Spiga

Deli Profesör'den Anekdot Silsilasyonu : Part 1

*Düşünüyorum da Oscar töreni 7 sn. gecikmeyle ekrana verilerek simultane çeviri yapılıyor.Simultane altyazı neden olmasın ki?
*Tabakta kalan tek sucuk genelde ortalığı öyle bi kızıştırır ki,o sırada kardeş kardeşi tanımaz,bıraksan s.ker bile.O yüzden tabakta hiçbir zaman tek sucuk bırakmam.Kalan 3 sucuğun hepsini çatala takıp mideme indiririm.
*Okulda hiç muhabbetin olmayan adamın başka bi ortamda sana kırk yıllık arkadaşın gibi selam vermesi iğrenç bi durum.Suratlarına tükürülesi gavatlar.
*Hayatta asla vazgeçemediğim duygulardan Top10'a sokacak bişeyler düşünseydim,aşırı miktar kola içip 1 saat bekledikten sonra işemenin verdiği o muhteşem hazzı yerleştirirdim güzel bi yere.
*Kasaba programı çok b.ktan,biliyorum.Ama ne zaman denk gelsem sanki hipnotize olmuş gibi 10dk. izliyorum.
*Hayatta en çok nefret ettiğim şeylerden biri telefonla konuşmaktır.Eziyet gibi geliyor.Mesajda zekanı daha iyi yansıtabiliyosun.Kısa film gibi.Kısa mesaj.Ama anlattığı şey o telefonda konuştuğun 10 skindirik dakikadan çok daha fazla.
*Bana "En çok kendine yakın bulduğun film karakteri kim?" deseler hiç düşünmeden Travis Bickle (Taxi Driver) derim.
*Martin Scorsese Woody Allen'a mı benziyor ne?
*Etliye sütlüye hiç karışmam.Mühim olan benim onu yeme anımdır.Yoksa efenim isterse bana göstermeden g.t kılını bile koyabilir içine.
*Yılmaz Vural'la Hikmet Karaman'ın tipleri hiç birbirine benzememesine rağmen isimlerini hep karıştırırım.
*İşeme esnasında çişin doğrultusunda tükürüp,çişin içinden tükürük geçirmeye bayılıyorum.
*"Tiskinirim" şeklinde konuşanlardan acayip derecede tiksiniyorum lan.Öyle böyle değil.
*Rögar mı logar mı laaaaaaaaaaaan?! (Not : Mehmet Ali Birand Rogar diyor.Bu da 3.sü.)
*Nescafe'ye "Neskahve" diyenlerin dalağını yarıp g.tüne sokmak istiyorum.
*Efenim benim odamda sanki y.rak var.Ne zaman eve misafir gelse ben güzel odamda kafamı dinlerken 2-3 yaşlarında salak çocukları odama girmeye çalışır.Uyuz oluyorum.Odamda jakuzi olsa anlayacam ama.
*Kadın gibi estetik bi varlığa s.çmayı yakıştıramıyorum.S.çtıklarını hayal dahi edemiyorum.Keira Knightley'in s.çtığını düşünmek bana acı veriyor.
*Hele hele sümkürdüklerini zaten düşünmek istemiyorum.Öğk.
*Pizzacılar çalışırken illa ki şapkalarını ters mi takmak zorundalar?Restoranlardaki aşçıların hepsi kıllı mı olmak zorunda?
*Hani filmlerde hep beklenmedik kişiler suçludur ya,e biz beklenmedik kişiyi beklediğimize göre o kişi beklenmedik değil ki.

Yazı bittiğinde "Violent Femmes - Gone Daddy Gone" çalıyodu.

