Spiga

Stewie Griffin : Untold Story

89 yılında hayatımızı şenlendirmeye başlayan Simpsons dizisi,bize bir çekirdek ailenin asırlar bile geçse komediye çok yatkın malzemeler içerdiğinden dolayı asla esprilerin bitmeyeceğini kanıtladı,kanıtlıyor da.Yıllar geçti,koskoca 20 yıl geçti,ama sevimlilik muskası Maggie bile bi gram büyümedi.Hiçbirimizin umrunda da olmadı zaten bu.Bu aile böyle gayet iyiydi.

Sonra Family Guy çıktı.Family Guy'daki aile,Simpsons ailesinden bile daha manyaktı,daha farklıydı.Simpsons'taki Maggie'nin zekasıyla,1 yaşındaki Stewie'nin zekasını kıyaslarsanız bunu farkedebilirsiniz.Ya da Simpsons ailesinin aptal köpeği Santa's Little Helper'la,tekila manyağı köpek Brian'ı da kıyaslayabilirsiniz.İşte bu iki şaşırtıcı karakter Family Guy'ı Simpsons'tan daha öte bir yere koydu ve asla kendisine taklit muamelesi yapılmasına izin vermedi.

Bildiğiniz üzere Simpsons daha çok aile yaşamındaki şeylere eleştiri getirirken,Family Guy daha çok televizyon dünyasındaki saçmalıklara dokunduruyor.Dizinin 1999 yılından beri 6 sezonu yapıldı ve hala devam ediyor.
Ben özellikle bu ekipte dublaj sanatçısı Seth MacFarlene'ye harbiden heyret ediyorum.Adam dizide 5 kişinin (Stewie Griffin,Peter Griffin,Brian Griffin,Glen Quagmire,Tom Tucker) dublajını yapıyor ve sesler birbirinden o kadar farklı ki,bunları nasıl başardığına şaşırıyorsunuz.Anlaşılan dizi ekibi bütün dublaj parasını bu adama gömüyor.Adam Terminatör gibi.Dublatör.

Anlaşılan ekip Simpsons ekibi gibi film yapmak için 20 yıl beklememiş.4. sezona tekabül eden (3 de olabilir) 2005 senesinde esas oğlanımız,pisko çocuk Stewie'yi merkez alan bir film yapmışlar.Dizi olarak 25 dakika izlediğimiz şeyi 1,5 saat izlemenin tadı bi ayrı güzel.Bu zevki geçen Temmuz Simpsons Movie ve bu sene Bender's Big Score'da yaşamıştık.Ha bi de South Park'ın film vardı,unutulmaz.Ekipler görüldüğü gibi diziyi film yapma işinin sırrını çözmüş durumda.Hiçbir şekilde görünüm olarak,ya da başka türlü bişeyler eklememek gerekiyor seyircinin yadırgamaması için.Asıl önemli olan dizinin o çizgisinden çıkmadan uzun metraj yapabilmek.Ve bu gördüğüm 4 film itibariyle hepsi başarılı bir şekilde yapılmış.Ama bana göre en güzeli Bender's Big Score olmuştu.

Filmin ana konusu Stewie'nin bir gün ekranda kendisine acayip benzeyen bir tipi görmesi üzerine onu bulmak için Brian'la yola koyulması.Yine yüksek dozda mizah ve göndermeler mevcut.Sanırım en beğendiğim Stewie'yle yapılan Saddam göndermesiydi.Orada yarılmıştım.Bu nasıl olsa film diye ekip ensest ilişkilerden,gay ilişkilere kadar hepsiyle dalga geçmiş,argoyu da arttırmış.Sinemanın da en iyi yanı bu zaten,serbestliğinizi arttırıyor.

Bildiğim kadarıyla bu film sadece DVD olarak çıktı.Benim elimde 2 Family Guy filmi daha var ama nedir ne değildir,bilmiyorum.En meşhur olanı bu.Onların Türkçe altyazısını da bulamadım.Bi ara izleyeceğim.Onlar da bunun gibi bişeyse buradan yazarım büyük ihtimalle.Size Peter Griffin'in filmden bir repliğiyle veda etmek istiyorum : "İyi, burada artık çalışmadığıma göre, size neyin gerçekten tepemin tasını attırdığını söyleyeyim : Siz, Amerika.S.ktirin gidin!" Bazen filmlerin eleştiri çizgilerini anlatmak için tek cümle yetebiliyor.



Stewie Griffin : Untold Story torrent

Yazı bittiğinde "The Smiths - Girlfriend in Coma" çalıyordu.

Devamını oku >>

40 Yıllık Katran Olur Mu Şeker?

Şu hayatımda,bu yaşıma gelene kadar pek çok şey değişti.Tipim değişti,hareketlerim değişti,düşüncelerim değişti,kavramlara bakış açım değişti.Buna benzer ufak tefek,birleşince büyük fark yapan pek çok şey değişti.Ama hiçbir zaman mizah anlayışımdan,hayatın komikliğini karşılayışımdan,komikliğimden,güler yüzümden bir şey kaybetmedim.Üzüldüğümde en fazla 2 gün üzüldüm.Hep OldBoy'daki Dae-Su babanın dediği sözü düstur edindim kendime : "Gülersen dünya da seninle güler,ağlarsan yalnız başına ağlarsın."

Bugün bu geyik tarzımın sadece bir kısmını yansıttığım,Level ve Chip dergilerinde yayınlanan maillerimi göstermek istedim.Hani bazıları sevinir ya, "Oleeeey dergide yazım çıktı" diye.Sonra bakarsın dergiye hiç garip bişey yok,aynen şöyle : "Merhaba cart dergisi,hepinizi çok seviyorum.Süpersiniz.Çalışmalarınızda başarılar." Böyle bi maili herkes yayınlatabilir elbet,şaşılacak birşey yok.Mühim olan daha garip şeyleri yayınlatabilmektir.Level geyik bi dergi olabilir ama onların da geyikliğinin bir sınırı var,bu sınırı aştıysan başarılısındır.Chip'i zaten bilirsiniz geyiğe mahal verdiği pek görülmemiştir.Ama ben belki de derginin tarihindeki en geyik okuyucu mektubunu yayınlatmışımdır sanırım.


Tıklarsanız büyürler


Dergilerin de okuyucularına kalplerini,iç dünyalarını açması ayrı bir sebebiyet veriyor aslında geyikvari durumlara.Artık o kadar tanıdığınızı düşünüyorsunuz ki adamları,enseye tokat g.te parmak olduğunuzu sanıyorsunuz.Dergicilik zaten gönül işi.Eğer bir dergi okuruna mesafeli durursa o derginin başarılı olması zordur.Yazar bir yandan kendi hayatını paylaşmalıdır okuruyla bana kalırsa.Level'dan ayrılan,Level'ın belkemiği olarak gördüğümüz yazarlar Oyungezer diye bir dergi çıkardığında,gözümüzü bile kırpmadan güvenerek almamızın en büyük sebebi bu olsa gerek.

