Spiga

Allah Tuttuğunu Brontobyte Etsin

Şu eşşek büyüklüğünde dünyada at zigindeki bi kelebek kadar yaşadım altı üstü,ben bile bu değişim hızına hayret ediyorum.Hele hele "Bizim zamanımızda radyoda Dünyalar Savaşı oynuyordu" diyenlerin şimdi ne kadar dumurlara uğrak bir hayata sahip olduğunu hiç düşünemiyorum.Korku kavramı bile değişti insanların gözünde,insanları korkutacak,ürkütecek şeyler.Eskiden bir Edgar Allen Poe'nun Raven şiiri insanları ürkütebilirken,şimdi ürkütmediği aşikar.Mükemmel bir şiir,ama korku olarak görülmüyor sadece.Halbuki oradaki o yalnızlık korkusu benim içimi kemirir her okuduğumda.

Commodore'una kafa ayarı çekenlere ne demeli?45lik bi Raks kasede çekilmiş oyunu oynamak için insanlar kıçlarını yırtıyordu.O kasetteki verileri toplasak kaç bit yapar acaba?Benim kafam büyüklüğündeki disketlerden hiç bahsetmiyorum.Çok nostaljik,herşeyin daha değerli olduğu,oyunlar yasak meyve tadında olduğu için oynaması çok zevkli dönemlerdi tabii.

20 yıl civarında bi sürede bitten terabyte'a geldik.Daha nereye gideceğimizi de Allah bilir.20 yılda bu kadar ilerlediysek,10 yılda bunun en az 2 katı hızda ilerleriz gibime geliyor.Şu anda büyük serverlar için petabyte'lardan da bahsediliyor.Ama daha üstünden bahseden duymadım.Tabi Google gibi devler çok çok fazlasını kullanıyor ama bahsetmiyorlar sadece.

Hepsi pazarlama stratejisi.İlk önce giga'yı çıkarıyorlar.Arkadaşına hava etmek isteyenler alıyor,havanın altında kalmak istemeyenler de alıyor.Dolayısıyla herkes almış oluyor.Daha sonra ellerinde yeni bir data birimi ile geliyor üreticiler.Bu böyle de sürüp gidecek.Hepsi kendi arasında anlaşmalı.Bütün formatlar,bütün ürünler bu anlaşmalara göre çıkarılıyor.Yoksa sanmayın ki şu an dünya teknolojisini elinde tutan firmalar Exabyte ya da Yottabyte üretmedi.Firmaların oyun alanlarında neler neler dolaşıyor,masaların üstünde,yerlerde ne yeni teknolojiler dolaşıyor.Ama takdir ettiğiniz üzere en son teknolojilerini şimdi çıkarıp doğru dürüst para kazanamama gibi kerizlik yapmaz hiçbir firma.Düdükleye düdükleye.

Her neyse,en azından 100 yıllık geleceğimizin ürünlerinin firmalarının stoklarında hazır yattığını bilmenizi istedim.Bi de aşağıda petabyte'tan sonra karşılaşacağımız data teknolojilerini veriyorum ve bugünlük saçmalama seansımı nihayetine erdirmiş oluyorum.Bi de brontobyte bana sanki taş devrinden kalmış bi data gibi bişey çağrıştırıyor.Çok garip.

1 Byte = 8 Bit
1 Kilobyte = 1024 Byte
1 Megabyte = 1024 Kilobyte
1 Gigabyte = 1024 Megabyte
1 Terabyte = 1024 Gigabyte
1 Petabyte = 1024 Terabyte
1 Eksabyte =1024 Petabyte
1 Zettabyte = 1024 Eksabyte
1 Yottabyte = 1024 Zettabyte
1 Brontobyte = 1024 Yottabyte

Devamını oku >>

ÖLDÜREN DESİBEL

Niye çiçek atmaz bu bombardıman uçakları?
Aslında atarlar,evet

Ölüm çelenkleri dağıtan kanatlı şeytanlar

Cenaze marşları motor sesleri


Deli Profesör

Devamını oku >>

Stranger Than Fiction (2006)

Hayatımız ne kadar monoton olsa bile onu özel göstermeye çalışır bazılarımız.Giriştiği en büyük atraksiyon diş fırçalamak olan adamların bazıları bile hayatının masal,roman gibi olduğunu düşünür.Ya da onun fantezisini kurar.Tanrının yönettiğinden biraz daha farklı bir fantezidir bu.İpler yine birisinin elinde,ama bu sefer bir roman yazarının.Herkesin hikayesini bir yazarın yazması gibi,bu hayatı bir kurgu,bir mizansen gibi algılamanın pek çok sebebi vardır kimilerine göre.

Truman Show'da izlediğimiz o yapay,kurgusal dünya kimi düşündürmemiştir ki?Yapay insanlarsa,etrafta pek çok var,dışarı çıkamama korkusu da öyle,ya da belirli sebeplerden çıkamama.Topluluk olarak ürkütülüyoruz bazen,içimize kapatılıyoruz,monotonlaşıyoruz,hayat şartları zorluyor bunu bize.Çoğu zaman bu keşmekeşin içinde ne yapmak için yaşadığımızı bile unuttuğumuz oluyor.

12 yıldır haftanın her günü 32 dişinin her birini,ileri geri 38,yukarı aşağı 38 darbe ile 76 kez fırçalayan,kravatını tek düğümle bağlayan,çalıştığı vergi dairesinde 7.134 belge inceleyen bir adamın,Harold Crick'in (Will Ferrell) basit bir hikayesi Stranger Than Fiction.Hayatı monotonluklarla doluyken bir gün onun hayatını harfi harfine yorumlayan bir dış ses duymaya başlar ve bu onun hayatında çok şey değiştirecektir.Özellikle bu romanın bir trajedi olduğunu ve yazarın Harold'ı öldürmek istediğini düşünürsek.Harold bunları öğrendiğinde monoton hayatını bırakıp,asıl yapmak istediği şeyleri farkedecektir.Hayatında hiç tadını alamadığı aşk belki de,ya da bir gitarla rock yapmak.