Devamını oku >>

Jeff Martin - Exile and Kingdom

Dünya müziğine çok şey katan Tea Party diye bi grup vardı bilmem duydunuz mu.Duymayanlar için basit bi çay partisi,duyanlar içinse çok şey ifade eden bi grup.Özellikle doğu kültürünü içlerine sünger gibi emmiş bi gruptu Tea Party.Bağlamasından tut da bendirine kadar kültürümüze çok yakın çalgılar olan aletlerle müziklerini icra ettikleri olurdu.İlk dinlediğimde baya bi şaşırmıştım ve aynı zamanda çok hoşuma gitmişti.
Aslında şimdi olayımız komple Tea Party değil,Tea Party'nin solisti Jeff Martin.Kendisi Tea Party dağıldıktan sonra solo çalışma olayına giren bi Ademoğlu'dur.Her ne kadar Tea Party hastası olsak da bu solo albümü dinledikten sonra kimsenin Jeff Martin'e laf edebileceğini sanmıyorum,çünkü kendisi öyle düşünenlere bizzat kapak mahiyetinde bi albüm hazırlamış.Albümümüzün adı Exile and Kingdom ya da Sürgün ve Krallık da diyebiliriz.Albüme giriş şarkımız kardeşimle yüzlerce defa dinlediğimiz,Play65 gecelerinin vazgeçilmez şarkısı olmuş World is Calling.Doğu kültürü var diye boşuna demedim.Adam bu kültürü kendi solo albümüne de taşımış.Bu şarkıda yoğun miktarda hissedebilirsiniz bunu.Bu şarkı gerçekten aklımı başımdan alıyor.
Akabinde 9 adet şarkımız var.Aranızdan bazı kekolar şöyle diyebilir "Kardeşim 10 tane şarkı var albümün içinde,para verilir mi ona?".Sorunuzun yanıtı "Evet,siz kekosunuz."Keşke keko olduğunuzun farkında da olabilseniz.Tarkan,Serdar Ortaç,Hande Yener,Mirkelam gibi ezik özentilerin yığın yığın şarkı doldurulmuş içi boş albümlerini dinleye dinleye paslanmış beyniniz bu albümün değerini anlayamaz.Bu albümdeki tek bir şarkı bile pop dünyasındaki bu eziklerin ömrü boyunca çıkardıkları albümlerin hepsinin toplamından daha özel.
Her neyse bizim işimiz kaliteli müzikle o yüzden size albümün devamında da hüzün ve aşk dolu melodilerle eşlik ediyorum.Daystar'ı olsun,Lament'i olsun hepsi birbirinden güzel ve defalarca dinledikçe sizdeki değeri artan şarkılar.Jeff Baba'nın ses de ses hani.Kalitesi en çok kime yakın derseniz,hiç düşünmem,Jim Morrison derim.
Hele hele hele ki bir Angel Dust var ki insanı çok derin kuyulara tepiyor bu şarkı.Bi yerinde kemençe gibi acayip bi aletle solo var resmen orada ağlatıyor insanı çalgı.Şarkılar çok tanıdık geliyor,çok sıcak.Hangisi daha çok ağlatıyor bilemiyorum.Stay Inside of Me ile hüznümüz ve aşkımız pekişirken,Kingdom'la bu güzel albümün tekrar başlayacak olan sonuna yaklaşıyoruz.Şarkı öyle bi şarkı ki albümün bittiğini düşünmenizi sağlıyor.Ama ardından giren Good Times Song,son şarkı olmasına rağmen mutluluğa boğuyor sizi.Vahşi Batı'da leydilerle dans eden kovboymuşsunuz gibi bi tat var bu şarkıda.Ama tam çıkaramadım.Daha 50 kere dinlersem anca çıkarırım bu şarkının gerçek tadını.
Eğer hala Tea Party ve Jeff baba kültürüne uzaksanız,bu albümü kafanıza vura vura tavsiye ediyorum.Hepiniz somut olarak kafalarınızı bilgisayardan sokup bana danışsaydınız gerçekten öyle yapardım.Sonra parçaladığım albümü sindirin diye ağzınızdan içeri tıkardım.Evet yapardım bunu.