Bu arada eğer Burcu burayı okuyorsa saygılarımı iletiyorum kendisine,az arızalılık yapmadım :D

Yazı bittiğinde "Sentenced - Killing Me,Killing You" çalıyordu.

Devamını oku >>

Alerji Testi Olabilmek İçin Geçilmesi Gereken 825 Aşama

Yaklaşık 2-3 yıl önce sadece İlkbahar-Yaz zamanlarında polenlere uyuz oluyordum.O etrafa yayılan çiçeklerin yasak aşk meyveleri burnuma kaçtıkça hapşurmaktan iflahım kesilir olmuştu.10 hapşurmalık-20 hapşurmalık kombo serilerini tek nefeste yapar olmuştum.Son 1,5 yıldır da bu iğrenç alerjinin yanına bir de güneş,toz,sigara dumanı alerjisi eklendi.Bunlardan herhangi birine maruz kalınca gözüm yanar,kızarır,kaşınır olmuştu.Tabi Mick Jagger gibi mosmor bir keş gözaltı yapıyordu bu alerji.

Yani anlayacağınız ilgilenmedikçe,geciktikçe daha da büyüyor bu meret.Vücutta kendini geliştire geliştire yeni yeni alerji çeşitleri türetiyor.Hele babamdaki alerji daha da ileri bi seviye.
Bugün size,alerji sahibi olan insanlara alerji testi olabilmeniz için,alerji çeşidinizi öğrenebilmeniz için yapmanız gereken 825 şeyi anlatacağım.Tabi bu deneyim İzmir sınırları içine dahildir.Ama Türkiye'nin diğer yerlerinde 600 aşamayla yapılacağını düşünmüyorum,hele hele İstanbul'da.

İlk aşama olarak araştırmaya koyuluyoruz.sağımızda solumuzda her yerde afişlerde,eşşek kadar puntolarla "Alerjinize dikkat edin,alerjinizi öğrenin,geç kalmayın!" türünden şeyler yazsa da,etrafta alerji testi yapan hiçbir hastane olmadığını farkediyoruz.Tabi bu anlattığım olay SSK'lı bir insan için.600 lirayı trink bastırdıktan sonra Özel bir yerde muayene olabilirsiniz tabi ki.

Bu testin sadece İzmir'in en sakat yerlerinden biri olan Tepecik'te (aka title Şoparland) yapıldığını öğrenmemizle 2. aşamaya geçmiş bulunuyoruz.Bu aşamada hastaneye Perşembe günü gidiyoruz.Türkiye'deki bütün hastaneler gibi çok düzensiz.Ama yine de işleri biraz toparlamışlar.Eskiden daha berbat bir haldeydi.Alerji polikliniği arıyoruz ama görünürde hiç bir yerde yok.hani Lost'ta ormanın en ücra köşesinden ambar çıkar ya,bu da onun gibi,Polikliniği resmen gizlemişler,insanlar bulamasın diye.Hastaneden bağımsızlığını ilan etmiş gibi bi poliklinik.Albay Kurtz'ten bile daha özgür bi poliklinik (Bu arada bu poliklinik ne b.ktan bir kelimedir hey Allah'ım) .Güçbela kapıyı bulduktan sonra bakıyoruz ki kapalı.Ordaki sıva yapan bi elemana soruyoruz,ne ayak bu diye.Adam burasının sadece Pazartesi-Salı çalıştığını söylüyor.Bizde haliyle paşa paşa koyuluyoruz eve doğru.

Bu sefer Salı günü hastaneye doğru yola koyuluyoruz.Dolmuşun içinde babam öldürücü soruyu soruyor : "Sağlık karnesi yanında mı?" İyi de sağlık karnesi zaten bende değildi ki sendeydi,bana niye sorarsın?Allah'tan şu tedavi olayını şimdi kimliğe taşıdılar da o eşşek kadar şeyle uğraşmayacaz.Yine eve koyuluyoruz.
Aradan bir sene geçer.Saçlara sakallara kırlar düşmüştür.Ama o alerji testinin bir gün yapılacağı umuduyla hastaneye yine gidilir.Evet,aynı angutluk aradan geçen zaman aşımı yüzünden tekrarlanmıştır.Yine Perşembe günü gidilmiştir hastaneye.Ve tekrar eve dönülür.Ömürden ömür geçer,ama savaş bitmez.Söylemeyi unuttum,bu arada 2 günde sadece 50 hastaya bakılıyor,bu da cabası.

Sonraki Salı yine gelinir hastaneye,bu sefer ilk 25'e girmek için erken de gelinmiştir.(-tir ek modundan çık)Ohannesburger be kardeşim.Hep televizyonlarda 4000 kişilik hastane kuyrukları görürdüm inanmazdım.Amma hasta varmış.Günde kaç insan hastalanıyor böyle?Kuruk taaa Fizan'a gidiyor mübarek.İnsanlar iyice hastalık hastası olmuş anlaşılan,canı sıkıldıkça doktora gidiyorlar.En kral sistemi bile getirsen bu kadar hastalık hastası manyakların oluşturduğu izdihamı azaltmak namümkün.

700. aşamayı da geçtikten sonra ucu ucuna alerji polikliniği fişini alıyoruz.Tenhadaki ambara (pardon polikliniğe) gidiyoruz.Ama yeni bişey daha öğreniyoruz.Buranın doktor kafasına göre açarmış burayı her daim.Bazen 8,bazen 8:30,bazense 9'da açarmış.Zaten burda bunu da duyunca doktorun ne kadar lakayıt olduğunu anlıyoruz.Hastaları 8:45'ta almaya başlıyor doktor.Giren, 2 dakika sonra çıkıyor.Ben de günde 25 kişi olunca insanlar yarım saat uğraşıyor sanmıştım.Doktor öyle ehlikeyf ki gelene tahlil yazıyo,gönderiyor.Sıra bana geliyor.Saat daha 10.Adamın ağzından yanındakini şu soru çıkıyor : "Daha ne kadar hasta kaldı?"

El insaf be adam.Sen burda devletin maaşını alarak geçimini sağlayan bi adamsın.İşini saat 10'da bitirip daşhak kebabı yapmayı mı düşünüyorsun acaba?Zaten elinde bi yandan telefon,biriyle mesajlaşıp duruyor.Benim elimde hazır tahliller vardı.Doktora verdim.Adam : "Senin bişeyin yok,sana cart ilacını yazıyorum" dedi,şutladı.Sanırsam saat 10:30da da bütün işlerini bitirip akşama kadar yatmıştır poliklinikte.

Görüldüğü gibi 800 aşama da geçseniz,900 aşama da geçseniz,işler o bilgilendirme afişlerindeki gibi değil.Hep derler ya ele bişeyler döküyor,çiziyorlar,alerjini tespit ediyorlar.Yalan efenim,külliyen yalan.O sadece işin fantezisi.Hiç bi doktor uğraşmıyor bu işlerle.Herkes daşhak kebabı peşinde.Böyle doktorlara yevmiyeyi bırak,saatlik bile versen haksızlık olur.İnsanlar düzensizliğin,düzeninde yok olup gidiyor.Herkes kolay yoldan para kazanma peşinde.İdealist doktor mu?O da ne?Bir de,o alerji uyarı afişlerini hazırlayanları bulursam tez zamanda o afişleri ağızlarına tıkacam,haberleri olsun.Böyle işgüzarlar yüzünden sinirden kaşıntım tuttu bi de.İyileştirmelerinden de geçtim,daha da hasta eder bunlar adamı.

