bir ünlünün bundan daha da rezil kepaze edilebileceğini sanmıyorum.Ama diyaloglar o kadar mantıklı ve komik geliyor ki,Madonna bile Tarantino'ya edecek laf bulamamıştır eminim.Böyle iflah olmaz bir sinema aşığıyla laf dalaşına girmek,bir ünlünün bulaşması gereken son iş olmalıdır diye düşünüyorum.Şimdilik sadece şu replikleri okumanızı istiyorum.Filmin incelemesi başka bir zaman.Soframızdaki muhabbetin ana teması "Neden Like a Virgin?".

"Like A Virgin"in konusunu size söyleyeyim:
Şarkı kocaman ç.kü olan bir herifle düzüşen bir kızı anlatıyor.
Bütün şarkı büyük ç.kler hakkında bir mecaz.
Hayır, değil.
Sadece birkaç kere düzülmüş,çok hassas bir kızı anlatıyor.
Sonra günün birinde çok duyarlı biriyle karşılaşıyor..
Has.ktir... Saçmalıklarını git turistlere anlat.
Hikaye duyarlı bir erkekle karşılaşan sevimli bir kızın hikayesi değil.
Bunu "True Blue" konu alıyor.Kimse aksini söyleyemez.
"True Blue" hangisi? - Madonna'nın süper çıkış yapan şarkılarından biri.
Ben bile "True Blue"nun en azından adını biliyorum,hiç pop müziği dinlemediğim halde.
Bak keriz... hiç duymadım demedik heralde..Sadece hangisiydi diye sordum.
Madonna'nın dünyadaki en büyük hayranı olmadığım için özür dilerim.
Madonna'dan nefret ederim.
İlk parçalarını severim,"Lucky Star", "Borderline"...
Ama "Papa, Don't Preach" dönemine girdiğinden beri dinleyemez oldum.
Bırakın şimdi bunları.Ne diyeceğimi unutturacaksınız bana.
Bir şey anlatıyordum.Neydi?
Tabi ya,Toby şu Çinli kızdı.
Soyadı neydi? - O elindeki ne?
Eski bir adres defterim. Asırlardır giymediğim bir ceketimin cebinde buldum.
Toby.. Kahrolasıca soyadı neydi? - Neyden bahsediyordum ben?
"True Blue"nun duyarlı bir--
erkek bulan bir kız hakkında...
Fakat "Like A Virgin"in büyük ç.kler hakkında bir mecaz olduğunu söylüyordun.
"Like A Virgin"in konusunu anlatayım size.
Şarkı adeta bir düzüşme makinesi olan bir .mcık hakkında.
Yani sabah, akşam, gece gündüz düzüşüyor...
Bir ç.k daha, bir ç.k daha, bir ç.k daha bir daha, bir daha, bir daha, bir ç.k daha!
Kaç tane ç.k oldu? - Bir hayli.
Bir gün şu John Holmes tiplerinden biriyle karşılaşıyor.
Herif resmen "Kaçış" filmindeki Charles Bronson gibi.
Durmadan tüneller açıyor.
Ve kadın çok uzun zamandır hissetmediği bir şeyi hissediyor: Acı, büyük bir acı.
Chew? Toby Chew? Yo!
Canı yanıyor. Çok acı çekiyor.
Ve bu hayret verici.Düşünsenize, çoktan laçka olmuş bir kuku, daha önce binlerce kez düzüşmüş olmasına rağmen.
Fakat adamımız becerdiğinde, gerçekten acıtıyor.
Tıpkı ilk defada olduğu gibi
Anlıyor musunuz?Acıyı ilk defa hatırlatıyor...
bir düzüşme makinesine bakireliği anımsatıyor.
Bu yüzden parçanın adı "Like A Virgin."
Dipçik not : Like a Virgin = Bakire gibi
Yazı bittiğinde "Lynyrd Skynyrd - Sweet Home Alabama" çalıyordu.

Devamını oku >>

Mim Part VIII : Mutluluk

2 günde 4 mim gelir mi arkadaş?Geliyor işte.Vallaha kendimi "Al lan şunu yaz,aha bunu yazmazsan çaktın olum bu dersten.Noldu lan yazamadın mı yoksa?Boruuuuuu." diyen olağan bi öğretmenin kompozisyon dersinde gibi hissettim.Böyle olunca ne yazacağım gelmiyor sanki aklıma.Dilekss "Bana mutluluğun 360 derece panoramasını yapar mısın?" demiş.Resmi bile yapılamadı,bizden panoraması bekleniyor,olmaz ki ama.Resime giden ufak birkaç parçayı sunabilirsem görev benim için bitmiş demektir.Bu işler göbek pamuğu satmaya benzeseydi keşke.

Mutluluk çok bireysel bir olgu.Herkese göre değişebilir bir kavram olduğundan kendime tezahür eden kısmından bahsedeceğim biraz.Benim açımdan mutluluk çok anlık şeylerden ibarettir.Uzun vadede pek bişeye sevindiğimi sanmıyorum,zaten öylesini de görmedim.Mesela benim için dün gece en önemli şey,ayaklarımı,kıçımı açıkta bırakmayacak bi battaniye olmasıydı.Evde herkesin kıçını sokacak battaniyesi varken benim yoktu.Döndüm döndüm durdum gece boyu.Halbuki bizim ailede bir Allah'ın kulu 2 kuruş yediğinden içtiğinden arttırıp battaniye alsa bunlarla uğraşmayacaktım.Gerçi o zaman mutluluğa ulaşmak için elimde de bir sebep olmayabilirdi (Mutluluk sebebine bak be ne mütevazi adamım ama.Olsun,ben Garfield kadar uyuşuk bi insanım.Benim için battaniye zaruri bi ihtiyaçtır.).

Pek çok yeniyetmede olduğu gibi bende de mutluluğu içkiden arama dönemi oldu ufaktan.İnsan Metallica gibi zibidilerin yaptığı Frantic tadında kliplere özeniyo tabi.Gerçi orda asıl anlatmak istediği bunun boktan bi döngü olduğu,ama gençlik her kazığı kendine göre yontuyor.Her gece ayrı bi kadın,her gece rakı,viski,mutluluğun en önemli kaynakları gibi gözükse de,sadece dertlerimizi bir süreliğine ertelemekten öteye gitmeyen hobilerdir.Aşktan meşkten bahsetmeyecem,zira aşktan hala hazzetmem.Belli bi dönemde bi tiksinme yaşadım,o gün bugündür aşk üzerine hiç bir düşüncem oluşmadı.Bana sorsanız aşk da dertleri başka güne ertelemekten başka bişey değildir yani.Evlendiğiniz gün,rafa kaldırılan dertler,kadından cırmık,adamdan yumruk olarak mevzubahis kişilere geri döner.Olmadı her akşam kavga.İstersen kadın ruhunu okumuş içmiş kazanova ol,adamı bitirir evlilik.Mutluluğu bu boş işlerde aramamak lazım.