MUHTEVİYAT : 1. The World Is Calling , 2. Butterfly , 3. Where Do We Go From Here , 4. Daystar , 5. Lament , 6. Angel Dust , 7. Black Snake Blues , 8. Stay Inside Of Me , 9. The Kingdom , 10. Good Times Song

Yazı bittiğinde Jeff Martin dinlediğimi sanıyorsunuz ama nayır,Classic Rock radyosunda o sırada çalmakta olan mükemmel parça,Pink Floyd'dan Time idiydiydiydi.


Devamını oku >>

Google Bize Reklam Yapsana

Blograzzi'ye bi Firefox'tan girerim,bi Internet Explorer'dan.Gariptir ki Blograzzi'nin reklamlar benim Firefox'ta açılmıyor.Ya Blograzzi'nin Firefox'çulara kıyağı,ya da bende AdBlock diye bişey var o engelliyor.
Geçen Internet Explorer'dan girdiğimde gözümü reklamlara kaydıramadan edemedim.İki tane reklam başlığı vardı.1.si "Hey Gavur Anlatsana",2.si "Kızlarla Görüntülü Chat" (Aha resime bakınız).Muhafazakar desem değil,liberal desem hiç değil,garip bi reklam politikası.Millet parasını veriyor diye böyle abuklukta reklam yayınlayan Google'a mı kızsam,yoksa böyle saçma reklamları yayınlayan Blograzzi'ye mi kızsam bilemedim.Resmen komedi.
Hele bu iki reklamın alt alta olması apayrı bi gariplik.Üstteki hıristiyan bozmalarının gavur diye anlattığı adam kim,biz miyiz,onlar mı?Hadi onu da geçtim,kardeşim böyle saçma sapan bi kelimeyle reklam yapılır mı?Oldu olacak putperest yazın.Kafir de uyar bak.Ateşli kızlara ne demeli,buram buram yakacak kadar ateşliler herhalde yoksa Google reklam verdirtir miydi?
Bu 2 reklamı alt alta görünce ister istemez 2 reklamı sentezleyip tasarrufa gitme planı geldi aklıma.Şöyle olabilir : "Hey Ateşli Gavur Bana Kutsal İncil'i Ateşli Chat Odanda Anlatsana".Valla uydu bence.Yakında Google "Etek Altı Görüntüleri","Liseli Kızlar","Büyükse Gir (Yani Yaşın)" başlıklı reklamları da yayınlarsa hiç şaşırmam bu vakitten sonra.Serbest piyasa,serbest reklam politikası.

Bu salak reklam dizisine gülmekten yarılırken "Dynamite Boy - I Want it that Way" çalıyordu.