Yazı bittiğinde "Mötley Crüe - Enslave" çalıyordu.

Devamını oku >>

Sitenize Gmail tuşuyla canlı konuşma


Her zaman hepimizin dert yandığı üzere artık internet,saçma bilgiler,pornografi ve aptalca reklamlar yüzünden tam anlamıyla bir bilgi çöplüğüne dönüştü.Sürekli acayip acayip,yeni yeni servisler çıkıyor ama kaçı kullanıcısını düşünüyor?Kaçı rahatlık sunuyor size?

İşte Google bundan birkaç yıl önce insanlara gerekli olan bütün servisleri belirleyip sunma kararı aldı ve onları tek bir çatı altında,Gmail hesabımız altında birleştirdi.Herkes bilir ki bir Googleseverin mabedi her zaman Gmail hesabıdır.Spam filtresi konusunda diğer hiçbir email hesabı eline su dökemez.Ve verilen hizmetler konusunda da tabii.

Geçenlerde Sesebian'ın keşfettiği bir MSN özelliği vardı.Pasaportumuzla MSN hesabımıza girip,oradan MSN'deki durumumuzu gösteren bir buton alıyorduk ve onu sitemize ekliyorduk.Bununla birlikte sitemize giren ziyaretçiler doğrudan MSN'imiz üzerinden bizimle konuşabiliyordu.Ama MSN'e kıllığımdan olsa gerek,bunu pek tutmadım.

Aslına bakarsanız bu özelliği Gmail'den bekliyordum ilk olarak.Her zaman ilkler Gmail'den çıkardı çünkü.Olsun,Gmail beklediğimiz şutu geç çekmiş olsa da çekti.

Google'dan yine sadelik,basitlik ve güzelliği ön plana çıkarmış bir iş görüyoruz.Butonu sitemize ekledikten sonra gelen kullanıcı butona tıkladığı zaman güzel bir Pop-up penceresi açılıyor ve sizin Gmail Talk kısmınızda da "Tanımadığınız biriyle konuşurken ne konuştuğunuza dikkat edin." uyarısı beliriyor.Gmail,kullandığım 23
(Bazılarınız hala bu Google aşkına ohannesburger diyorsa,bu mükemmel şirketle
tanışmamış demektir.) diğer servisi üzerine bir daha beni memnun ediyor.Seni çok seviyorum Google,lütfen aşkımız sonsuza kadar sürsün.

Televizyonunu yeni açanlar için adresi bir daha tekrarlıyorum : http://www.google.com/talk/service/badge/New


Devamını oku >>

Gerekirse taşlarla,sopalarla

Dün bilgisayarı açıp,readerdan bloglarda neler yazıldığını okumaya başladığımda yeni bir konu gördüm.Konu malumunuz,ölen şehitlerimiz için,teröre karşı tepki için bir hafta blog yazmamaktı.Sonra bu konuyu bi kaç saat kafamda sorguladım.

Atatürk'ün kendisinden bile daha fazla güvendiği Türk genci olarak düşündüm.Acaba kaybettiğimizde,zarar gördüğümüzde,düşmanlarımızın sevinmesine sebebiyet verecek bir olay başımıza geldiğinde susmalı mıyız?Bütün gardımızı yere indirip onların amacına ulaşmasını mı sağlamalıyız?
Bazılarımız 1 hafta blog yazmamayı düşünüyor,ama aksine ben yazmak gerektiğini düşünüyorum.Düşünsenize dükkanlar 1 hafta kapansa,gazeteler 1 hafta yazmasa,TVler 1 hafta kapalı olsa kim kazanır?Türkiye'nin kaybedeceği kesin.Bu,insanları bilgilendirmek için kullandığımız platformları kapalı tutarsak sadece bizim insanımız zarar görür.Elin adamı orda savaşı fırsat bilip,yasaları kapağın altından geçirir,ardından askerlerimizin adını ağzına alarak onlara yapmacık bir şiir okur.Devlet zaten çaktırılmadan parça parça satılır.Bunlar belki de bizim bazı şeyleri yeterince sorgulamamızdan,sorgulayamamızdan kaynaklanan bir durum.Askerlerimiz ölüyor diye çok üzülüyoruz,içimiz kan ağlıyor.Ama onlara destek olmak için susmak değil,saldırmak gerek.Ayrıca yazmayanları vatansever olarak niteleyip insanları yazmama zorunluluğuna itmek yanlış bir hareket bence.Eminim ki herkes iyi niyetle tepkisini göstermeye çalışıyor ama bana göre bu yeterli bir tepki gösterme şekli değil.Bizim işimiz burda tam olarak eğlence değil.İnsanlara yeni bilgiler vermek,yeni şeyler öğretmek.Tarladaki bi ottan farklı olmamızı sağlayan şey de budur.
Tüm şehitlerimize rahmet diliyorum ve aşağıya eklediğim,Atatürk'ün 5 Şubat 1933'te Bursa'da söylediği şu sözleri okumanızı istiyorum.

Şubat 1933'ün ilk günlerinde Bursa Ulucami'de toplanan 100 kadar irticacı kişi camilerde Türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar. Ayaklanma kısa sürede bastırılır. Atatürk olayın hemen ardından Bursa'ya gider. Çekirge yolu üzerinde bulunan bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırada bir kişi Atatürk’e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü...". Atatürk hemen konuşmakta olan kişinin sözünü kesmiş ve günümüzde "Bursa Nutku" diye anılan konuşmayı yapmıştır.

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Devamını oku >>

The New Pornographers - Challengers

Hayatta herşeyde olduğu gibi müzik dünyasında da ünlü olmak için,ilgi çekmek için bir kaç parça garip şeyler yapmak gerekir.Bazen bi kızın ilgisini çekmek için yapmadığı şebeleklik kalmayan adamlar gibi.Ama müzik dünyasında artık uyuşturucu müptelaları,overdosecular,shotçılar,her gün 2-3 kadınla yatanlar garip gelmiyor ya da ilgi çekmiyor.Aslına bakarsanız kendini rockçı veyahut metalci ilan eden bu tipler müziği yozlaştırmaktan başka birşey yapmıyor.

Ama müzik grubu kurup adını "Yeni Pornocular" koyarsanız bu elbetteki insanlara ilginç gelecektir.Sizi birçok tanınmamış grubun arasından çıkarır,daha yüksek bir yerlere koyar.Şahsen bende bu etkiyi yarattı The New Pornographers.Sıradan bir günde,yeni albüm olarak neler var diye baktığımda karşıma çıktı bu naçizane grup.Bir grup adı için hayli ilginçti.Bu yüzden bu albümün yanındaki diğer albümleri indirmek yerine bunu indirdim.İsmi aslında bi yandan cemiyet ismi gibi bişey anımsatıyor bana.Üsküdar'daki Yeni Musıkiciler Cemiyeti gibi.Yeni Pornocular Cemiyeti.