Film bize unuttuğumuz,uğruna yaşamayı düşündüğümüz şeyleri hatırlatıyor ve bir gün o soğuk taşın içine gömülmeden bunları yaşamamızı istiyor.Ben şahsen çok şey kaptım bu filmden fikir olarak.Özellikle bir hatun tavlamak için gitar gerektiğinde çalması en kolay,aynı zamanda en etkili şarkılardan birinin "Wrecking Eric - Whole Wide World" olduğunu öğrendim.

Kurgusal olarak bize basit durumları,ilgimizi çekecek şekilde anlatan Marc Forster'ı da ayrı bir şekilde kutlamamız gerektiğini düşünüyorum.Zira bu hikaye yönetmenlikten anlamayanan birinin eline geçtiğinde kolayca çürüyüp,seyirciyi boğabilecek hikaye.Will Ferrell'ın da o az moronumsu,biraz saf,bir yandan da çok zeki oyunculuğu işin içine girince bize keyif dolu,unuttuğumuz değerleri hatırlatan bir seyirlik çıkıyor.

Her ne kadar genç de,yaşlı da olsak ömrümüzün nereye kadar sürükleneceği belli değil.O yüzden işin gücün içinde hayatı pek fazla da ertelememek lazım.Seven'da Müfettiş Somerset'in de dediği gibi : "Ernest Hemingway bir keresinde demiş ki : 'Dünya güzel bir yerdir ve yaşamaya değer.' İkinci kısmına katılıyorum."



IMDB Kullanıcı Oyu : 7.9/10 (44,851 oy)

Yazı bittiğinde "Wrecking Eric - Whole Wide World" çalıyordu.


Devamını oku >>

Pornonun Mucidi : Edgar Porn

Geçenlerde çok garip bi tartışmaya denk geldim.Porno izliyordum,hani garipsenecek bişey değil arasıra çoğu kişi bakıyodur muhtemelen,fazlası da sapkınlıktır her daim.Her neyse her porno malum bir sonla biter bilirsiniz.Nasıl olsa anladınız,pornonun son kısmını daha fazla açmama gerek yok.Gerçi daha dallı budaklı bazı alt türlerinde kadınları öldürüyorlar ama benim bahsettiğim o değil.

Efenim sevişmenin sonunda adam malum nokta vuruşunu yaptı,ama hatun (Briana Banks) önceden göğüslerime demiş.Adam o coşkunlukla mıdır nedir,kadının suratına bırakıverdi.Öyle olunca da bizim profesyonel bayan pornocumuz epey sinirlendi."Sen napıyorsun Allah'ın hıyarı,sana göğüslerime demedim mi?" diye fırça attı.Adam da suçu rejiye attı."Bana yönetmen öyle dedi,ben napabilirim?" diye pası yönetmene gönderdi.Sonra böyle üçlü bir kapışma büyüdü gitti.Yok o oraya dedi,bu buraya dedi.Hani yaptıkları işin zaten ne kadar düşük bir iş olduğunun farkında değiller gibi.Yüze ya da göğüse yapılmasının bir farkı varmış gibi.Harbiden bana çok komik geldi,gülmekten yarıldım.

Bi de hata diye bahsedince aklıma bundan 1 sene önce gibi izlediğim bi video geldi.Bu tabi daha komikti,forwardlana forwardlana dolaşan türden bişey.Yine erkekle kadın coşmuş durumda,işin finaline doğru gidiyorlar.Adam yine nokta atışını yapacak.Ama nasıl yapıyosa,ediyosa hedefi kaydırıyor,yakın plandan çekmeye çalışan gariban kameramanın üstüne boşaltıyor mermileri.Kameraman da sinirli sinirli bi mendil istiyor ordan.Her mesleğin iş kazalarının ciddiyetleri farklı tabi,elden bişey gelmez.

Konuyu porno diye açınca hepsini tek bi başlıkta toplayayım dedim,malum hassas konu.Herkesin hoşuna gitmeyebilir.Hoşuna gitmeyenleri de sonuna kadar haklı görürüm.Her neyse asıl konumuz ilk pornocu kişilikti.Bu yazıyı da yaptığı mesleğin gereğine uygun olarak düşük bir ahlak seviyesi ile yazmayı tercih ettim.Çünkü öbür türlü baktığım zaman hiç komik ve ilgi çekici olmuyor.İlgi çekici olmayan "Censored" versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz.Bir onu okuyup,bir de bunu okuduktan sonra bana hak vereceğinizi umuyorum.

Pornoculuğa ilk imzayı (yoksa nokta atışını mı deseydim) ünlü ingiliz şairden adını alan Edgar Porn atmıştır.1931'de ilk sinevizyonda bir fahişeyle s.kişini çeken Porn,2 yıl sonra 11 yaşındaki kuzenine tecavüz edince babası tarafından s.ki kesilmiştir.Babası hata yapmasaydı Edgar Porn porno tarihine altın harflerle yazılacaktı belki de.Babası sıkı bir katolikken,annesi fahişeymiş ve ilk annesi ile s.kişmiştir.Daha sonra Edgar Porn'un hayatındaki acıları gören diğer kafadan kontak insanlar bunu bir sektör haline getirmeye karar vermişlerdir.Porno özellikle internetin patlama yaptığı 1990'larda altın çağını yaşamıştır.Edgar Porn'un babası her ne kadar onun film bantlarını yok etmeye kalksa da,Edgar kopyaları çoğaltıp,Avrupa'ya göndermiştir.Bu sayede torrent sitelerinde kısa bir arama sonucunda Edgar Porn'un filmlerine ulaşabiliriz.Edgar Porn,Türk sinemasında da çok büyük etkiler yaratmıştır.Sinemada seks furyasının döndüğü yıllarda Tokmak Nuri gibi bir karakter kazandırmıştır bize.Porno sektörünün parlayan yıldızı Şahin K.'dan bahsetmiyorum bile.Her sene 31 Mart gününde pornocular grup yaparak Edgar Porn'un ölümünü ve sektöre getirilerini anmaktadırlar.