Devamını oku >>

Torrent Arama Motoru : Youtorrent

Ben download hayatımı kendi açımdan ikiye ayırıyorum : Torrentten öncesi,yani rapidshareli hayatım ve torrentten sonrası,çatır çatır download dolu bir arşiv hayatı.Bu iki deviri Yontma Taş Devri ve Uzay Devri olarak da ayırabilmek mümkün.Yani düşünüyorum da dünyada kaç tane manyak 4 gblık bir programı veya DVD'yi Rapidshare ile 40 parçada modem aç,modem kapa yoluyla indirebilir ki.Resmen sinir sistemini kökünden s.ken bi olay Rapidshare.
Neyse ki artık Rapidshare devrinden kurtuldum.Ha yine ufak tefek downloadlar için kullanmıyor muyum?Tabi ki kullanıyorum.Ama onun haricinde bi dizinin komple sezon mu inecek?Aç torrenti.Koskoca bi program mı inecek?Aç torrenti.Film mi inecek?Aç torrenti ver coşkuyu.Hızını da ayarla,kenarda kendi halinde inedursun.Yok o parçayı al,bu parçayı al,sonra 50 parça daha al da bunların rarını birleştir.Yemişim böyle işi.Şu torrent dediğimiz olayı bulanın ağzını öpeyim (Kıllı börtlü bi herif olmaması kaydıyla.Torrenti bulan kişiyi hep Adriana Lima tadında bi insan olarak hayal etmişimdir.)
Konuyu açtığımıza göre asıl olayımızı da söyleyebilirim.Normalde bir torrentin kalitelisini bulabilmek için bi yığın siteye bakarız.Ama o şekilde çok zaman kaybı ve gözümüzden kaçanlar olur.Youtorrent.com öyle güzel ve basit bir arabirim hazırlamış ki,hem aradığımız torrenti 13 torrent sitesinde (Mininova,Pirate Bay,İsohunt,SuprNova,FullDls,Fenopy,New Torrents,BtJunkie,SeedPeer,Vuze,BitTorrent,LegitTorrents) arıyor,hem de sağlıklarına göre kıyaslıyor.Bu dediğimi daha önce yapanlar da olmuştu.Misal Torrent Finder.Ama onda herşey karman çormandı.Normal şekilde tek tek sitelerden arasan daha kolay ulaşırsın yani öyle bi b.ktan site.Youtorrent'te öyle değil.Ne etrafta saçma sapan sex endüstrisinin ürünü porno reklamları var ne de başka saçmalıkların.Tıpkı Google gibi,seni sadece sonuca ulaştırmaya yönelik bir çalışma.
Ama tabi belli olmaz yasadışı işler hep böyledir.2 gün sonra site iyice popüler olunca adamın gözünü para bürür,her yere reklam tıkıştırır.Yok hot sexiydi de,yok hardcoredu da,cıbıl cıbıl hatunlarıdı derken bu siteden de kaçar gideriz.Bunu zamanla göreceğiz ama şimdilik en iyi torrent arama motoru benim gözümde.
Devamını oku >>

12 Angry Men (1957)