Albümü alıp dinlediğim zaman daha ilk şarkıdan itibaren isimleriyle üzerlerine çektikleri ilginin boş olmadığını anladım.Sonuçta grup Ajdar isimli bir moloz da olabilirdi,ama çektiği ilginin boş olduğunu farkedebilirdik.

The New Pornographers 1997 yılında ,Dan Bejar,Kathryn Calder,Neko Case,John Collins,Kurt Dahle,Todd Fancey,Carl Newman,Blaine Thurier isimli insanlar tarafından kurulan bir Indie Rock grubu.Bu bahsedeceğim güzel albümleri de 2007 yılında çıkardıkları 4. albümleri.Standart bi grup 3-4 kişiden oluşurken bizim pornocularımız 8-9 kişiden oluşuyor ve güzel de ediyorlar.kendi aralarında çatışmalar,anlaşmazlıklar çıkmıyosa ne ala isterlerse 85 kişi bile olabilirler.Müzikte çok seslilikten kim zarar görmüş ki?

Albüm çok hoş ve hafif tınılardan oluşan benzersiz bir albüm.Öyle ki,ilk şarkıları My Right versus Yours bunu bize başından kabullendiriyor.Ayrıca grubun kadın ve erkek solistinin birlikte söylemesi ayrı bi güzellik,ayrı bir tat katıyor şarkılara.Bu olay her tarza,her türü uymaz ama New Pornographers'ın bu albümüne adeta "lök!" diye oturuyor.Challengers'ıdır Failsafe'idir güzel,ince bir çizgide bize müziğin dinginliğini ve sevgi dolu yanını yaşatıyorlar.Tabi her dinlenilen albümde olduğu gibi bu albümde de birkaç şarkı daha fazla öne çıkıyor,bana daha fazla sevdiriyorlar kendilerini.Entering White Cecilia ve Mutiny,I Promise You gerçekten bayıla bayıla dinlediğim ve kaç kere dinlersem dinleyeyim sıkılmayacağım şarkılar.Adventures of Solitide ise apayrı bir boşluk hissetiriyor içimde.Grupta kullanılan enstrümanlar sadece gitarla bateriyle sınırlanmadığı için daha ayrı duyguları da hissetmeniz olası.

Bu albümle ilgili anlatacağımı anlattım.Bazı film ve müzik incelemelerinin sonunda "Bunu izleyin,bunu dinleyin" diyorum,ama aslında demem çok saçma.Ben bu albümü eğer burada incelediysem,sonuna kadar arkasındayımdır.İncelediğim albümler her zaman olağanın üstünde olduğu için bir daha "Bunu dinleyin" diyeceğimi sanmıyorum.Yeni bişeyler keşfetmek her zaman güzeldir.The New Pornographers da bu keşfinizin bir parçası olmalı bence.

MUHTEVİYAT : 1. My Rights versus Yours , 2. All the Old Showstoppers , 3. Challengers , 4. Myriad Harbour , 5. All the Things That Go to Make Heaven and Earth , 6. Failsafe , 7. Unguided , 8. Entering White Cecilia , 9. Go Places , 10. Mutiny,I Promise You , 11. Adventures in Solitude , 12. The Spirit of Giving



Devamını oku >>

Mim Part III - Kayıp Eşyalar

Mal sahibi mim sahibi : Bekircem
Hani bunun ilk sahibi : Serdarca


Bugün günüme biraz sinirli başladım diyebilirim.Kalktım kahvaltımı yaptım.Sonra bilgisayarımı açmak için masaya geldiğimde masada sadece bir adet osuruktan,çalışmayan bir klavye olduğunu gördüm.Onunla makineyi açmaya çalıştım,olmadı."Ali'ciğim,sen sakin adamsın,böyle basit işlere,kumpaslara gelme" dedim kendime.Sağa baktım,sola baktım.Ne bir mouse vardı ne de klavye.Kanlar yerçekimine meydan okurcasına fokur fokur beynime doluşuyordu.Bir şekilde gittim başka yerden klavye mouseumu aldım.

Bugün blogumda zamanında Level'da yayınlanmış ilan-ı aşk yazımı ve Chip'te yayınlanmış "Mangal Kartonu" yazımı dergideki içerikleri taratıp yayınlayacaktım.Ama bilindiği üzere bi günde işler ters gitmeye başladıysa başın belada demektir.Gün boyunca aksilikler devam eder.Dergileri koyduğum masalara baktım.Yerlerinde yeller esiyordu.Deriiiin bir nefes aldım içime sinirimi azaltmak için,ama bu yöntemin de bi işe yaradığını göremedim.Harbiden kıl oldum.Daha saat şu an sabahın 10'u ve aradığım hiçbirşeyi bulamıyorum.

Tam da bu konunun üzerine Bekircem'in bana kayıp eşyalar konusuyla ilgili mim göndermesi suratımda ufak bi tebessüm oluşturdu.Düşündüm,"Acaba benim bu eşyalarımı Bekircem mi yürüttü?" dedim.Acaba Bekircem de mi Dharma'dandı?(Gerilim dolu bi müzik girer,suratımda şaşkın bi ifade belirir)

Sonra düşündüm bir müddet,"Acaba kaybettiğim başka şeyler var mı?" diye.Ama hafızam genel olarak o kadar zayıftır ki neyi kaybettiğimi bile unuturum.Hah,aklıma bi tane geldi.Dün Sinema dergilerini kurcalıyordum.15. yıl sayısına bi göz atmak istedim.Arşivime girdim ama 150. sayı yoktu.İşte bu beni cidden deli etmişti.Çünkü Sinema Dergisi'nin okuduğum en güzel sayısı oydu.Derginin içinde "Sinemayı Sevmemizin 150 Sebebi" başlıklı dosya konusu vardı.

Şimdi yazarken aklıma bişey daha geldi.Sanırım beni en çok kızdıran da oydu.Zamanında cipslerin içinden Pokemon tasoları çıkıyordu.Pokemonlarınkini bulmak kolaydı,ama Ash tasosu çok özeldi.Bana çıkmıştı cipsten,amma sevinmiştim.Çocukluğa bak be.Sonra bi gün kayboldu.Tabi tasomu arkadaşın çaldığını farketmiştim.Çünkü 2 gün sonra onun da elinde vardı aynı taso.O günden sonra onunla muhabbeti kestim.Çaldın,çalmadın diye de hiç bahsetmedim,belki bi gün bu durumu bana itiraf eder diye."Taso lan o,minicik bişey,ne değeri var ki?" diyebilirsiniz.Burda önemli olan onun çalınması değil,en iyi arkadaşım tarafından çalınmasıydı.Beni sinirlendiren yegane olay buydu.