Yazı bittiğinde "Senses Fail - Institutionalized" çalıyordu.Ayrıca bu yazıyı 5posta'ya ithaf ediyorum.Son olarak da fikir olarak bana büyük katkısı olan Respekto'yu öpüyorum.

Devamını oku >>

Webmaster Araçları

Hepimiz de biliyoruz ki,ben dahil pek çoğumuz webmaster değiliz.2-3 temayı alıp,sağını solunu değiştirmekten çok çok daha ekstra bi olay bu.Bi yığın kod bilgisi gerekiyor en başta.Gerek Google olsun,onun yanında Live veyahut Yahoo olsun,hepsi sitesiyle daha ilgili insanları seviyor.Tabi Live arama motoru diğerlerine göre biraz daha salak sonuçlar çıkarabiliyor.

Anladığınız üzere arama sonuçlarında iyi yerlere ulaşabilmek için arama motorlarına dalkavukluk yapmak gerekiyor.Metallica'nın da dediği gibi "Sırtımı kaşı ki,seninkini bıçaklamayayım." prensibi üzerine kurulu bir ilişki bu aramızdaki.Bu yüzden de bu 3 dev arama motoru,dalkavukluğumuzu ekstra düzeyde tutabilmemiz için bize Webmaster Araçları adında bir takım zamazingolar sunuyor.

Webmaster araçlarına değinmeden önce site haritasından biraz bahsetmem gerektiğini düşündüm.Site haritası dediğimiz olay sitenin detaylı bir görünümünü sunuyor robotlara.Sitenin varoş,kenar bağlantılarından tutun da en elit kesimlerine kadar bölgelerine sunup,buralardan robotların parsel almasını sağlıyoruz.Verilen blog sistemlerinde genelde sitemapler oluyor.Ama şayet normal bir site sahibiyseniz,iyi yerlere gelebilmeniz için site haritası oluşturmanız şart.Bu konuda en başarılı program olarak size Micro-Sys A1 Sitemap Generator'ı önerebilirim.Programı kullanması gerçekten çok kolay.Basit bir kaç adımda size site haritanızı veriyor.

Sitemapleri tanıtacağımız Webmaster araçlarından bahsetmek gerekirse,en bilinen ve önemlisi tabi ki Google Webmaster araçları.Sık yapılan arama sorguları,backlinkler,robot.txt analizi,sitemap ekleme gibi birçok özellik sunuyor ve siztenizi Google'da optimize etmek açısından çok önemli.

İnternet sitesi işiyle az çok uğraşan 10 kişiden 8'i Google Webmaster araçlarını zaten bilir.Ama bunun yanında teknolojiden ve teknikten geri kalmayan rakipleri de (tabi onlar kendilerini rakip görüyorlar ama yanından bile geçemezler) bir takım webmaster araçları çıkardılar.Bunlardan en önemlisi Yahoo'nun sunduğu Site Explorer (Ya da site kaşifi deyin,ne derseniz diyin.).Aynı şekilde Yahoo da Google'ın yaptığı şekilde,bu aracı kullanıp,sitemap'ini yükleyen kullanıcılara daha fazla kıyak geçiyor arama motorunda.Zaten olması gereken de budur.Bu araç da aynı şekilde backlinkleri ve buna benzer özellikleri sunuyor.

Webmaster araçları furyasına en son katılan araç ise Live Webmaster Tools.Yukarıda bahsettiğim programla oluşturduğumuz sitemapleri de bu adrese yüklüyoruz ve ardından Live arama motorunun bize kıyak geçip rakiplerimizden yukarıda çıkarmasını bekliyoruz.Saydığım 3 araç içinde en zayıf olanı da bu.Doğru dürüst bir rütbe sistemi kullanamıyor.Sitenizi bir gün 5 yıldız rütbesinde gösterirken,diğer gün 3 yıldızda gösterebiliyoruz.Ayrıca araç size link veren en yüksek Live rütbeli 5 siteyi sıralıyor.

Ben dahil herkeste bir Google aşkı var.Diğer arama motorlarına yönelim çok az.Ama unutmamak lazım,arama motorları kendi aralarındaki site sıralamalarını da inceliyorlar.Örneğin Yahoo'da iyi bir yerde olmak da Google'daki sıralamanızı etkileyebiliyor.O yüzden bu az meşakkatli işle kısa bir süreliğine uğraşıp,sitenin geleceğine yatırım yapmak sizin açınızdan güzel olacaktır.

Yazı bittiğinde "The Robins - Riot in Cell Block #9" çalıyordu.


Devamını oku >>

Anekdot Silsilasyonu : Part III

*Yeni alıp,pakedini açıp bozduğum veya bozuk çıkan aletin bozulduğuna üzülmem,ama o aleti iade etmek için geri o pakede sığdırmak ölümden beter.Bırak o kutuyu,o kutunun iki katı büyüklükte bi kutu bile olsa sığmaz içine.Elin gavuru aletleri nası paketliyosa.Lego gibi anuna goyim.

*Namaz esnasında cemaatten bi mümin öksürdüğünde niye bütün molozlar sırayla öksürmeye başlar?Acaba ilk öksüren mümin Firestarter mümin midir?

*Evin içindeyken iguana gibiyimdir.Çok yavaş hareket ederim.Ama dışarı çıktığım zaman 10 çita gücünde hızlıyımdır.Bu yüzden önümde g.tünü sallaya sallaya yürüyen dingiller deli eder beni.

*Nası yani lan?Tweety erkek mi?Çok feminen duruyodu ekranda halbüse.

*Uyuşturucu satıcıları ve uyuşturucu paketleri ne zaman yakalansa malların hep aynı kalıpta,aynı turuncu koli bandıyla saklandığını görüyorum.Acaba "Uyuşturucu Satıcıları Derneği" var da bu onların standardı mı?

*Hayatımda havuç yemeye giriştiğim çok olmuştur.Ama bu meret bana öyle sert ve diş yorucu geliyo ki,daha hiç başladığım havucun yarısından fazlasına gelemedim.

*Gurmeyim diye geçiniyodum lan bi de.Tiramisunun peynirden yapıldığını daha yeni öğrendim.