Belki yeni aldığım bi oyun,ya da yeni aldığım dijital bi alet.Hepsi bi süreliğine veriyor mutluluğu.Belli bi aroması var anlayacağınız.Akabinde hepsi bitiyor.Çok geçici ve değişken bişey,bu yüzden de ne resmi ne de panoraması çizilebilecektir."Ailemle bi odada oturur,kestane çizerim,daha büyük mutluluk mu var bee?" der pek çoğumuz da.Yapmayın efenim,bi ömür (gerçek anlamında) kestane çizerek geçer mi?Bu mu sevindirir seni yani?Gerçi kanaatkar davranmak lazım,bir gün ailemizden çok sevdiğimiz insanlar yok olduğu zaman keşke bi soba başında toplanabilsek de diyebiliriz.Ama dediğim üzere ne olursa olsun,konu aile bile olsa her kavram üzerinde mutluluk en fazla 1 hafta sürüyor.Bir de Edgar Allan Poe'nun yaklaşımıyla irdeleyelim bakalım.


THE HAPPIEST DAY - THE HAPPIEST HOUR

En mutlu gün - en mutlu saat
Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
En büyük umutları gücün ve gururun
Hissettiğim, geçip gitti.

Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm
Ama yazık! çoktan yitip gitti hepsi
Gençliğimin hayalleri -
Ama boÅŸver ÅŸimdi.

Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi?
Sakin ol ruhum!
Belki bir diğer baş devralır
Üzerime döktüğün zehri.

En mutlu gün - en mutlu saat
Gözlerimin gördüğü göreceği,
En parlak ışıltısı gücün ve gururun
HissettiÄŸim:

Ama o zamanlar çektiğim acıyla
Gücün ve gururun umudunu verselerdi,
Yaşamazdım o parlak saati tekrar.

Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım
Ve çırptıkça - bir öz dökülüyordu
Öldürmeye yeterli
Onu bilen bir ruhu.

Selam olsun Bolu Beyi'ne,selam olsun dolu beyine : y4lcin , ÅŸafakotur , ekubio

Mim bittiğinde "Slonovski Bal - Darijeva igra" çalıyordu.

Devamını oku >>

Green Jellÿ - Cereal Killer Soundtrack

Sinema olayını komediye entegre etmek gerçekten zor zanaat.Yaparsın yapmasına ama,olayın bi dozajı vardır.Esprileri çok bayağı yapsan olmaz,düşük not alırsın.Güzel ama anlaşılması zor yapsan,yüksek puan alır ama yeteri kadar kesime ulaşamazsın.O ince çizgiyi tutturmak gerçekten zor olduğundan olsa gerek,komedi filmleri genelde hep 7'nin altında puan alırlar.Çoğu eski komedi filmi daha yüksek puanlar alırken,günümüzde dejenerasyonun daha da arttığı görülmektedir.

Müzikte de neredeyse bir tabu gibidir komedi.Cıvıtması kolay,herkes cıvıtabilir.Sahnede salak salak hareketler de yapabilirsin pekala.Ama kaç grubun bu komedi içinde cıvıtma davranışı Ajdar'dan öteye gidebilmiştir şu vakte kadar?İşte bi elin parmakları kadar grup var.Onların da pek fazla tanındığı,dinlendiği söylenemez ya.Beatallica bu konuda gerçekten sağlam gruplardandır,Metallica ve Beatles karışımı yaptığı eğlenceli şarkılarla.

Bunlar hazine gibi valla,değerini bilmek lazım.Geçenlerde elime birkaç albüm daha geçtiğinde yine böyle eğlenceli bir grup vardı.Green Jellÿ isminde,geyikliğin sınırlarını zorlayan bir gruptu.Dinledikçe coşum bazlı taşkınlıklara sebep oldum.

Green Jellÿ ilk kurulduğunda ismi Green Jellö'ymüş.Fakat bu bir marka olduğu için sahibi bu adın 2-3 tane zibidi tarafından kullanılmasını istememiş,"Değiştirin lan,indirtmeyin tokmağı grubunuza" demiş.Grup da ufacık,miniminnacık bir değişiklikle kefal zihniyetli marka sahibini manipule etmiş.Ha Green Jellÿ,ha Green Jellö.Bu arada bu zibidilerin 1981'de kurulmuş Amerika bandıralı bir grup olduğunu söylemeyi unutmuşum,onu da ekleyeyim.Tür olarak ise Comedy Rock,Heavy Metal ve yer yer punk kullanmaktadırlar.Neredeyse her şarkıda başka bi şarkının ya da başka bi konunun geyiği geçmektedir.Onları bulabilmek için bazen fazladan genel kültür bilgisine sahip olmak gerekebiliyor.

En iyi albümleri 1991 yılında çıkan Cereal Killer Soundtrack olduğu için haliyle bu albümü inceliyorum.
İlk parçaları olan Obey the Cowgod'dan son şarkılarına kadar neredeyse enerji hiç düşmüyor.Hatta 9. şarkıları olan House Me Teenage Rave'de tansiyonun bayağı arttığını söylemek gerek.Evde bu 9. şarkıyı son ses dinlemeniz durumunda alt ve üst katınızda oturan "Meraklı Melahat" diye tabir ettiğimiz komşular,bütün sokağa "Sizin eve birkaç kadın atıp,bağıra bağıra,bağırttıra bağırttıra düdükleme işlemi"ne tabi tuttuğunuz söylentisini yayabilir.Neyse aldırmamak lazım.Onlar da sağa sola yayacak dedikodu arıyorlar.Zaten başınız bağlı değilse bunun kötü bir söylenti olduğunu sanmıyorum.Ününüz ve bereketiniz artar en fazla.Bunun haricinde Motörhead'den Ace of Spades ve Metallica'dan Enter the Sandman gibi bazı şarkılar yer yer melodilerin içine eklenmiş.Ama özellikle şu meşhur 3 küçük domuzcuk hikayesine farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Three Little Pigs ve Anarchy in the U.K. şarkısına Wilmaaaaaaaa naralarıyla Flintstones yorumu katan Anarchy in the Bedrock beni benden aldı.