İçinde yaşadığımız şu hayatta çözmek zorunda olduğumuz problemler o kadar arttı ki,artık bazı sorunların üstesinden gelebilmek için hiç düşünmeden anlık bir karar vermemiz gerekiyor.Sokağın kenarında dilenen dilenciyi suçlu,aylak görüp ona para atmamak ya da onun ne zorluklar altında yaşadığını düşünüp para vermek.Bu anlık bir karar.Oradan geçtiğimiz 5 saniye içerisinde o insanı yargılayıp sonucu çıkarıyoruz.Homurdanıp para atmamaya karar versek bile en azından sonunda ölüm yok.Keşke sorunlar bu denli basit ve çözülebilir olsa.Ama bazı ciddi durumlarda bu şekilde karar vermek her ne kadar zor olsa da yapabilenler oluyor.
Bir jüride olduğunuzu düşünün ve bir çocuğun idam kararı ya da tahliye kararı sizin elinizde.Çoğu insan o çocuğun suçlu olduğuna inanıyor ama hala elinizde veri yok.Sadece hemen kurtulup gitmek için çocuğun ölmesini isteyen 11 jüri.Ve bir de siz.
Bunun baştan kaybedilmiş bir savaş olduğunu düşünebilirsiniz.İşte 12 Angry Men bu denli zor bir konuyu işleyen,çok güçlü bir film.Bir çocuğun idam cezasını alıp ölmesini isteyen 11 jüriye karşı savaş vermek zorunda 8. jüri rolünü Henry Fonda çok yüksek bir oyunculukla oynuyor.En azından bir kişinin bile aksini düşündüğü için çocuğu kurtarma şansı var.Çünkü 12'de 12 tam oyla alınması gereken bir karar var ortada.Ve karakterimiz insanların aklını çelmeye başlıyor.Kendi özel mantığıyla ve konuşma gücüyle insanların beynindekilerin yanlış olduğunu bir bir ortaya çıkarırken müritlerini de arttırıyor ve bize insanlık hakkında büyük bir ders veriyor : Bir insan kötü de olabilir iyi de olabilir.Belki de biri iftira atmıştır.Bunu sonuna kadar irdelemeden bu çocuğu o sehpaya göndermemeliyiz.İnsanlara karşı hüküm giydirirken en azından 3-4 kere düşünmek gerekli.
Film sadece küçük bir karar odasından ve bolca konuşmadan ibaret.Ama ortamın küçüklüğü ve sohbet bolluğu insanı hiç sıkmıyor.12 tipin de birbirinden farklı tipler olması olaya apayrı bir lezzet katıyor.12 jürinin de düşüncelerinin altına inmemizi sağlayan bir film bu.Kimisi maça yetişmek istiyor,kimisinin oğluyla problemleri var,kimisi reklamcı,kimisi hımbılın teki.Herkesin öyle ilginç sorunları var ki acısını orada yargılanan çocuktan çıkarmak istiyorlar.Ama herkesin içinde mantıklı bir adam da vardır.Film boyunca bunlar bir bir dışarı akarken hepimiz mükemmel bir sinema deneyimi içine giriyoruz.
Bana göre sinema tarihinin en mükemmel filmlerinden olan bu filmi mutlaka izlemelisiniz.Gerçekten sinemadan izleyen insanları sarıp sarmalayacak bir film.Bu filmi beğenirseniz Breakfast Club filmini de denemelisiniz.Bu film kadar iyi olamasa bile buna yakın bi tarz.