*Gelişme çağında hiç merak edip boyumu ölçmüyodum.Yani şimdi sorsanız net bi rakam veremem.Keza kilom da öyle.Beni 6 ayda bi falan gören annemin komşularına göre uzayıp kilo aldığımı anlıyorum.Gördüklerinde illa ki : "Alii,büyümüşsün lan." tadında bir cümle kuruyolar.Ben de "İyi" diyorum,"Büyümüşüm."

*Hakemler maçta aşırı derecede çamurluk yapanlara yeşil kart çıkarsa ya.Direkt Amerika'ya gönder kurtul.Zenciler gerisini halleder.

*Hiç saf sıkma portakal suyunu kolayla karıştırıp içtiniz mi bilmiyorum ama ben içtim.Berbat!Halbuki ne umutlarım vardı.Votka-kola gibi lezzetli bişey olur sanıyordum.

*Annemden bir klasik daha : "Dağda terörist vuracak yaşa geldin,hala çizgi film izliyorsun."

*Kulağımı parmağımla karıştırdıktan sonra parmağımı burnuma dayar,nası kokuyor diye bakarım.

*Çorabımı zaten koklarım.Onu yapmayan yoktur.

*Otobüse binip ters koltuğa oturduğumda zaten midem bulanıyo,bi de aynı zamanda gazete okumaya kalktım.Boncuk boncuk terler döküldü (suratımdan).Otobüs durağıma 5 dakika daha geç gitseydi yanımdakinin üzerine kesin kusmuştum.

*Bizim evin önündeki doğal gaz kutusunun üstüne basamıyorum.Basınca mayın gibi patlayacak sanıyorum.

*1 GB'lık belleğim yetmiyodu.4 GB'lık Toshiba aldım.Yeni bayramlığıyla uyuyan çocuklar gibi bağlandım lan.Boyun askısına takıp üzerimde taşıdım saatlerce.

Yazı bittiğinde "Mötley Crüe - Primal Scream" çalıyordu.
Devamını oku >>

Repliktör : From Dusk Till Dawn

Bugün günlerden ne?........Umut mu?Yok lan ben replik gününden bahsetmeye çalışıyordum.Hani mükemmel filmlerin olmazsa olmazı,onları unutulmaz yapan yegane metinler vardır ya,aha o.

Bugün sizlerle bugüne kadar uzanan Tarantino-Rodriguez kankalığını "iki film birden" projesine kadar götüren önemli bir filmin repliklerini paylaşmak istiyorum.Evet,afişten de gördüğünüz üzere filmin adı : From Dusk Till Dawn.Tarantino'nun hem yazıp hem oynadığı,Rodriguez'inse yönettiği,günümüzde ender bulunan istismar filmlerinden.Bu iki yönetmenin de zaten B filmlerine ne kadar meraklı olduğunu pek çoğumuz bilmekteyiz (bkz. Grindhouse)

Bu filmi izleyen pek çok kişi anlam veremeyebilir,ya da saçma bulabilir.Ama eğer sıkı bir B filmi hayranıysanız bu filmi izlediğinizde muhtemelen çok eğlenmişsinizdir.Neyse filmi zaten başka bir ara inceleyeceğim.Şu an sadece replikleri sunuyorum huzurunuza.

Diyalog 1 :

-Afedersiniz...
-Ne?
-Bizi nereye götürüyorsunuz?
-Meksika'ya.
-Meksika'da ne var?
-Meksikalılar.

Diyalog 2 :
-Kanını tamamen içmeyeceğim.Kölem olacaksın.Çünkü değersiz bir varlık olduğunu düşünüyorum.Sokak köpeklerinin kanıyla besleniyoruz.Benim ayakçım olacaksın.Benim emrimde ayakkabılarımın tabanındaki köpek pisliğini yalayacaksın.Köpeğim olacağına göre yeni adın da Spud olacak.Köleliğe hoşgeldin Spud!
-Hayır sağol,zaten karım var!

Diyalog 3 :
-Seth,iyi misin?
-Harikayım Kate!Dünya benim istiridyem.Tabii biraz önce kardeşim vampire dönüştüğü için göğsüne tahta bir kazık sapladığım gerçeğini saymazsak.Üstelik ben vampirlere inanmam.Bu şanssız olay haricinde her şey mükemmel!

Diyalog 4:
-Şimdi hepimiz karşı karşıya olduğumuz şeyin vampirler olduğu konusunda hemfikir miyiz?Ya sen rahip?
-Vampirlere inanmam ama gördüklerime inanırım.

Diyalog 5:
-Hep Tanrı k.çımı öpebilir diyordum.Ama yarım saat önce hayat şarkımı değiştirdim.Çünkü dışarıdan içeriye girmeye çalışan her neyse doğrudan cehennemden gelmiş olduklarını biliyorum.Ve eğer bir cehennem varsa ve o aşağılıklar oradan gelebiliyorsa o zaman bir cennet de olmalı Jacob.Cennet olmalı.Sen hangisisin?İnancı olmayan bir rahip mi, yoksa Tanrı'ya hizmet eden cimri adi herifin teki mi?
Yazı bittiğinde "Suicidal Tendencies - You Can't Bring Me Down" çalıyordu.
Devamını oku >>

Frank Zappa-We're Only in it for Money

Bundan önceki konuda müziğimizdeki tabakhaneye gübre yetiştirmekten mütevellit seri üretim sancılarından bahsetmiştim.Piyasa şarkıcıları sanki rekor kırma acelesi varmışçasına 6 aylık periyotlarla yeni albümler çıkarıyorlar.Sözler,müzikler o denli berbat bir hale gelmiş durumda ki,7 yaşındaki çocuklar bile dinlerken anlam veremiyor.Son zamanlarda "Büyüt İstersen" diye bi şarkı sağda solda çalıp duruyor dikkat ettiyseniz.Neyi,niye,kime,neye göre büyütelim diye sormadan edemiyorum tabi bu şarkıyı her duyduğumda.