Selam olsun Bolu Beyine,selam olsun dolu beyine : zzarpandit , okyanustakiruzgar , alisko , sonver

Yazıyı bitirdiğimde hiçbişey çalmıyodu,çünkü hoparlör kablosunu da bulamadım!
Devamını oku >>

Klasik Sahne : Seven

Bir sinefilin sinema hayatında olmazsa olmaz bir kuralı vardır : Filmi izle ve önemli replikleri ezberle.Filmleri güzel yapan,genelde içindeki "dışın dışın" sesleriyle adam öldüren silah sesleri değil,vurucu konuşmalardır.Geçen bi diyaloğa şahit olmuştum film satan bi dükkanda :

Müşteri:Abi bu American Gangster nasıl bişey,iyi mi?
Satıcı:Yok be hocam bi numara yok onda,sadece konuşuyolar,bi atraksiyon matraksiyon yok,aldığına değmez.

Hey gidi hey be bakın siz şu işe.Koskoca efsane yönetmen Ridley Scott'ın Top 250'ye girmiş,ustaca diyaloglarla bezeli filmini al,2 dakikada madara et.Zaten bunu her zaman demişimdir.Daha da aksini düşündürecek bir tane kişi göremedim : Nedendir anlamam,film satıcıları hep filmlerden anlamayan insanlardan oluşur.Filmi izlemeyi bırakın,çoğu film satıcısı filmlerin adlarını bile bilmez.Bazıları da bildiğini sanıp kartona yazar.Geçen gördüm,adam elindeki filmleri kartona yazmış kapının önüne koymuş.El yazısı o kadar berbat ki,hiçbirşey anlaşılmıyor.Onu da geçtim.Bi adam Rocky Balboa'yı "Rakı Balboa" diye yazar mı Allahaşkına.Hadi sokaktaki teyze,sokaktaki amca ilgilenmiyordur,yazamaz.Ama sen bi film satıcısısın be kardeşim,işin bu.Bi filmin adını yazamayıp,hakkında en ufak bişey bile bilmiyosan ne işin var orda değil mi ama?Türkiye'deki bazı insanlar böyle.Her işi kolay sanırlar.Her işi yapabileceklerini sanırlar.Bu insanlar türedikçe işte böyle manzaralar oluşuyor.

Evet,replik diyordum.Bi film satıcısı zaten filmden anlamadığı için replikle de uğraşmaz.Ama ben burada gerçek sinefiller için arada sırada filmlerin özel sahnelerinden,güzel,düşündürücü diyaloglar sunacağım size.
Bugün sunacağım diyalog,David Fincher'ın 1995 tarihli filmi Seven'dan.Son derece kasvetli bir şehrin ortasında 2 polis memuru.Ve onları şapşallaştıran,kendini ahlak bekçisi sanan bir adam.Adından da anlayacağınız gibi 7 ölümcül günah üzerinden yola çıkan bu filmde seri katil John Doe (Kevin Spacey), dedektif Somerset (Morgan Freeman) ve Mills (Brad Pitt) arasında filmin sonlarına doğru geçen o düşündürücü diyaloğu sizinle paylaşmak istiyorum.

Mills : Kafamda canlandırmaya çalışıyorum da,belki yardımcı olabilirsin.Bir insan deliyse,senin olduğun gibi,deli olduğunu biliyorsun değil mi?Bir şey okurken,pisliğine otuzbir çekerken durup kendine bakarak, "Hey,ne kadar çılgınım,gerçekten öyleyim" diyor musun?
Doe : Bana deli demeniz sizi rahatlatıyor.
Mills : Çok rahatlatıyor.
Doe : Anlamanızı beklemiyorum.Ama bu benim tercihim değil.Ben seçildim.
Somerset : Her neyse.İnancından şüphe etmiyorum.Ama bir çelişkiyi göz ardı ediyorsun.
Doe : Neden bahsediyorsun?
Somerset : Sorduğuna sevindim.Eğer yüksek bir güç tarafından seçildin ve yapmaya zorlandıysan,niye bu kadar zevk aldığını merak ediyorum.Onlara işkence yaparken zevk aldın.Bu kendini Tanrı'ya adamaya uymuyor değil mi?
Mills : John?
Doe : Dedektif Mills'in benimle penceresiz bir odada baş başa kaldığında alacağından daha fazla zevk duymadım.Doğru değil mi?Ceza görmeden beni dövmen ne kadar hoşuna giderdi değil mi?
Mills : Beni incitiyorsun.Asla yapmazdım.
Doe : Sadece sonuçlarına katlanamadığın için yapmazdın.Gözlerinden okunuyor.İşini yapan birinin zevk almasında kötü birşey yok.Her suçu,suçluya yöneltmedeki kişisel zevkimi inkar edemem.
Mills : Bir dakika dur.Bütün yaptığının masum insanları öldürmek olduğunu sanıyordum.
Doe : Masum mu?Dalga mı geçiyorsun?Şişmanlıktan ayakta bile duramayan iğrenç bir insan.Arkadaşlarına gösterip eğlenebileceğin türden birisi.Yemekte karşılaşırsan yemeğini bitiremeyeceğin birisi.Avukata bakalım.Bana bunun için bir teşekkür borçlusunuz.Bütün hayatını aldığı her nefeste yalan söyleyip katiller ve tecavüzcüleri dışarıda tutmak için para kazanmaya adamış birisi.
Mills : Katilller?
Doe : Bir kadın.
Mills : Katiller,senin gibi mi?
Doe (Sesini daha da yükselterek) : Bir kadın!Dış güzelliği olmaksızın yaşamaya devam edemeyecek kadar içi çirkin bir kadın mı?Bir uyuşturucu satıcısı.Gerçekte bir oğlancı.Hastalık saçan .rospuyu da unutmayın.Sadece boktan bir dünyada onlara masum deyip yoluna devam edersin.Ama mesele bu.Her sokak köşesinde,her evde ölümcül bir günah var.Ve biz görmezlikten geliyoruz.Görmezden geliyoruz,çünkü kanıksadık.Havadan sudan şeyler gibi.Sabah,öğle ve akşam görmezden geliyoruz.Artık öyle olmayacak.Emsal olacağım.Yaptığım şey sonsuza kadar unutulmayacak...Bilinecek...Hatırlanacak.
Mills (Alaycı bir şekilde) : Evet.Büyüklük hayalleri.
Doe : Bana teşekkür etmelisin.
Mills : Neden John?
Doe : Çünkü bundan sonra meşhur olacaksın.Unutma dedektif,burada olmamın tek nedeni ben istediğim için.
Mills : Hayır.Eninde sonunda yakalanacaktın.
Doe : Gerçekten mi?Bunu nasıl yapıyordunuz?Vaktinizi nasıl geçiriyordunuz?Yoksa benimle oynuyor muydunuz?Tuzağınızı kurana kadar 5 "masum" insanın ölmesini bekleyerek mi?Bana karşı kullanabileceğiniz tek geçerli kanıt yanınıza gelip teslim olmamdı.
Mills : John.Sakin ol.Evini bulduğumuzu hatırlıyorum.
Doe : Bu doğru.Ben de suratını dağıttığımı hatırlıyorum.(Öne doğru yaklaşarak) Yaşıyorsun,çünkü seni öldürmedim.
Mills : Tamam.Yerine otur.
Doe : Hayatını bağışladım.
Mills : Yerine otur.
Doe : Bundan sonraki hayatında,veya bağışladığım hayatında mı demeliyim,aynaya her baktığında bunu hatırlayacaksın.
Mills : Yerine otur lanet pislik!Lanet çeneni kapa!Sen mesih falan değilsin.Sen sadece haftanın filmisin.En çok,boktan bir tişörtsün.
Doe : Bu insanlara acımamı bekleme.Onlar için Sodom ve Gomora'da ölen binlerce kişiden daha fazla üzülmedim.
Somerset : Bir şekilde Tanrı'nın işini yaptığını mı söylüyorsun John?
Doe : Tanrı Esrarengiz şekillerde çalışır.