Eğlendim kardeşim işte,bu sefer sırf müzik güzel diye değil,hem güzel hem eğlenceli olduğu için eğlendim.Yeter gari,boğmayın beni hüzünlere.Dünyanın en mutlu adamı olmuşum bi anlığına,çok mu görüyorsunuz?İşin ticari yanını,satamayıp s.çacağınızı düşünmeyi bi kenara bırakın artık.Ayda yılda bir de çıksa böyle eğlenceli şeyler görmek istiyor insan.Yeter b.ku çıktı işin.Her yeri aşk şarkısı bastı.Bu kadar aşk şarkısı dünya batana kadar yeter.Farklı temalara yönelin,mesela albümünüzün konusu "Tabakta kalan son sucuk parçasını kardeşine kaptırmanın verdiği hüzün" ya da "Tabakta kalan son sucuk parçasını kardeşinden önce yemiş olmanın verdiği sevinç" olsun.Absürd olsun,bana bunlarla gelin.İlla herşeyin bi mantığı mı olmak zorunda?Hepinize bir kilo Yeşil Jöle armağan ederken huzurlarınızdan ayrılıyorum.

MUHTEVİYAT : 1.Obey the Cowgod , 2.Three Little Pigs , 3.Cereal Killer , 4.Rock-N-Roll Pumpkin , 5.Anarchy in the Bedrock , 6.Electric Harley House , 7.Trippin on Xtc , 8.Misadventures of Shitman , 9.House Me Teenage rave , 10.Flight of the Skajaquada , 11.Green Jelly Theme Song




Green Jelly - Cereal Killer Soundtrack

Yazı bittiğinde "Lynyrd Skynyrd - Simple Man" çalıyordu.

Devamını oku >>

Mim Part VII : Kitaplarım

Yazın da kendini iyiden iyiye göstermesiyle birlikte,bahar girişinde toprağa atılan mimler,olgunlaşıp elimize düşmeye başladı.Kitaplar ile ilgili düşüncelerimizi aktarmamızı isteyen bu mim ilk olarak Volkan Yılmaz tarafından başlatıldı.İkinci durak olarak Volkan Alabaz'a uğrayan mim,oradan da beni bir ziyaret etmeyi elzem görmüş.pek sevindim.İki Volkan arasından gelen mime atladım,dileğimi tuttum,böyle mimler pek kerametlidir derler,hadi hayırlısı.Double V Power diye buna demeyeyim de neye diyeyim sevgili okurlar?

Kitap aşkında,ilk okuduğunuz kitabın önemi kesinlikle büyüktür.O ilk deneyiminiz büyük ihtimalle hayatınızın geri kalanında kitaplara bakışınızı etkileyecek bir deneyim olur.Okuldaki öğretmenlerin "Alın bunu okuyun,şunu okuyun" zorlamasıyla olacak iş değil bi kere.İnsanların belli kitapları okumaya zorlanması sebebiyle,lisede okuyan insanların bile kitap okumadığı bi toplum haline geldik.Benim kitap okumam hiç zorlama bi hadise değildi.Dayımla bir gün çıktık.Bana 3 tane kitap aldı.Pal Sokağı Çocukları,Denizler Altında 20000 Fersah ve Küçük Prens.Tabi ki her çocukta olduğu gibi bende de Küçük Prens'in yeri apayrı.30 yaşına da gelsek,50 yaşında da gelsek,her okuduğumuzda farklı tatlar alacağımız bi kitaptı.Tabi böyle bi kitapla okuma kariyerine başlayan bi insanın kitaplardan ve bişeyleri okumaktan uzak kalabileceğini sanmıyorum.Ben bu konuda şanslıydım.Her şeye "Rhhhhhhhhhhnnnnnnnööööööööarrrrrggggggghhhhhhhh" diye yanıt veren bi Chewbacca tadında yaratık olmadım nihayetinde.

2000li yıllara girdik,teknolojilere adapte olduk,hatta içinde boğulduk diye bazıları sanıyor ki,kitapları da bilgisayardan,pdf üzerinden okumaya başlayacağız.Bu görüşe katiyen katılmıyorum.Gelecekte değişmeyecek 3-5 tane alışkanlık varsa,onlardan biri de kitabı eline alıp,dokunarak okumaktır.İlla ki o kitabı insanın hissetmesi,o kağıt kokusunu içine çekmesi gerekiyor.Allah sizi inandırsın,severek okuduğum dergileri internette pdf formatında okuyamıyorum.O istek gelmiyor yani.İnternet pek çok şeyi karmaşıklaştırabilir,ama pek çok şeyi de basite indirgediği aşikar.Düşünsenize tuvalette klozetin üstünde okuduğunuz kitabın,derginin tadını masaüstünüzde bilgisayarınızda okuduğunuz b.ktan pdf verebilir mi?Bana günlerdir çıkmasını beklediğim bi kitabı internet üzerinden beleşe sunsunlar,vallahi okumam.Parası neyse alırım.

Okuduğum güzel kitaplardan da birkaç tane saymam gerekirse,Amerika'nın ormanda 1 milyon muhalif gücünde muzır adamı Michael Moore'un Aptal Beyaz Adamlar ve Hey Ahbap,Memleketim Nerede?,Edgar Allan Poe'nun Şiirler kitabı,Vedat Özdemiroğlu'nun Selam Dünyalı,Ben Türküm,Susanna Tamaro'nun Aklı Bir Karış Havada'sı gibi isimleri sayabilirim.Bu aralar da Stephen King'in Karanlık Öyküler kitabını okuyorum.Bir de Almanca'mı unutmamak için Madame Bovary'nin Almanca versiyonunu okuyorum.

Selam olsun Bolu Beyi'ne,selam olsun dolu beyine : Beyn , nominal , biyonikkedi , pudra

Mim bittiğinde "Frank Zappa - Dirty Love" çalıyordu.
Devamını oku >>

D.P.P. - Lezzetli Ayak Mantarı

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum,her sene bana öyle geliyor,umarım uydurmuyorumdur,23 Nisan'a kadar hava bayağı bayağı bunaltıcı derecede güneşli ve sıcak olur,akabinde 23 Nisan'da,çocukların tam eğlenecekleri vakit birden kapatıverir hava.Çocuklar her ne kadar çaktırmamaya çalışsa da içlerinde kalıyor bayram havası.Kart çevirmek için o kadar prova yapıyorlar,ondan sonra haşır huşur yağmur fırlıyor olmayacak zamanda.Neyse ki hepinizin bildiği üzere çocuklar,basit yaratıklar.Stewie gibi şeytani istisnalar da olabilir tabii.Ama Stewie gibi bir manyak dahi pizzayı gördüğü zaman herşeyi unutur.Fast Food'un böyle bi gücü vardır,en zeki çocuğu,en koca oğlanı bile büyüleyebilir yeri geldiğinde.