Düşünüyorum da 70'lerde rockerlar da sürekli albüm çıkarıyordu.Ama işler o zamanlar daha farklıydı.Sürekli yazan bir yazarın kaleminin daha da kuvvetlenmesi gibi,o üstadların da müzikleri kuvvetleniyordu.En basitinden herkesin anlaması sebebiyle Beatles'ı bu konuya alet edebiliriz.Hafiften popa kaçan rock tarzlarıyla nerdeyse herkesin gönlünü fethetmişti bu muhteşem İngilizler.Her Allah'ın günü bu adamların albüm çıkardığını kim inkar edebilir?

Ama 1940 yılında doğan öyle bir manyak doğdu ki,herkesten daha üretkendi.Bu tarihi verdiğimde bazılarınız Frank Zappa dediğimi muhtemelen hemen anlayacaklardır.Müziğin en altın yılları olan 70'ler ve 80'lerde 40 küsür tane albüm çıkarmıştır bu adam.Seri üretim tarzı diyebiliriz.Ama her albümde daha da kalitesi artan bir seri üretim.Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ve her rockerın olmazsa olmaz özelliği çılgınlık.Bir keresinde Almanya'da konser verirken seyircilere zorla "Heil Hitler" dedirten bu adam,bu cümleyi duyduktan sonra "Sizin gibi Nazi piçlerine konser vermem" deyip sahneyi terketmiş.Böyle deneyimler adeta her rockerın olmazsa olmazıdır.70'ler güzel zamanlardı tabii.Aşırılık yapmayanı dövüyorlardı.Yeri doldurulamaz 52 yıllık bir hayattan sonra Frank babamız 1994 yılında prostat kanserinden dolayı hayata veda etti.

Şu an elimde iki Frank Zappa albümü var.Biri "Over-Nite Sensation",diğeriyse "We're Only in it for the Money".Üstadımızın ağır basan mizahi yönünü daha çok sevmemden dolayı daha geyik albümü We're Only in it for the Money'den bahsetmek istedim.

Zappa'nın 1968 yılında çıkan 3. albümü olan bu eser,sanatçının ne kadar geyik bir müzisyenlik hayatı yaşayacağının bir göstergesi adeta.19 şarkıdan oluşuyor ve ileride de her zaman yapacağı gibi deneysel melodilerle uğraşmayı tercih etmiş.Albümün başlangıcı gerçekten garip geldi.Karşılaştığım en garip 5 albüm introsu arasına rahatlıkla girebilir."Are You Hung Up?-Telefonu Kapatır Mısın?" isimli bazı insanların takıntısı olan telefonu son olarak kapatma diyaloğuyla başlıyor albüm.Ardından bunun gibi garip şeyleri şarkıların arasına sıkıştırmaktan kaçınmamış Zappa.Özellikle beni çarpan parçalarının Who Needs the Peace Corps?,Concentration Moon ve What's the Ugliest Part of Your Body? olduğunu söylemeliyim.

Albüm öyle bir bağımlılık yaptı ki üzerimde,her gün en az bir kere dinliyorum.Ruhumu ve bünyemi zinde tutuyor.Kefir mefir hikaye.Her eve bir Frank Zappa lazım.

MUHTEVİYAT : 1.Are You Hung Up? (1:24) , 2.Who Needs The Peace Corps?(2:34) , 3.Concentration Moon (2:22) , 4.Mom & Dad (2:16) , 5.Telephone Conversation (0:49) , 6.Bow Tie Daddy (0:33) , 8.Harry, You're a Beast (1:21) , 9.What's The Ugliest Part Of Your Body? (1:03) , 10.Absolutely Free (3:24) , 11.Flower Punk (3:03) , 12.Hot Poop (0:27) , 13.Nasal Retentive Calliope Music (2:03) , 14.Let's Make The Water Turn Black (2:01) , 15.The Idiot Bastard Son (3:19) , 16.Lonely Little Girl (1:10) , 17.Take Your Clothes Off When You Dance (1:33) , 18.What's The Ugliest Part Of Your Body? (Reprise) (1:02) , 19.Mother People (2:26) , 20.The Chrome Plated Megaphone Of Destiny (6:25)


Yerinizde Olsam Bu Albümü Burdan İndirirdim.

Yazı bittiğinde "Hamster Theatre - Les Funfs" çalıyordu.
Devamını oku >>

L.e.s.s. - Beni Aldığında

Farkettiğiniz üzere pek Türkçe müzik dinleyen veya takip eden biri değilim.Bunun nedenini de kısaca söylemek gerekirse,kalitesiz ve özenti bir müzik anlayışının ülkemizdeki hükmü olduğunu söyleyebilirim.Seri üretim şeklinde çıkan albümlerin içindeki bütün parçaları toplasanız o albüm etmez.Bu arada dinlediklerimiz de var elbet.Babazula'sı olsun,Üç Hürel'i olsun,Moğollar'ı olsun,bu ülkenin çok kaliteli isimleri de var.Ama milletin arabada eşşek gibi böğürte böğürte çaldığı şarkılara bakarsak,çok az insanın bu üstadları dinlediğini söyleyebiliriz.Gerçi bi insanın arabadaki müziği aşırı derecede anırtıp dışarıdaki insanları rahatsız etmesini de anlamam ama.Devlet,Tarkan gibi tırtolara 2.5 trilyon (Evet,doğru okudunuz) ödemeye gelince hiç düşünmüyor.Yılbaşında verdikleri 1 trilyona yakın parayı saymıyorum bile.Yeni yetenekleri keşfetmek,bulmak,meşhur etmek yok.Verdiğimiz prim hep basitliğe.Açken herkes yer,mühim olan tokken yiyebilmek.

Geçenlerde internette gezerken bi şekilde L.e.s.s. isimli Türk grubunu bulmuştum.Daha doğrusu sadece "Beni Aldığında" isimli şarkılarını buldum.Gerçekten çok eğlenceli bir şarkı.Emrah Ablak'ın bütün çizimlerini elcağızlarıyla yaptığı klibiyle çok daha anlamlı bir hal alıyor.Çok net hatırlarım,ilk dinlediğimde şarkı acayip hoşuma gitmişti,bi de duygu yoğunlaşması hali vardı belli sebeplerden,5-6 kere izlemiştim bu klibi.Ondan sonra Gmail'imin arşive attım.1 yıldır görmüyordum.Birden aklıma geldi,size sunayım dedim.Grup hakkında hiçbir bilgim yok.İnternette bilgi bulamadım daha doğrusu,pek de aramadım.Amatör bir grubun güzel bir başarısı diye düşündüm.Ama bu klibi ve şarkıyı bir gün meşhur edebilirlerse meşhur olma ihtimalleri yüksek gibi geliyor.Ne de olsa Türkiye bir şarkılık şöhretlerin mezarlığı değil mi?Bi de bunlar denesin şanslarını...