Yazı bittiğinde "Pink Floyd - Dogs" çalıyordu.

Devamını oku >>

Hatun Külliyatı : Chickipedia

İnternetteki insanların %10'u bu ortamı önemli işleri için kullanıyorsa,%90 gibi büyük bi kesimi de daşhak keyfi olarak nitelendireceğimiz,Facebook,MSN,Porntube gibi mekanlarda bel çürütüyor.Tabi ki eğlence işi olarak da interneti her zaman kullanmalıyız,ama takıldığım nokta şu : Bu %90'da bahsettiğim insanlar bu bilgisayar denen mükemmel teknoloji ürününü çöpçatan,pezevenk bi aletten öte göremiyor.E,böyle olunca da sağda solda bilgisayarın ne işe yaradığını bilmeyen kara cahiller bu alet ve internet hakkında ters düz konuşuyorlar.Misal : "Ahlaksızlıklar,sapıklıklar herşey bu alette.Bu aleti eve sokmayacaksın.Faydasız bi alet bu." ya da "Arkadaş,geçen Google'a morg yazdım,bi baktım adamı kesiyolar.Nası dinsiz imansız bi alet bu.Bunu bulan dinsiz cehennemlerde yansın."

Gördüğünüz gibi insanlar hem olayı kendi elleriyle amacından uazklaştırıyorlar,hem de pişkin pişkin kendi aradıkları,kendilerine bulaştırdıkları cehaletin faturasını bilgisayara kesiyolar.Sizce internete bişey öğrenmek için giren birinin otopsi diye bi arama yapmasının manası var mı?
Benim şimdi bahsedeceğim Chickipedia da her zamanki gibi işini ve keyfini bilgisayara dengeli dağıtanlar için bir site.Yok "Her daim bu siteye girerim,abazanlığıma abazanlık katarım" derseniz orası da bileceğiniz iş.Öyleleri de yok değil.Sabah akşam akıllarında porno veyahut kadın resimleri olan insanlar.

İnternette ya da somut piyasada yeni bişeyler çıkıp popüler olduğu zaman onun isminin bir kaç harfi değiştirilip,popülerliğinden faydalanarak yeni bir site yapılır.(Youtube-Porntube,Facebook-Hatebook)Chickipedia da Wikipedia'nın sürekli artmakta olan popülaritesini kullanarak meşhur olmuş bir site.Ama kullanmasa da meşhur olurdu bence.Zira kadın ansiklopedisi mantığıyla bir site yaptığın sürece adını ne koyarsan koy,tutmaması işten bile değildir.

Gerçekten güzel bi külliyat.Aradığınız hatun hakkında belli başlı bilgilere ulaşabiliyorsunuz.Örnek vermek gerekirse;vücut ölçüleri,boyu,kilosu,hobileri,yaptığı işler.Bi yığın bilgi.Tabi bunlarla pek az kişinin ilgilendiğini düşünüyorum.Sitenin daha ilgilendirici bi yanı varsa o da hatunların güzel güzel resimleridir.Ve bu resimleri inceleyerek yeni hatunların keşfine çıkmanın verdiği eğlence.Her buldukları resmi koyup siteyi çöplüğe çevirmemişler.Bu yönlerini çok takdir ettim.Sadece içlerinden gerçekten güzel olan resimleri ayıklıyorlar.Bunun yanında bir de anasayfada haftanın güzeli hafta boyunca teşhir ediliyor.

Ama ne olursa olsun sonuçta boş işler.Burdaki hatunlara bak bak nereye kadar.İnsan bi yerden sonra somut verilerle karşılaşmak istiyor.Yok efenim yoksa Lost'ta Kate Sawyer'a vermiş,o ona vermiş bu buna vermiş beni ne ilgilendirir.
Devamını oku >>

Edward Scissorhands (1990)

Söyleyin bakalım,hortlakların,ecinnilerin,ucubelerin insancıllaştırılmış versiyonları denince ilk kim geliyor aklınıza?Yok lan,ne Hasan Karacadağ'ı?K.çınızdan uydurmayın.Ben Tim Burton'dan bahsediyodum.Hani şu b.k çukuruna düşmüş gibi saçlara sahip bi yönetmen var ya,aha o.Tabi ilk başta yaptığım tabirde,son çektiği Sweeney Todd filmini ayrı tutmalıyım,zira orada bir yaratıklaşma,hayvanlaşma hikayesi var.Aslında düşündüm de Tim Burton'ı kalıba sokmak da pek doğru değil.Kafasına göre takılan bi adam.(bkz. Big Fish)

Film,makyaj malzemeleri satan bi kadının,esrarlı bi şatoya gidip,oradaki ucubeyi,Edward Scissorhands'i (Johnny Depp) eve getirmesiyle başlıyor.Peki bi insan neden bi ucubeyi eve getirir?Bilinmez.Ama bunun içinde komşular içinde popülariteye sahip olma isteğinin yattığını söyleyebilirim.Zira kadın amacına ulaşır,Edward Scissorhands çevredeki bütün meraklı komşuların göz bebeği olur.Bunun sebebi de makastan oluşmuş ellerini çok yeteneklice kullanıp kadınlara çok güzel saç modelleri yapmasıdır.Edward,yarım akıllı,yarım kalpli bi adamdır.Bu yüzden bazı komşularının ona kur yaptığını da anlayamaz.Ama ne de olsa yarım kalp var dedim ya,onu alıp eve getiren kadının kızına içten içe bir aşk beslemeye başlar.Hatun da hatundur hani.Bizim ufacık,tefecik,elbise hırsızlığı yüzünden zamanında prestiji sarsılan Winona Ryder'dır esas hatun.

İşin garip yanı,filmde insanlar nerdeyse Edward'ın ne olduğunu,ne hissettiğini;kısacası hiçbirşeyini merak etmezler.Sadece makas bıçak setinden başka birşey değildir çoğu için Edward.Zaten filmin en başında Tim Burton'ın bu yapaylığı sağlamak için elinden geleni yaptığını görüyoruz.İnsanların yaşadığı bu minik,minyatür kasaba,gerek evleriyle,gerek insan tipleriyle,gerek arabalarıyla adeta bir yapaylık abidesidir.