IMDB Kullanıcı Oyu : 8.8/10 (61,532 oy)
Top 250: #13

Yazı bittiğinde "Devo - Mongoloid" çalıyordu.
Devamını oku >>

Wallpaper Arşivi 2

Haftanın bütün günleri durmadan yazınca insanın sanki şarjı bitmiş gibi oluyor.Yazacak bi yığın konu olsa bile yazılmıyor.Belki de hergün yazı yazdığım için aynı basmakalıp şeylere girmek istemediğimden içimde böyle bi korku oluştu.Ya da ben nezle olduğumdan burnumdan salya sümük aktığını sanıyorum ama aslında burnumdan beynim akıyo.Neyse bugünlük bilgisayarlarınıza Fulldepo'dan derlediğim güzel duvar kağıtlarının 2. parçasını sunuyorum.Beynimi 1 günlüğüne nadasa bıraktım gümbür gümbür gelecem.


Doğadan Resimler 2


63 JPG | 1600 x 1200 |
İndir



Doğadan Resimler 1

55 JPG | 1600 x 1200 |
İndir



Disney Wallpapers



251 JPG | 800 x 1200 & 1024 x 768 |
İndir



Clouds Wallpapers



19 JPG | 1600 x 1200 |
İndir


Asia Wallpapers


62 JPG | 2000 x 1333 |
İndir


Tüm dosyaların rar şifresi : www.fulldepo.com

Kaynak : www.fulldepo.com


Devamını oku >>

Mulatu Astatke - Ethiopiques Vol.4

2005 yılında ülkemizin sinemalarına uğramadan teğet geçen bi Jim Jarmusch başyapıtı vardı : Broken Flowers.Niye girmediğine gelirsek sebep ortada.Gişe kaygısı.Tabi insanlar alıştırılmış önlerine aptal saptal vurdulu kırdılı filmlerin getirilmesine,oyunculuktan,yönetmenlikten bihaber insanların yaptığı filmlerin getirilmesine.Filmde eski Casanova,ununu elemiş ipe asmış insan Bill Murray'nin son dönem karmaşaları anlatılıyordu.Her neyse bu filmi ve soundtrack muhteviyatını zaten daha sonra anlatacağım.Şu an benim için öncelik taşıyan bu filmin içinde keşfettiğim mükemmel grup Mulatu Astatke.
Filmde Bill Murray yol boyunca giderken sürekli Mulatu Astatke dinliyordu.Özellikle Yekermo Sew şarkısı çok çalıyordu.Acayip hoşuma gitmişti bu şarkı.Akabinde indirdim albümü zaten.
Mulatu Astatke,habeş müziklerini jazzla harmanlayan çok özgün bir grup.Albümü açtığınız andan itibaren sizi alıyor ve koskoca cennetlerin arasında yalnız başınıza dolaştırıyor.Kanınızın içine serotonin dolduruyor.Mutlu hissediyorsunuz.Tıpkı bulutların üstünde gibi.Alttan hafiften giren saksafonun tonu mest ediyor resmen.Ya da kendinizi bomboş ve upuzun bir yolda giderken hissediyorsunuz (misal Konya Ovası (Şaka canım tabi ki Konya Ovası değil :D)).
İlk açtığımızda karşımıza çıkan şarkı özellikle yol duygusunu verirken,4. şarkı Tezeta size gözleriniz kapalı bulutların üstüne çıkma vaadini veriyor.5. şarkı Yegella Tezeta albümün en büyük bombası.İlk dinlediğimde en çok bu şarkıyı dinlemiştim.İçinde hafif bir beyin karmaşası hissi var.Keza 6. şarkı da öyle.Yekatit'te ise güzel bi gizem bulunuyor.Aslında duyguları tek tek açıklamak yerine şöyle desem daha iyi olacak : Bu albüm size başından sonuna kadar tarif edemeyeceğiniz farklılıkta bir duygu karışımı yaşatıyor.Abartmıyorum bu albümü dinlemek gerçekten bambaşka bir deneyim.Hele ki daha önce habeş jazzı diye birşey duymadıysanız ne kadar çok şey kaçırdığınızı farkedip yanınızdaki hapları alıp intihar etmek isteyeceksiniz.
Bence intihar etmeden önce düşünün,bazı şeyleri keşfetmek için geç kalmış olabilirsiniz ama belki de bu albüm bundan sonraki hayatınızda sizi daha fazla jazza bağlayabilir.O yüzden elinizdeki hapları bırakın ve Mulatu Astatke'yi dinleyin.Ardından da yeni müzikler keşfedin.Güzel keşfettiğiniz bişey olursa bana da gönderin.Dünyada o kadar güzel gruplar,o kadar güzel müzikler var ki dinle dinle bitmiyor resmen.Her ne kadar Simpsons dizisinin eski jazzcı efsanesi Kanlı Diş "Jazz kendini iyi hissetmek değildir ki.Sadece diğer insanlara daha kötü hissettirme ve mangır yapma yoludur hepsi bu." demiş olsa da bu albümden anladığım şudur ki : Böyle Değil.

MUHTEVİYAT : 01. Yèkèrmo Sèw (A Man of Experience and Wisdom) , 02. Mètché Dershé (When Am I Going to Reach There?) , 03. Kasalèfkut Hulu (From All the Time I Have Passed) , 04. Tezeta (Nostalgia) , 05. Yègellé Tezeta (My Own Memory) , 06. Munayé (My Muna) , 07. Gubèlyé (My Gubel) , 08. Asmarina (My Asmara) , 09. Yèkatit (February) , 10. Nètsanèt (Liberty) , 11. Tezetayé Antchi Lidj (Baby, My Unforgettable Remembrance) , 12. Sabyé (My Saba) , 13. Ené Alantchi Alnorem (I Can't Live Without You) , 14. Dèwèl (Bell)