Baskıyı durduruuuun! : Ben bakmayalı internette hakkında bilgiler oluşmuş.Myspace bile yapmış babalar.Şurdan alayım sizi.



video

Devamını oku >>

Gittigidiyor'da Don Fantezileri

Gittigidiyor garip mekan vesselam.Araştırdıkça,deştikçe garip şeyler çıkıyor.En son,dillerden düşmeyen,açık arttırmayla 6.000 YTL'ye satılan fantastik forvetimiz vardı.Ondan önce Hacettepeli bi hatunun kullanılmış tangasını satan biri vardı.Aramızda bayağı da don fetişisti varmış hani,teklifler havalarda uçmuştu.Bu olayı görünce o zamanlar ben de donumu çekip koymuştum,ama benimkinin içinde malzemeler de duruyordu.Hani şu slip donların paketlerinde adamların resimleri olur ya,donu ön plana çıkarmak için dalgayı kaldırmış şekilde,aynen öyleydi.Tabi benim donun gümlemesi bu skandalın üzerine fazla uzun sürmedi.

Donuydu,iç çamaşırıydı demişken,geçenlerde kardeşim yeni bi kullanıcı keşfetmiş Gittigidiyor'da.Kullanıcı adı mukhakan.Babamız iç çamaşırlarında fantezi olayını bayağı bayağı coşturmuş hani.Çoğumuza garip gelebilir,yadırgayabiliriz.Şahsen ilk başlarda ben de aynı durumu yaşadım."Bunların Gittigidiyor'da ne işi var yaa!" dedim.Sonra zamanla olabileceği kanısına vardım,ama nasıl vardığımı bilmiyorum.

Kullanıcının ilk olarak Fileli Erkek Slip'ini gördüm.Harbiden felaket bişey.Bir erkek olarak gördüğüm en berbat manzaralardan biri sanırım.Tabi erkek olarak diyorum,bayanları bilemem.Ürün açıklaması olarak mukhakan şöyle demiş : "Unutmayın,kadınlar sıradışı,heyecan veren çamaşırlar giyen erkeklerden hoşlanır." Ben burda sözü bayan okuyucularımıza bırakmak istiyorum.Öyle mi düşünüyorsunuz acaba?Aslında resmi siteye de koyardım da,girenlerin resmi görüp korkmasını istemedim.Resim mankeni babamız maşşallah malafatı kaldırmış bi de,fileden ne var ne yok gözüküyor.Bi de altına şöyle yazmış : "Atasözleri boşuna,"Yiğidin malı meydanda olur dememişler."".O yüzden burdan link verdim,ona tıklayıp yerinde bakın.

İkinci olarak Cesareti Olana Miniminnacık Bikini isimli güzide ürün beni benden aldı adeta.Bu ürün de balık filesinden yapılma.Giyen hatunlar anadan üryan dolaşıyor desem yeridir.Hiç giyme daha iyi.Üstünde bu varken tecavüze uğrasan seni hapse atarlar alimallah.Ama alan fanteziseverler var ki satıyor adam.

Top 3 listemizin son sırasına da Cesur Kazanova Erkekler İçin Seksi Torba Slip ürününü koymaktan dolayı pek mutluluk duymuyorum.Satıcımız oldukça heyecan verici olduğunu söylemiş.Harbiden garip bi ürün.Ç.k tutgacı gibi bişey bu.Pazar filesine muz koymuşsun gibi.Onun haricinde k.çımızı örtecek bişey yok bu üründe.Tam Eros erkekleri için.Hani arada sırada sihirbazlar sokaktan birini çevirip sihriyle adamın donunu cebinden çıkarır ya,böyle bişey çıkardığını düşünsenize.O noktadan sonra bi daha sihirbazlık yapamaz o kişi sanırım.

Görüldüğü üzere hayat bir adet boxerdan bir adet dondan ibaret değil sevgili blog kemirgeni insanlar.Hayatında renk,heyecan ve plajda beynine kırılmaz meşe odunu isteyenler için çok garip ürünler var.Toplumumuz bunlara hazır olmayabilir ama siz hazır olduktan sonra sallayın gerisini.Yağmur altında bu ürünlerle çırılçıplak koşmaya ne dersiniz?

Yazı bittiğinde "The Smiths - There is a Light That Never Goes Out" çalıyordu.

Devamını oku >>

BenVista PhotoZoom Pro 2.3

İnternette boş zamanlarımda yeni programlar aramayı,keşfetmeyi ve onları test etmeyi seviyorum.Düşünsenize,korsancılık diye bişey olmasaydı bu programların kaçını satın alabilirdik?Şu ana kadar bilgisayarıma kurduğum programı saysam,herhalde toplam lisans fiyatlarının 100 milyara vardığını farkederim.

Bazen elimize bir fotoğraf geçer,herhangi bir yerin fotoğrafı ya da herhangi birinin.Ama foto çok küçüktür."Lan keşke kalitesinden ödün vermeden şu resmi biraz büyütebilseydim." diye çoğunuz içinden geçirmiştir.Fanteziniz tabi ki hala tam anlamıyla gerçekleşmedi.Ama elimde normal bir zoomla kıyasladığımızda çok daha verimli,pikselsiz büyütme yapan bir program var.Adı da pek bi orjinal programın,bulurken bayağı uğraşmışlardır bu ismi : PhotoZoom Pro.Bu bi nevi Bill Gates'in ilk işletim sistemi bulduğunda ona "Operating System" adını vermesi gibi bişey.Ya da Babazula'nın yeni albümüne "Yeni Albüm" adını vermesi de olabilir.Yani o kadar adam uğraşıp,günlerce,aylarca yarılıp bi program yapıyor.İsim koymaya gelince yok.