Türkiye'de nerede pizza yersem yiyeyim,o asıl memleketin,İtalya'nın pizza usulü lezzetini alamıyorum.Yapamıyorlar yani.Kullandıkları fırınlar da büyük derecede etken.Bir de garip bi toplumuz biz,her bi b.kun içine ketçap mayonez sıkmadan yapamıyoruz.Yanlış anlamayın,ben de yapıyorum.Ama gerçek pizza kültürünün içinde bu yok,onu demek istiyorum.Bu konuda Domino's Pizza'yı çok takdir etmişimdir.Pizzanın yanında hiç bir zaman ketçap mayonez vermiyorlar.Gerçi onların yaptığı da Amerikan Usulü.Her neyse İtalyan ustaların yüzyıllardır sakladığı sırrı sizin için açığa çıkardım.Sorunun malzemeden kaynaklandığı aşikar.Onlar da mantar kullanıyorlar kullanmasına.Nasıl ki Kübalı kadınlar puroları göğüslerinin arasında olgunlaştırıyorsa,İtalyanlar da o karşı konulamaz lezzeti ayak mantarıyla veriyorlar pizzalarına,evet şaşırmayın ayak mantarı.

Tabi yetiştirmesi kolay değil.Ayaklarınızı çok zor şartlara feda etmeniz gerekiyor.Sıcak havada,içine doğru dürüst hava girmeyen bir ayakkabıyla günde 12 saat yürümek bu lezzete değer mi bilmiyorum.Her ne kadar midesine düşkün bir toplum da olsak,ne yardan ne de serden geçeriz.Pek çok ayak fetişisti insanın bu duruma katlanamayacağına eminim.Bu durum bazı insanlara öyle vahşice ve insalık dışı geliyor ki,İtalya'da ayak fetişistleri dernekleri ayaklanıyor.İğrenç ve mantar dolu ayaklara dayanamadıklarını ve pizzaların kültür mantarlarıyla da yapılırsa aynı lezzeti vereceğini düşünüyorlar.Ama maalesef yanlıyorlar.Orjinal hayvan kürkü giymek gibidir ayak mantarıyla pizza yemek.

Belli sebeplerden dolayı sizlere zorluk çıkmaması amacıyla,tüm sorumluluğu üzerime alarak ayak mantarlarını kardeşimin ayakları üzerinde yetiştirmeye karar verdim.İthal edip,ülkenin ekonomisini baltalamaya gerek yok.İtalyanlarla genlerimiz aynı sayılır zaten,ayak mantarlarımız da aynı lezzeti veriyor.2 haftalık yoğun bir program ardından olgun ayak mantarlarına ulaşmış bulunmaktayız.Deneme amacıyla bir tepsi İtalyan usulü pizza yaptım.Ve ilk dilimi ağzıma attığımda,aldığım sonuç inanılmazdı.Bu vakite kadar yediğim en güzel pizzaydı.Tek bir malzemenin bile lezzeti bu kadar etkilediğini farketmek gerçekten muntazam bir deneyim.Sanmıyorum ki bir daha,Pizza Pizza,Pasaport Pizza,Domino's Pizza benzeri yerlerden ne idüğü belirsiz pizzalar alayım.Ev usulü her zaman daha güzeldir.

Ben denedim.,şimdi sıra sizde!Eğer bu güzel,organik ayak mantarıyla birbirinden güzel pizzalar yaratıp,ailenizi mest etmek istiyorsanız,ürünümüz size sadece 1 PayPal tuşu kadar yakın!Ödemeniz gereken miktar mı?Ahaha,komik olmayın canım,mühim olan lezzeti paylaşalım,aramızdaki sevgi bağını büyütelim.Sembolik bir miktar olarak istediğinizi ödedikten sonra,ürünümüz kargo dahil adresinize gönderilecektir.Eğer 1 saat içinde ürünümüzü satın alırsanız bir adet de özel üretim göbek pamuğu setine sahip olacaksınız.İçine sevgi ve emek katılarak hazırlanmış bu ürünler,siz müşterilerimize Deli Profesör Pazarlama Aracılığıyla sunulmaktadır.En yeni fırsatlar ve ürünler için bizi izlemeyi unutmayın.





Devamını oku >>

Mim Part VI : 3 Hatunizade KiÅŸi

Bu mim nominal tarafından şahsıma şutlanmıştır.

Bu ne Allah aşkına?MediaMarkt'ın kapısının önünde sanki beleş bilgisayar dağıtılıyormuşçasına çıkan izdiham gibi bir durum olmuş bu mimde.Herkes üçer üçer almış oh valla.Konu ordan oraya,ordan oraya derken pek hatun kişi de kalmamış.Aslında en çok Audrey Hepburn'ün elimden kaçtığına üzüldüm.Neyse ki şimdi yaşamadığını farkettim,teselli sahibi oldum.Hepiniz elma şekerlerini kıtır kıtır yemişsiniz maaşallah,bana da sapı kalmış.

Aslında çıtır çıtır,etine dolgun çok güzel var piyasada,ama bunlar herkes tarafından bilinen hatunizadeler olduğu için üzerinde durmamıza gerek yok diye düşünüyorum.En azından "daş gibin gaya gibin hatun" kontenjanını mimimizde 1'e düşürerek,diğer ikilinin daha vatana millete hayırlı ya da zararlı insanlar olmasını planladım.Niye zararlı sıfatını eklediğimi 1 ya da birkaç cümle sonra göreceksiniz.