Filmin tahmin edebileceğiniz gibi asıl eğildiği nokta Edward'ın normal insanlara karşı yaşadığı adapte sorunu ve kendi içinde yaşadığı çözülemez acılar.Kendisinin yarım bir ucube olduğunu bildiği için hep çevresine karşı bir eziklik hisseder.Film başlangıçta karın nasıl yağmaya başladığını anlatarak girse de asıl olayımız bir ucubenin bir güzele aşkıdır.

Tim Burton,kendisini en iyi anlatan hikayenin bu olduğunu söylemiştir.Aslında söylemesine de gerek yok Edward'a yaptığı saç modelinden bunu anlayabiliriz.Bu film bir nevi imgelerle tamamlanmış yönetmenin otobiyografisi niteliğinde.Tim Burton'ı seven ve daha yakından tanımak isteyenler için mükemmel bir film."Amaaan bre,yemişim Tim Burton'ı beyav,bana film getirin." diyenler için de mükemmel bir film.Aynı zamanda bu filmi izlediğinizde Johnny Depp'in ne kadar çok yönlü bir oyunu olduğunu bir kez daha göreceksiniz.İzlenmeli mi?Kesinlikle.

Favori Replik
Kim : Sarıl Bana.
Edward : Yapamam...


Yazı bittiğinde "Al Di Meola - Tao" çalıyordu.
Devamını oku >>

Anekdot Silsilasyonu : Part II

*Bence Kuran'ın ilk cümlesi "Oku!" değil,"Yaz!" olmalıydı.Allah'ın işine karışmak gibi olmasın ama.Sonuçta yazalım ki alsın biri okusun,feyz alsın.Gerçi müslüman toplulukları bakıyorum da "Oku" cümlesini skleyen de yok.
*Antichristler g.tümü yesin.
*Antimüslimler yarraamı yesin.
*Çizgi film izleyen 20-30-40 yaşlarındaki insanlara "Sen çocuk musun?" diyen insancıklara acıyorum.Yanıt bile vermem onlara.
*Görmemiş anal seks kremi almış,tutmuş g.tünü parmaklamış.(Güzel uyarlama oldu.)
*"Bi kadına ofsayt anlatmak mı,yoksa ölmek mi?" deseler,şüphesiz ölürüm.Ben ölürsem akşamüstü ölürüm.
*Yemek yiyip,üstüne çikolata yedikten sonra anında suya sarılırım ve patlayıncaya,çatlayıncaya kadar içerim.
*Geçen anneme sevgilimden ayrıldığımı söyledim.Kadının teselli şekli aynen şöyleydi : "Üzülme oğlum,kızlar senin daşşağını yesin." Böyle şeyler beni dumur etmez tabi,ben de hemen yanıtladım : "Kızlar benim ç.kümü yesin."
*Eskiden masonlarla masörleri karıştırırdım.Masörlerin ne olduğunu öğrendim.Ama masonların içinde geçtiği o kadar şey okur,izlerim,hala ne skim olduklarını bilmem.
*Anneme "Rüyamda Tayyip'i gördüm" dedim üzülerek."Tayyip'le konuşuyordum." dedim.Annem de seviniyor "Oh oh ne güzel devlet adamı" diye.O devlet adamının kendine hayrı var mı ki bana olsun.
*Hiç etek tıraşı olduktan sonra dalga bölgesinin etrafına kolonya sürdünüz mü?Cevabınız "Hayır"sa aferin lan.Çok pis yanıyo.
*Kulaklıkla müzik dinlerken hıyarın biri bana gelip otobüs ya da durak sorunca uyuz oluyorum.Bi tek bende kulaklık var ama gelip bana soruyor.Böyle adamlara .mcık demek istiyorum.Ananın .mı da olabilir.
*Ben 2 yaşımdayken abimin sünnet zamanıymış (11 yaşında).Beni de aradan çıkarmışlar.Hadi onu geçtim,sünnet ortamını tatmadım eyvallah da,bana takılan takılar,paralar onlar da yok be.Zaten paraya sıkışığım bi daha kestirecem.
*Devlet otobüslerinde giderken birinin cep telefonu yüksek sesle çaldığında otobüs şöförleri dikiz aynasından kesik bi bakış atmasın.
*Palas Pandıras : Açacağım Otel
*Kadınların göğüs dekoltesi oluyo da erkeklerin niye y.rak dekoltesi olmuyo ki?Gözlere mi hitap etmiyo?

Yazı bittiğinde "Camel - La Princess Perdue" çalıyordu.

Devamını oku >>

Shoot-N-Roll

Aynı anda kar yağan,kafanıza güneş vuran,hem sıcak,hem soğuk bi iklimde bulundunuz mu hiç?Eğer İzmir gibi manyak bi şehirdeyseniz bugün böyle ilginç bi durumu yakalama fırsatına sahip olmuş olmalısınız.Zira ben böyle kararsız,ne yapacağını bilemeyen,sağ gösterip sol vurmaya çalışırken ikisini de yapamamasına rağmen yine de bi şaşkınlık yaşatabilen bi hava görmemiştim.Tadı çıkarılası bi hava olmasına karşın,sırtıma saplanmış bir bıçak tadında yaşadığım hastalıksal bi acı nedeniyle lezzetini alamadım.Ben de son zamanlardaki trend oyunum Shoot-n-Roll'ü açtım oynadım.

Önceden de bahsetmiştim.Eskiden PacMan oynayamazdım,korkardım.Üzerime gelen o karınları doymak bilmez yaratıklara karşı savunmasız olduğum için tırsardım her daim.1'e 5 dalıyolar olmaz ki.Erkekseniz teker teker gelin lan!

Şu gariban PacMan'imizde bari ufacık bi avantaj olsun derdim,elinde en azından altıpaklar olsun değil mi ama?PacMan dileğimi hiç bi zaman gerçekleştirmedi.Hep yenildik,hep yenildik.Yine denedik,daha iyi yenildik.Zira yaratıklar gönlümüzü verdiğimiz kızın delikanlı,eli bıçaklı abileri gibi geliyodu peşimizden.

Neyse ki geçen bu oyun geçti elime.İsmi çok güzeldi,vurmayı anımsatıyordu,tiplerse PacMan'deki karakterleri.Ve o beklediğim özellik de vardı esas oğlanımızda.Altıpakları olmasa da eli silahlı bi oğlandı.İşte o an derin bir "Nıahahahahahaah!" patlattım ve o sırada bütün şehirde birden yağmurlar yağıp,şimşekler çaktı.Kötü karakter konseptimi tamamlayan güzel bi doğa olayı olmuştu.