Neyse ki bize vaad ettiği şeyi,yani resim büyütmeyi başarıyla gerçekleştiriyor PhotoZoom.Kullanımı da çok kolay.Büyütmek istediğiniz herhangi bir resmi yüklüyorsunuz,daha sonra büyütmek istediğiniz piksel oranını yazıp büyümüş halini görüyorsunuz.Program içinde uygun hesaplamaları yapıp,büyüyebilecek en iyi şekilde sunuyor resmi size.Yaptığım testte Alessandra Ambrosio'nun 135x200 resmini kullandım ve bu resmi programla yaklaşık 3 katına,435x600'e çıkardım.Sonuç gerçekten normal bir zooma göre kat be kat iyi.Tabi ki çok da süper olmasını bekleyemeyiz ama pek çok konuda işinizi göreceğine eminim.

PhotoZoom Pro 2.3 İndir
Aha Bu Da Serial

Yazı bittiğinde "Slayer - Violent Pacification" çalıyordu.
Devamını oku >>

Uçan Lokanta

Girişimci güç,öyle bişeydir ki,ezip geçemediği şey yoktur.Azimle s.çarak bile delemediğin mermeri deler girişimci güç.Girişimciliğin başlangıcı nedir peki?Sadece kafadan çıkan bir düşünce.Saçma olup olmadığını düşünmeden kafadan çıkan düşünce.Fazla teferruatlara boğulan,yapacağı işlerde mantık arayan insanlar ön plana çıkamaz,malını da pazarlayamaz.O kadar olağanüstü şeylerle karşılaşır olduk ki,ortalama şeyler zevk vermez hale geldi.

Yine bir gün manyağın biri çıkmış ortaya (manyaklara kısaca girişimci diyebiliriz.) "Kardeşim,dünya malı dünyada,envai çeşit yerde yemek yedim,ayaklarım yeteri kadar yere bastı,biraz da havada takılalım,bak bunun manyakları da çok çıkar paraya para demeyiz." demiş.Tabi etrafınfakilerin çoğu büyük ihtimalle k.çından gülmüştür duruma.Genelde yeni birşey yapılmaya çalışıldığında hep insanlar yadırgar,o yüzden sağdan soldan gelen saçma yorumları dinleyip inancı frenlememek lazım.Netekim babamız olayı tutturmuş,eminim ki şu an dediği gibi paraya para demiyordur."Şömine yakacak kağıt parçası" ya da "tuvalet kağıdı" gibi bişey diyordur muhtemelen.

Resimleri gördüğümde hayran kaldım.Vinçle gökyüzüne kaldırılmış bir masada akşam yemeği yemesi ne keyiflidir kim bilir?Masa yavaş yavaş da yer değiştiriyor bi yandan sanırım.Her şey son derece güvenli.Kamikaze olayındaki gibi.Kah inerim yeryüzüne seyrederim alemi,kah çıkarım gökyüzüne,seyreder alem beni hesabı.Yanda havada bi tane de piyano var ona çok güldüm ya,adamlar en ufak ayrıntısına kadar herşeyi düşünüp,mükemmel yapmışlar.

Fiyatlara ve masanın kapasitesine baktım bayağı boru gibi.E haliyle olacak,dünyada kaç yerde böyle bişey var ki?22 kişilik kapasitesi var ve 8 saatliğine kiralaması yaklaşık 9.000 Euro.Paranızın olması yetiyo mu?I-ıh yetmiyor.Bunun yanında talebin aşırı derece fazla olmasından dolayı çok önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.Ama değer be.Bi gün zengin olursam,ya da evleneceğim zaman zenginsem mutlaka gözden geçireceğim bu fikri.Ayrıntılı bilgiler ve daha fazlası için
www.dinnerinthesky.com adresini ziyaret edebilirsiniz.


Slaytın üzerine tıklarsanız daha büyük boyutta izleyebilirsiniz.

Yazı bittiğinde "Phideaux-Formaldehyde" çalıyordu.
Devamını oku >>

Hot Fuzz (2007)

Bunca zamandır filmler üzerine yazıyor,çiziyorum.Ama dikkat ettim Dr. Strangelove dışında başka bir komedi incelemedim.Bu da çoğu komedi filminin gerçek ve özgün bir mizah anlayışını kullanamamasından kaynaklanıyor.Bildiğiniz üzere birçok komedi filmi dünya gençliğinin abazanlığı üzerine eğilen,onu körükleyen ve insanlara bir kaç meme ve gereksiz argolarla donatılmış bayat espriler haricinde başka birşey vaad etmeyen metinlerden oluşuyor.Bunlara kısaca tuvalet komedisi de diyebiliriz.Birkaç örnek vermek gerekirse;Recep İvedik,Çılgın Dershane,Plajda gibi filmler.

Tabi bizim işimiz kaliteli komedilerle.O yüzden İngiltere'ye kısa bir yolculuk yapıyoruz.İngiliz mizahı,komedi dalında ne kadar az iş çıkarsa da genelde özünü çıkarıyor.Hot Fuzz da,Monthy Python serisinin yolunu izleyen,onun gibi kaliteli mizaha sahip olan filmlerden biri.İnsanları gülmekten yaran,bir zombi filmi parodisi Shaun of the Dead filminin müthiş ikilisi Edgar Wright ve Simon Pegg bu filmin de iskelet ikilisini oluşturuyor.

Londra Polis Departmanı'nda çalışan Nicholas Angel (Simon Pegg),ortalama bir polise göre kat kat daha başarılıdır.Diğer polislerin yaklaşık 4 katı tutuklama hızına sahiptir.Birçok konuda ödülü ve başarısı vardır.Bu yüzdendir ki diğer k.çını yaymaktan başka bir iş yapmayan polisleri gölgede bırakmaktadır.Bundan rahatsız olan departman komiseri,Angel'ı suç oranının en düşük olduğu bir kırsala,Sanford'a atar.Mesleğini bu kadar çok seven ve suçluları yok etmeye çalışan bir insan için berbat bi yerdir burası haliyle.Tutuklayacak kimsesi olmadığı için barda bira içen çocukları tutuklar.Ta ki kasabada kaza süsü verilmiş cinayetler çıkana kadar.