Divine : Aslında bu zat-ı muhterem için tam olarak kadın da diyemeyiz.Erkeklikten kadınlığa geçmiş bi insandır kendisi.Her neyse,o kendini kadın olarak düşünüyorsa bize laf zaten laf etmek düşmez.Bu kadına duyduğum şey sevgi değil,öyle bişey olacağını pek sanmıyorum zaten.Ama kankası John Waters'ın filmlerinde çıkardığı performanslarla benim saygımı kazanmıştır.Kamera önünde bu kadar rahat davranabilen insanlar zor bulunur.Pink Flamingos filmindeki gibi demek istediklerini iğrençlik üzerinden anlatsalar da Divine sinemaya köpek b.ku bile yiyerek çok şey katılacağını göstermiştir.Dünya sinemamızda büyük tabuların yıkılmasını sağladı belki de bu insan.

Cesaria Evora : Çıplak ayaklı kontes namının 2 sahibi vardır.Birisi Ava Gardner,diğeri ise çoğu insanın bildiği üzere Cesaria Evora'dır.Bu namı almasını,sahnede cıpcıbır ayaklarla dolaşmasına borçludur.Küba müziklerini,latin müziklerini oldum olası sevmişimdir.Ve bu tarzları sevdiğini söyleyen bir insanın Cesaria Evora'yı tanımaması ayıp gibi bişeydir.O mükemmel sesiyle binlerce duygunun içinde sağdan sola kolaylık uçurabilir sizi.


Keira Knightley : Bir adet saygı duyulası,bir adet de hem sevilesi hem saygı duyulası insandan bahsettim.Ben de erkeğim kardeşim,testesteron hormonlarım var.Haliyle güzel kadınları da sevdikçe sevesim geliyor.Hafiften soğuk bi duruşu var ama çok güzel hatun şimdi Allah için.Sinema konusunda da güzel yollar kat ediyor.Oynadığı filmler ve oyunculuğu insanda ilgi uyandıracak cinsten.Bilmiyorum belki de güzelliği benim gözümü döndürdüğünden böyle düşünüyor olabilirim.

Bu 3 insan hayatımda pek önemli yer işgal ve teşkil etmese de,hobilerimin içinde boğulduğum zaman üzerine bayağı düşündüğüm insanlardır (Özellikle Keira Knightley).İçim ne zaman kalksa Divine'ın vajinasında sakladığı et gelir,ne zaman sıcak bi tını duysam Cesaria Evora.

Bi de Yaşamdan Dakikalar'ı seven bi insanımdır.Genelde izlerim,severim o dört baltanın muhabbetini.Ama geçenlerde "Bu dörtlünün içinde neden bir dinazor kadın yok?" diye düşünmeden edemedim.Ondan sonra "Koysam bu programa kimi koyarım?" diye düşündüm.Aklıma kimse gelmedi.Kadınlar bazı konularda hiç yok gibi nedense.

Bu arada,mim zaten turlayacağı kadar turlamış.Daha nereye atayım be anam?Ne zaman mim gelse çatır çutur atıyordum.Bu sefer kolon temizliği yapmaya davet ediyorum sizi,bağırsaklarınız biraz temizlensin.

Yazı bittiğinde "Sepultura - Altered State" çalıyordu.
Devamını oku >>

İktidar Dava Açma Sanatıdır

Dergileri tekrar tekrar açıp okumayı çok severim.Bir film izlediğimizde,zihnimize yeni bir olay veya bilgi kazındığında,önceden okumaya üşendiğimiz ya da okurken pek keyif almadığımız yazı çok değerlenir birden.Bazen de okuyacak bişey olmadığı için eski sandıklar açılır,içindekiler dökülür.Geçen de sağı solu kurcalarken Tayyip Erdoğan'ın Leman'a 8765. davasını açtığı sayı geçti elime.Eskiden Tayyip Erdoğan dava açtığında olay olurdu.İnsanlar iyice büyütürdü,tabi haliyle bu dergilerin zararından çok yararına olurdu.3-5 milyar tazminatla yapamayacakları kadar reklam yapıp bol kepçe,okur kazanırlardı.Hani Tayyip Bey diyor ya şimdi : "Bana dava açıldı da ne oldu?Oylarım katlandı." diye.Aynı şeyi mizah dergilerine de yaptığının farkında değil sanırım bu zat.

Her neyse derginin olağan bölümlerini kurcalıyordum,acaba okumadığım bi kısmı var mıdır diye.Okur mektuplarını pek nadir okurum,can sıkıntısından olsa gerek,orayı bile okumaya başladım.Gözüm ilginç bir okur mektubuna ilişiverdi.Aynen şöyle yazmaktaydı :

Başbakanla alakalı çizdiğiniz şerefsizce ve adilikten öte olan bu karikatür ne kadar seviyesiz ve kişiliksiz olduğunuzun bir göstergesidir.Bir avuç bit ve it sürüsü olarak mizah adı altında ideolojik saplantılarını tatmin etmeye çalışan sefil yaratıklarsınız.Bu ülkeye zerre katma değeri olmayan,tek dayanağı küfür olan,hiç bir boka yaramayan sizler,küfür etmeye dahi değmezsiniz (Eyvallah hacı,kalayla kalayla ondan sonra değmezsiniz de.Seninki de iyi taktik ha. - Deli Profesör).Dilerim derginiz tez zamanda BATACAKTIR.
Selim Terzi
selimterzi@hotmail.com

Bu mesajı okuduktan sonra ne kadar güleceğimi integral ile alan formulünden hesaplayıp,ardından dakikalarca,gözümden yaşlar gelircesine güldüm.Bu arkadaş anladığım kadarıyla Leman Dergisi'ne umarım batarsınız diye temennide bulunmadan önce,derginin kapağını açıp,Leman logosunun yanında 850 (yazıyla sekiz yüz elli ) yazdığına bakmadı.Baksa,bu isteğinin ne kadar fuzuli olduğunu fark ederdi.Leman ki,kaç iktidarı gömmüş,yıllarca kodaman üstüne kodaman çiğneyip,insanları bir nebze uyandırmaya çalışmış,belli konularda kamuoyu oluşturup,koyun olmadığımızın farkına varmamızı sağlayan Türkiye'nin en köklü ve önemli dergilerinden birisidir.Sevgili Selim Terzi hafiften bi matematik hesabın varsa 16nın 5ten büyük olduğunu bilirsin.Yani 16 yıllık bi derginin,bi Tayyip Bey'e sataşmasıyla ve iman gücüyle batacağını düşünüyorsan,hayallerin hafiften suya düşebilir.Neyse çok üzme kendini.Havalar da ısındı.Bol bol su içmek lazım,aşırı güneş altında durma.Sinirlerini böyle şeylere yıpratma.Benim gibi lokum gibi adam bulmuşsun,azıcık dinle derim.Gerçi dergi de az hınzır değil.E-mail adresini teşhir etmişler.Ben sana buradan seslenene kadar,eminim ki yaklaşık 500 kişi "
ağzına ne geldiyse söyle" tarzında bir yaklaşımla sana düşüncelerini iletmiştir.Öptüm seni Selim'ciğim.Güç seninle olsun.Komik kerata seni.