Aldım elime silahı,yaratıkları çatır çutur alnından mıhlaya mıhlaya toplamam gereken PacMan'deki noktaların muadili altınımsı şeyleri toplamaya başladım.Gerçekten çok eğlenceli.Oyun sanırım yaklaşık 100 bölümden oluşuyor (Daha sonuna gelemedim).Her bölümdeki mantık çok basit : Bölümdeki bütün altınlar canavarlardan kurtularak topla,sonra açılan kapıdan bir sonraki bölüme geç.Mantık bu ve,bölüm ilerledikçe geçmeniz daha da zorlaşıyor,canavar sayısı da artıyor haliyle.Canavarları silahla öldürüyor olmanızdan bahsetmiştim.Ama bunun yanında öldürdüğünüz canavarların geri canlanma noktasından oyuna döndüklerini belirtmem lazım.Bu yüzden bazen silahınız yerine zekanızı kullanıp o salakları şaşırtmanız gerekiyor.

Bu arada benim sırtımdaki bıçak ağrısı iyice artmaya başladı,kıvrana kıvrana yazıyorum.O yüzden küçüklerimin yüzlerinden,büyüklerimin ellerinden,ortancalarımın ortalarından öperek huzurlarınızdan ayrılıp rezidansımda sıcak bir kakao içmeye gidiyorum.Göreviniz : Eğer kabul ederseniz,bu oyunu oynayıp PacMan'in ruhuna rahmet okumak.


Yazı bittiğinde "T-Rex - Dandy in the Underworld" çalıyodu.

Devamını oku >>

Mim Part II : Zamanda Yolculuk

Mal sahibi,mim sahibi : Kubio
Hani bunun ilk sahibi : Hasancebi

Her ne kadar ünlü bilim adamı Stephen Hawking,zamanda yolculuğun mümkün olmadığını,eğer öyle bişey yapılabilmiş olsaydı, gelecekten zaman yolculuğu yapıp bize uğrayan insanların aramızda olmaları gerektiğini belirtse de,çoğumuzun en büyük fantezilerinden biridir zamanda yolculuk.Bunu düşünmek insanı mutlu eder.

Öyle ki,pek çok filme,diziye ve oyuna konu olmuştur bu durum.Bunların arasında Time Splitters ve Back to the Future sanırsam en meşhur olanı.Ama insanoğlu olarak bunun bir fantezi olduğunu bilsek bile riskli yanlarını da her zaman dile getirmişizdir.Uzay-zaman boşluğunda kırılma,geleceği değiştirip daha kötü bir dünya haline gelmesine sebebiyet verme.


Gelelim mim konusuna.Madem elimizde 2 tane yolculuk hakkı var birini geçmişe,birini de geleceğe harcamak istedim.İlk olarak sanırım şu insanların maymun kılıklı,moron tipli oldu prehistorik devire uğrardım.Hani şu Kubrick'in 2001 : A Space Odyssey filminde siyah,eşşek kadar bi mermerimsi blok var ya aha onu arardım.Harbiden merak ediyorum.İnsanlığın merkezinde yatan şey bu taş mı?Böyle bi taş var mı?O taşı görüp dokunmak isterdim.

2. olarak da 3000 yılına giderdim.Hani şu Futurama'da işlenen 3000 yılı var ya,oraya.Dizideki seyahat tüpleri hep hoşuma gitmiştir.Tüpe yaklaşıp gideceğin yeri diyorsun,seni vakumlayarak,jet hızıyla gideceğin yere bırakıyor.Trafik sorununu harbiden kökünden çözen bi olay.İstanbul'un trafiğini bu tüpler çözer miydi acaba oraya gidip bakmak isterdim.Bi de şu intihar kabinleri meselesi,25 kuruşla çalışan bireysel sorun çözme makinesi.3000 yılında nüfusun ve dolayısıyla sıkıntıların artacağı kesin.Bu yüzden intihar kabinleri de telefon kabinleri gibi normal karşılanırdı diye düşünüyorum.Böyle bişeyin normal karşılanıp karşılanmayacağını merak ediyorum 3000'de.

Limiti doldurduk.Tarihten 2 kare görünce insanın iştahı açılıyo be.Daha fazlasını merak ettim bak şimdi.Umarım ben ölmeden şu zaman-mekan kavramını çözüp bi zaman makinesi yaparlar da başka şeyler de görürüm.Ama ben de bu zamanda seyahat olayının fanteziden öteye gidebileceğini sanmıyorum ne yazık ki.Son olarak akı kapasitörsüz bize bu işi yaptırdığı için sevgili mim sahibine teşekkür ediyorum.
Fırından gönderiyorum çıtır çıtır,yakalayın : tersmeditasyon , pitekantropus , taylanov , archengineer , buzcevheri

Mim bittiğinde "Camel - Supertwister" çalıyordu.

Devamını oku >>

MotörHeadGirlSchool - Please Don't Touch

Ben pek fazla klip takip eden biri değilimdir.ya da müzik videosu.Yok onun klibi çıkmış da,bunun zamazingosu çıkmış da,pek ilgilenmem.Sadece açar albümü dinlerim.
Ama illa ki istisnalar oluyor.Her klibi,her performansı aynı kefeye koyamayız ya.Motörhead'in kadim kankası Girlschool'la yaptığı Please Don't Touch coverı da bu mükemmel performanslardan biri.Motörhead harbiden ballı grup.Kaç tane grubun böyle hatunlardan oluşan,aynı tarzı soluyan yoldaşları olur ki?Her hatun bi groupie olabilir ama headbanger olmak yürek ister.Girlschool,Motörhead tarafından meşhur edildi ama sonrasında birlikte konserleri,performansları oldu.Ama hiçbiri bu şarkı kadar eğlenceli ve mükemmel olmamıştır sanırım.Grup elemanları (Özellikle Motörhead'in davulcu yardı beni :D ) birlikte ne kadar eğleniyor baksanıza.

Yazı bittiğinde "The Who - Squeeze Box" çalıyordu.
Devamını oku >>

84 - You Me & Infamy (2007)

İlk olarak şunu belirtmem gerekir ki,mevzubahis grubumuz 84'ün,"Ölürüm hasretiiinle" diye uyduruk bi şarkıyla meşhur olan çakma grup 84 (ya da seksendört,ya da biraz Amerikan özentisi şeklinde düşünürsek Sex&Dirt ya da piyasaya çıkan ilk adlarıyla düşünürsek Hacettepeliler.Oha be amma ad koyulmuş.) ile hiçbir alakası yoktur.Zaten o dandiklikte bir grup hakkında beni bıçakla zorlasanız dahi olumlu bişey yazmam.Herşeyi akıla ilk gelen anlamıyla düşünüyor olsaydık,o zaman 69 isimli bir film çıktığında ya da 31 isimli bir müzik grubu çıktığında olayları daha basit,daha mantıksız yerlere çekebilirdik.O yüzden peşin yargılı davranmayın,kafanızı yardırtmayın.
84,bildiğim kadarıyla 2002 yılında kurulmuş bir grup.Hakkında pek fazla bilgiye ulaşamadım.Sebebini tahmin edebilmişsinizdir umarım.Bunun dışında size gruptaki elemanların Michael Falk,Andrew Worotniuk,Ari Dyball ve Darren Seknow olduğunu söyleyebilirim.
Dünyada kabul edilmiş genel bi kanı vard