Film kullanılan ince esprileriyle ve cıvıtılmamış mizahıyla başından sonuna kadar ayakta duruyor.Çoğu komedi filminin düştüğü hataya,(seyirciyi gülmeye zorlama) düşmüyor.Çoğu esprili kısımda oyuncuların suratı bile gülmüyor.Amerikan polisiye filmlerinin saçmalığına ve cıvıklığına bolca göndermeler yapılmış.Filmin son kısımlarında bu konuda geyiğin dibine oldukça vuruyoruz.Filmin çoğu yerinde görmeye aşina olacağımız süpermarket sahneleri bir nevi tüketim çılgınlığına gönderme.Ayrıca Nicholas Angel'ın partneri Danny Butterman rolünde Nick Frost çok güzel iş çıkarıyor.

Bana göre sinema tarihindeki en komik filmlerden biri Hot Fuzz.Eğer son zamanlarda güzel,cıvımamış,komedi gibi komedi arıyorsanız sizi bu filme alayım."Yok gardaşım,ben tuvalet filmi istiyorum,Recep İvedik serisi yapılsın,5468'e kadar uzasın,ben yine de hepsini izlerim" diyorsanız da sizi beriye alayım.Bana uzak Allah'a yakın olun.

(Bu arada son bi haftadır sitenin resimlerini,scriptlerini sakladığım hostta bi sorun var.Bu sorun yazma iştahımı da kaçırdı.Site bazen bozuk çıkabiliyo,idare ederseniz sevinirim,en kısa zamanda düzelecektir.Ayrıca bana seve seve bi host hediye edecek varsa,hiç düşünmem onu da alırım.Aslında bi hosting şirketinin şifresiyle kullanıcı adı var elimde ama çaktırmadan onun hostunu kullanabilir miyim ki?Bi de şu an sitemi bozuk görenler bana söyleyebilir mi?)


IMDB Kullanıcı Oyu: 8.1/10 (78650 oy)

Top 250 : #228



Yazı bittiğinde "Jeff Beck - Diamond Dust" çalıyordu.
Devamını oku >>

I've Tried Twice Brother...

Bugün çok garip bişey oldu lan,aynı Desmond'ın (Lost) yaşadığı gibi bişeydi.Eve doğru giderken karşıdan karşıya geçecektim.Caddede gözüm birden bi arabayla bi adama odaklandı.Sonra aniden 5 sn. sonraki geleceğe gittim.Arabanın adama çarptığını gördüm.Bulunduğum ana geri döndüm,sonra bi baktım araba adamı yere gömertti.Adam yere yapıştı.Şaştım kaldım,adama müdahale edemedim,tırstım.Akabinde kafamda soru işaretleri ile uzaklaştım oradan,umarım adam iyidir.
Devamını oku >>

I Wanna Be the Guy

Oyungezer başlarda ne güzel yeni bi dergi olduğu için,tutması gereken bi dergi disiplininde çıkıyordu.Ayın 1'i dedik mi bayide görüyorduk.Ama dergiyi tutturduklarından olsa gerek yine salmaya başladılar.Artık 5'i,6'sı hatta 10'unda bile bulma ihtimalimiz düşük.Oyungezer editörleri,sesleniyorum size,Allah rızası için belli bi tarihte çıksın şu.

Neyse efenim aldım dergiyi,ambalajına zarar vermeden açtım.Her ne kadar çöpe atacak olsam da belli bi saygıyı hak ediyor o ambalaj.Mazisini silip,bir b.k parçası gibi atılmaz.Genelde derginin DVD'sinin içindeki o beleş ama eğlenceli olan oyunları çok severim.İlk olarak onların lezzetine bakarım.Bu sefer baktığıma bakacağıma pişman oldum.



Dergimizin full oyunlar bölümünde I Wanna Be The Guy adında ultra hiper süper mazoşist,manyakvari bi oyun var.Oyunu ilk açtığım anda üzerime kazıkların "Haşırt" diye girmesi bunu anlamama yetiyor.Bunu programlayan psikopat öyle bi oyun yapmış ki,nerdeyse her attığınız adımda ölüyorsunuz.Bu yüzdendir ki adam sitesinde bize şöyle bi açıklamada bulunmuş : "Bu oyunu oynayan çoğu kişi başlarda beceremiyor ve pes ediyor.O yüzden ilk kez indiriyorsanız,size sunduğum kısa versiyonu test edin,zavallı bant kalınlığıma dokunmayın,beğenirseniz tam versiyonu indirirsiniz." Gerçekten de her babayiğidin harcı değil bu oyunu oynamak.Özellikle abim gibi daha normal oyunlarda bile kendini kaybeden bi insan hiç oynamamalı.Şayet "Ben bütün oyunları en zor ayarda bitirir,üstüne bonuslarını bile açarım,adeta bir iguana kadar asil,tosbağa kadar soğukkanlıyım." diyorsanız buyrun indirin.Monitöre kafa atıp parçaladığınızda sakın bana gelmeyin mesuliyet kabul etmem.Aşağıya videoyu koydum,oyunda ilk aşamaları nasıl geçeceğinize dair bir başlangıç olabilir.

I Wanna Be The Guy - Demo İndir
I Wanna Be The Guy - Tam Sürüm İndir




Yazı bittiğinde "Social Distortion - Ring of Fire" çalıyordu.

Devamını oku >>

Henry Lizardlover

Annemin bana hamile olduğu dönem çok rahat geçmiş.Hani klasik bebek tekmeleme hareketi var ya,onu bile yapmamışım karnındayken.Hatta bi ara kıllanıp doktora gitmiş,bu bebe yaşıyo mu diye.O kadar uyuşukmuşum ki 10 ayda doğmuşum.Bebeklik dönemim de rahimdekinden farklı geçmemiş zaten.Annem bir yere benim oturturmuş,öyle saatlerce mal mal bakınırmışım.