Yazı bittiğinde "Indukti - And Weak II" çalıyordu.
Bir de şayet İzmir'de oturuyorsanız saat 14:30'da Kitap Fuarı'nda Leman dergisinin üstadlarından Nihat Genç'in konferansı var.Kesinlikle kaçırılmaması gerekenlerden.


Devamını oku >>

Edgar Allan Poe - The Raven

Bu güzel Cumartesi gününde,Vista Service Pack 1'i yüklediğim şu anda bir çaresizlik hissettim.İnternete girememenin verdiği bir çaresizlik.Zira Service Pack resmen köklenmişçesine internetin en yüksek süratini sömürerek iniyordu hard diskime.Neyse ki tünelin ucundaki ışığa az kaldı.Bu çaresizliğin ortasında biçare ışık ararken,birden Edgar Allan Poe geldi aklıma,ve onun dünya edebiyatına armağan ettiği en büyük eserlerden birisi olan "The Raven"."Koskoca blog açmışım,bu şiir üstüne bi iki kelam edip yayınlamadan olmaz." dedim.

1809'da doğan bu şairane ruhlu insan dünya edebiyatına yazım ve tür olarak pek çok etki yapmıştır.Dehşet,korku ve çaresizlik gibi kavramlara şiirlerinde çok rastlarız.Pek çok şaire ve yazara yazacakları metinlerde yol gösterecek olsa da ömrü maddi sıkıntılarla dolu geçmiştir.Raven'da da onu kederlere gark eden,aşkı Lenore'dan bolca bahsetmiştir.Eşi Lenore öldükten 2 yıl sonra da kendisi 40 yaşında hayata veda etmiştir.Ve mezar taşında "Dedi Kuzgun : Hiçbir zaman." yazar.

Raven'ın sadece Türkçe metnini yayınlamayı düşündüm ama orjinal metnin lezzetini vermiyor.Orjinali neredeyse çevirisinden 5 kat daha kuvvetli his veriyor.Bu yüzden 2 metni birden koydum.İlk Türkçesini okuyup anladıktan sonra orjinal yazımını okur ve farkı anlarsınız.Son olarak da,her ne kadar her yazının sonunda "Devamını Oku" tuşu olsa da,tıkladığınızda pek devamı olduğunu görmemişsinizdir.Şiir uzun olduğu için o şekilde koyma gereğini hissettim.Bu sefer tıklayabilirsiniz.



THE RAVEN


Once upon a midnight dreary, while I pondered, weak and weary,
Over many a quaint and curious volume of forgotten lore--
While I nodded, nearly napping, suddenly there came a tapping,
As of some one gently rapping, rapping at my chamber door.
"'Tis some visiter," I muttered, "tapping at my chamber door--
Only this and nothing more."

Ah, distinctly I remember it was in the bleak December,
And each separate dying ember wrought its ghost upon the floor.
Eagerly I wished the morrow;--vainly I had sought to borrow
From my books surcease of sorrow--sorrow for the lost Lenore--
For the rare and radiant maiden whom the angels name Lenore--
Nameless here for evermore.

And the silken sad uncertain rustling of each purple curtain
Thrilled me--filled me with fantastic terrors never felt before;
So that now, to still the beating of my heart, I stood repeating
"'Tis some visiter entreating entrance at my chamber door--
Some late visiter entreating entrance at my chamber door;
This it is and nothing more."

Presently my soul grew stronger; hesitating then no longer,
"Sir," said I, "or Madam, truly your forgiveness I implore;
But the fact is I was napping, and so gently you came rapping,
And so faintly you came tapping, tapping at my chamber door,
That I scarce was sure I heard you"--here I opened wide the door--
Darkness there and nothing more.

Deep into that darkness peering, long I stood there wondering, fearing,
Doubting, dreaming dreams no mortals ever dared to dream before;
But the silence was unbroken, and the stillness gave no token,
And the only word there spoken was the whispered word, "Lenore?"
This I whispered, and an echo murmured back the word, "Lenore!"--
Merely this and nothing more.

Back into the chamber turning, all my sour within me burning,
Soon again I heard a tapping something louder than before.
"Surely," said I, "surely that is something at my window lattice;
Let me see, then, what thereat is and this mystery explore--
Let my heart be still a moment and this mystery explore;--
'Tis the wind and nothing more.

Open here I flung the shutter, when, with many a flirt and flutter,
In there stepped a stately Raven of the saintly days of yore.
Not the least obeisance made he; not a minute stopped or stayed he,
But, with mien of lord or lady, perched above my chamber door--
Perched upon a bust of Pallas just above my chamber door--
Perched, and sat, and nothing more.

Then the ebony bird beguiling my sad fancy into smiling,
By the grave and stern decorum of the countenance it wore,
"Though thy crest be shorn and shaven, thou," I said, "art sure no craven,
Ghastly grim and ancient Raven wandering from the Nightly shore--
Tell me what thy lordly name is on the Night's Plutonian shore!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

Much I marvelled this ungainly fowl to hear discourse so plainly,
Though its answer little meaning--little relevancy bore;
For we cannot help agreeing that no living human being
Ever yet was blessed with seeing bird above his chamber door--
Bird or beast upon the sculptured bust above his chamber door,
With such name as "Nevermore."

But the Raven, sitting lonely on that placid bust, spoke only
That one word, as if its soul in that one word he did outpour
Nothing farther then he uttered; not a feather then he fluttered--
Till I scarcely more than muttered: "Other friends have flown before--
On the morrow he will leave me, as my Hopes have flown before."
Then the bird said "Nevermore."

Startled at the stillness broken by reply so aptly spoken,
"Doubtless," said I, "what it utters is its only stock and store,
Caught from some unhappy master whom unmerciful Disaster
Followed fast and followed faster till his songs one burden bore--
Till the dirges of his Hope that melancholy burden bore
Of 'Never--nevermore.'"

But the Raven still beguiling all my sad soul into smiling,
Straight I wheeled a cushioned seat in front of bird and bust and door;
Then, upon the velvet sinking, I betook myself to linking
Fancy unto fancy, thinking what this ominous bird of yore--
What this grim, ungainly, ghastly, gaunt, and ominous bird of yore
Meant in croaking "Nevermore."

This I sat engaged in guessing, but no syllable expressing
To the fowl whose fiery eyes now burned into my bosom's core;
This and more I sat divining, with my head at ease reclining
On the cushion's velvet lining that the lamp-light gloated o'er,
But whose velvet violet lining with the lamp-light gloating o'er
She shall press, ah, nevermore!

Then, methought, the air grew denser, perfumed from an unseen censer
Swung by Seraphim whose foot-falls tinkled on the tufted floor.
"Wretch," I cried, "thy God hath lent thee--by these angels he hath sent thee
Respite--respite and nepenthe from thy memories of Lenore!
Quaff, oh quaff this kind nepenthe and forget this lost Lenore!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

"Prophet!" said I, "thing of evil!--prophet still, if bird or devil!--
Whether Tempter sent, or whether tempest tossed thee here ashore,
Desolate, yet all undaunted, on this desert land enchanted--
On this home by Horror haunted--tell me truly, I implore--
Is there--is there balm in Gilead?--tell me--tell me, I implore!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

"Prophet!" said I, "thing of evil!--prophet still, if bird or devil!
By that Heaven that bends above us--by that God we both adore--
Tell this soul with sorrow laden if, within the distant Aidenn,
It shall clasp a sainted maiden whom the angels name Lenore--
Clasp a rare and radiant maiden whom the angels name Lenore."
Quoth the Raven, "Nevermore."

"Be that our sign of parting, bird or fiend!" I shrieked, upstarting--
"Get thee back into the tempest and the Night's Plutonian shore!
Leave no black plume as a token of that lie thy soul has spoken!
Leave my loneliness unbroken!--quit the bust above my door!
Take thy beak from out my heart, and take thy form from off my door!"
Quoth the Raven, "Nevermore."

And the Raven, never flitting, still is sitting, still is sitting
On the pallid bust of Pallas just above my chamber door;
And his eyes have all the seeming of a demon's that is dreaming
And the lamp-light o'er him streaming throws his shadows on the floor;
And my soul from out that shadow that lies floating on the floor
Shall be lifted--nevermore!



KUZGUN

Bir vakitler bir gece yarısı sıkkın, kafa yoruyorken, yorgun argın,
Unutulmuş eski ilimlerin garip ve acayip kitap ciltleri üzerine ben-
Kestiriyordum, tam dalacağım esnada, ani bir tıkırtı geldi öteden,
Odamın kapısını kibarca birisi vuruyor, vuruyordu sanki tak tak.
'Bu', diye söylendim, 'odamın kapısını tıklatılıp duran bir konuk,
Sadece bu, baÅŸka bir ÅŸey yok.'

Anımsıyorum ah çok kesin, bir Aralık ayındaydık, rüzgârlı, hazin,
Ölen her bir köz parçası dövüp işliyordu yer döşemesine ruhunu.
Sabahı diledim arzuyla; Ben boşu boşuna ödünç bir avuntuyu
Arıyordum acı dindirici kitaplarımda, acısı için Lenore' un, o yitik,
O meleklerin Lenore dedikleri kızın, o eşsizin, ışıyanın ışık ışık,
O burada adı anılmayanın artık.

Ve titretiyor, erguvani perdelerin ipeksi, kederli, belirsiz hışırtısı
Öylesine dolduruyordu ki içimi hiç duyulmamış tuhaf korkularla
Nihayet kalp çarpıntımı bastırmak için tekrarladım kalkıp ayağa
'Bu, odamın kapısında içeri geçmeye yalvaran biri, bir konuk
Bu, oda kapımdan gireyim diye yalvaran geç kalmış bir konuk
Budur ancak, baÅŸka bir ÅŸey yok.'

Çok geçmeden topladım cesaretimi, uzatmadan tereddütümü
'Bayım ya da Madam, içtenliğimle bağışlamanızı ediyorum rica,
Şöyle bir şey oldu fakat, uyukluyordum ben, sizse öyle kibarca
Gelip çaldınız oda kapımı, öyle belli belirsiz tıklattınız ki tık tık,
Tam emin değilim sizi işittiğimden.'- dediğimde açtım kapıyı
ardına dek: -
Bir şey yoktu, karanlık vardı dışarıda bir tek.

O karanlığın derinliğine dikkatle bakarak, orda durdum, merak,
Korku, kuşku duyarak, daha önce hiç bir faninin cüret edemediği düşler kurarak uzun süre.
Bozulmadı sessizlik lakin, karanlık vermedi bana bir emare,
Ve fısıldaşılan 'Lenore! ' sözcüğüydü, orada tek söylenen sözcük,
Fısıldadığım 'Lenore! ', bir yankıyla mırıltılı geri dönen sözcük,
BaÅŸka bir ÅŸey deÄŸil buydu ancak.

Odama geri döndüğümde ben, ruhum tutuşmuştu tamamen,
Çok geçmeden öncekinden daha yüksek bir tıkırtı işittim tekrar.
'Eminim', dedim, 'pencere kafesinde eminim hayret bir ÅŸey var;
O halde, şu esrarı araştırmam, neymiş orada ki görmem gerek-
Bir araştırayım şu esrarı, kalbim bir anlık sakin olman gerek:-
Rüzgâr bu daha başkası yok.'

Panjuru hızla açınca, girdi o an, oradan içeriye çırpına uça,
Çok eskideki kutsal günlerden gelme haşmetli bir Kuzgun;
Göstermeksizin en ufak bir saygı, bir azcık dur durak olsun,
Lort veya leydi edasıyla tünedi oda kapımın üstüne konarak-
Tünedi oda kapımın tam üstündeki Pallas büstüne konarak-
Tünedi, oturdu, hepsi bu dahası yok.

Takındığı ifadenin haşin ve ciddi adabı bu abanoz kuşun,
Kederli hayallerimi gülümsemeye çevirdi sonra hemen,
'Korkak değilsin sen' dedim, 'kırpık, tıraşlı tepeliğine rağmen
Söyle bana, senin lorda yaraşır ismin nedir Gece'nin Plutonik
Kıyısında, Gece'nin kıyısından gelen, korkunç, amansız ve antik
Kuzgun! ' Dedi ki, 'Asla Olmayacak.'

Açıkça duymaktan böyle düzgün konuşmasını bu çirkin kuşun
Hayrete düştüm, anlamı, alakası zayıf olsa da cevabının;
Kabul edelim ki henüz ihsan edilmemiştir odasında kapının
Üzerinde bir kuş görmek yaşayan bir insana şimdiye dek-
Oda kapısı üstündeki yontu büstte, adı Asla Olmayacak
Gibisinden bir kuş ya da hayvan görmek.

Fakat o yumuşak büstün üstünde bir başına oturdu, söyledi sade
O bir tek sözcüğü, sanki o bir tek sözcükle dökercesine içini.
Daha ne bir tüyünü oynattı Kuzgun, ne de bir şey söyledi yeni,
Ta ki ben 'Diğer dostlar önceden uçtular' diye mırıldanana dek,
' Uçup giden umutlarım gibi önceden, o beni yarın edecek terk.'
O zaman kuÅŸ dedi ki 'Asla olmayacak.'

Yerinde verilmiÅŸ bu cevapla bozulmuÅŸ dinginlikte irkilmiÅŸ,
'Kuşkusuz' dedim, 'sarf ettiği laflar peşindeki merhametsiz yıkım
Tarafından izi sürülmüş mutsuz bir üstattan kaptığı tek birikim,
Öyle ki, izi şarkıları tek nakarat olana dek sürülmüş gittikçe çabuk
İzi umutlarına ağıt olana dek sürülmüş o bir tek melankolik
Nakarat, 'Asla', diyen 'asla olmayacak.' '

Fakat hala sevk ediyordu üzgün ruhumu gülümsemeye kuzgun,
Bir iskemleyi dosdoğru kuşun büstün ve kapının önüne çektim;
Sonra kadife mindere çöktüm, kendimi düşü düşe eklemeye bıraktım
Bu uğursuz geçmiş zaman kuşunun ne olduğunu düşünerek,
Ve bu katı kaba korkunç kuru geçmiş zaman kuşunun ne demek
İstediğini, 'Asla olmayacak' diye gaklayarak.

Bunu sezinlemeye çalışarak oturdum, tek hece söylemeden durdum
Ateş gibi gözleri şimdi göğsümün içinde yanmakta olan kuşa,
Bunu ve dahasını düşünerek oturdum, başım dayalı rahatça,
Seyrettiği kadifeye, lamba ışığının şeytanca zevklenerek,
Lamba ışığının zevkle seyrettiği mor kadifeye yaslanamayacak
Fakat o, ah bu asla olmayacak.

Derken, sanki hava ağırlaştı çöktü, görünmez bir buhurdandan esanslar koktu
Sallanan, adımları tüy kaplı zeminde çıngırdayan Meleklerce sola sağa.
'Zavallı' dedim kendime, 'Tanrın sana ödünç verdi, gönderdi bu Seraphimlerle sana,
Soluklan, rahatlan ve Lenore'un anılarının acısından arın artık,
İç, kana kana iç, bu acılardan arındırıcı iksiri ve unut o yitik
Lenore'u. Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'.

'Kötücül şey! ' dedim, 'Kâhin! Kuş da olsan iblis de yine de kâhinsin!
Yoldan Çıkarıcı göndermişse de, fırtına fırlatılmışsa da seni bu yakaya,
Yapayalnız ama yine de gözü pek, büyülenmiş bu çöllük ülkeye,
Dehşet uğrağı bu evin üstüne, var mı, yalvarırım, söyle bana neyse gerçek,
Şifalı bitkisel bir merhem Gilead'da, yalvarırım, söyle bana apaçık.
Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'.

'Kötücül şey! ' dedim, 'Kâhin! Kuş da olsan iblis de yine de kâhinsin!
Üstümüzde uzanan cennetin, ikimizin de tapındığı tanrının adına
Söyle, bu gamlı ruh uzak Aden'de sarılabilecek mi o genç kadına
Meleklerin Lenore dedikleri o azizeyi sarabilecek mi kucaklayarak,
Meleklerin Lenore diye çağırdıkları o ışıyan, o eşi benzeri yok
Kadını. Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'.

'Kuş ya da iblis! ' diye haykırdım, 'Ayrılığımızın işareti olsun o söz,
Katıl ona, o fırtına ile Gece'nin Plutonik kıyısına geri dön,
Git söylediğin yalanın izi gibi kara bir tüy bile bırakmadan,
Yalnızlığımı bozmadan git! Kapımın üstündeki büstten kalk!
Gaganı kalbimden çıkart, suretini kapımdan çek! '
Kuzgun dedi ki 'Asla olmayacak'.

Ve Kuzgun uçmadan hiç bir yana, hala oturuyor, oturuyor hala,
Oda kapımın hemen üstündeki solgun büstünde Pallas'ın;
Ve gözleri tamı tamına benziyor gözlerine düş kuran bir iblisin,
Ve lamba ışığı zemine vuruyor gölgesini onun üzerinden akarak,
Ve ruhum zeminde dalgalanarak uzanan bu gölgesinden onun
Hiç sıyrılamayacak, asla olmayacak.


Devamını oku >>

İsmi Çirkin Olan Güzel Midir?

İnsanları hep avuta avuta büyüttüler."Allah bi yerden alır,başka bi yere verir.","Üzülme lan sana kız mı yok?","Ölenle olana bişey yapılmaz." gibi.Tabi bunları insan günlük yaşamında duya duya artık kendisi de başka insanları bu sözlerle kobay mahiyetinde kullanıyor.Gerçi bazen inanmıyor değilim bu sözlere.Özellikle bi yerimizin eksikliğini başka yerimizin fazlalığının doldurması kısmına.

Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama ben çetelesini tutarım.Günlük hayatta ne kadar ismi osuruktan kız gördüysem,hepsi güzel çıkmıştır.Yani kızın tipini görmeyeyim ama isminin osuruktan olduÄŸunu bileyim,bu benim sulanmam için yeterli bi sebeptir.1 deÄŸil,2 deÄŸil,3 boyutlu hayatımda hep böyle bu.Gerçi İzmir'de zaten her 5 kızdan 4'ü neredeyse güzel.Yani bu yüzden teorimin yanlış olabiliritesi yüksek bi ihtimal.BaÅŸka yerlerde hem çirkin,hem ismi b.ktan hem de çenesi düşük kızlar kolla geziyor olabilir.Bu yüzden kaÅŸar mekanı Facebook'ta ufak bir Türkiye geneli araÅŸtırma yapmak istedim.Kız isim sözlüğünden bulduÄŸum -kendime göre- birkaÃ