DOWNLOAD

Şifre:SaravaClub


Devamını oku >>

Falları Unisex Yapın

Hey gidi hey be,küçüklükte ne sakız çiğnerdim.Günde 10-15 tane çiğniyodum.Tabi çiğnememin sebebi tam olarak sakız sevgisi miydi bilemiyorum.
Sakız firmaları bizim gibi angut çocukları kandırmayı iyi biliyolar.Sakızların içine yok Space Jam tipleriydi,yok dövmeydi,yok Tipitipiydi ne bulurlarsa koyuyolar.E çocuk denen yaratık zaten renkli ve ışık saçan bişey gördü mü onunla oynamak ister."Oleeey! Sakızımdan Bugs Bunny çıktı,bunu da evimizdeki buzdolabının üzerinde son kalan boşluğa yapıştırabilirim."Sakız çiğneyicilerin de 2 tipi vardı çocuklar arasında.1. tip alır sakızı çiğner,sonra içinden çıkartma,dövme,kağıt ne çıksa saklar,2. tip ise cikletten çıkan herşeyi kullanmak bi zorunlulukmuş gibi evin her yerine yapıştırır.İyi ki ben 1. tiptim yoksa 2. tip mantığıyla annemden baya bi dayak yiyebilirdim.Onu bunu geçtim,sonunda noluyo?O biriktirdiğim kağıdıdır,yapışkanıdır,tasosudur,nereye koyduğumu bile hatırlamıyorum.Büyük ihtimalle annem atmıştır.Amaçsız bi koleksiyon yani.Eee herkes Bedri Baykam Baba gibi akıllı değil ki Sperm koleksiyonu yapsın,sonra da spermli mendillerini sergiye açsın.
Sakız firmaları sadece çocukları kandırmıyolar tabi.Sadece çocukları kandırmakla bitmez olay.Ülkemiz kadınlarının içinde durdurulamaz bir fal tutkusu ve erkeklerin diş fırçalamadan beyaz dişlere kavuşma hayali,Falım'ı ciklet satışlarında güçlendiren bi olay.Şekeri yok,tadı yok,tuzu yok.Ama dişine de bakar,falına da.
Artık cikletlerden o kadar nefret ettim ki,bakkala gittiğimde ne şekerlisini alırım,ne şekersizini.Ama arada sırada abimin cebinden çıkıyo işte.Geçen bi tane aldım,sakızı attım ağzıma,madem falım çiğniyorum,falımı da okuyayım dedim.Aha çıkan fal aynen şöyleydi : "Yakışıklının ismi Serdar/Onun bir arabası var./Yakında tanışacaksınız./Hem gözü kara hem çok kibar./" Tövbe tövbeee.Allahıma şükür sağlıklı,daş gibin bi erkeğim.Ne Serdar'ı allasen falım.Vallaha eğilimim de yok.Ayrıca Serdar'ın bi arabası var diye de ona vereceğimi hiç sanmıyorum.
Üzerinden 2 ay geçiyor,bu sorunu hallettim sanıyorum,yine bi falım geçiyo elime.Hay geçmez olsun.Bunda da yazan aynen şu : "Evde eşle huzur gerek./Kahve,okey ne demek./Nasibin olacak eşin/Evine bağlı bir erkek." Ooo ama eşşeğin dübürüne su kaçırdınız yani.İyice deli ettiniz lan beni.Bi gün gelecem o falım fabrikasına.Bu skindirik manileri yazan kadınların hepsini tek tek s.kecem,ondan sonra göreceksiniz cinsiyetimi.Fal yapıyosanız da Unisex yapın kardeşim.Her sakız çiğnediğimde nasibimde bi tane kıllı börtlü erkek mi görmek zorundayım.Bana şöyle manilerle gelin : "Didem'dir onun adı/Lokum gibidir tadı/Az sonra evine gönderiyoruz/Kaçırma bu fırsatı."
Eskiden bu falım bu kadar b.ktan fallar yazmıyodu.Fallar ciklet manisi kalitesinin de altına düşmüş.Öyle bi seri üretime geçmişler ki durdurana aşk olsun.Bi kişi bu rezillikte bi maniden dakikada 15 tane çıkarır,abartısız.


Devamını oku >>

W'dan sonra ne geliyodu?Y'dir herhalde,engelle Youtube'u da.

Aslında bu milletin diline ciklet olmuş,Youtube yasağıyla ilgili yazı yazmak istemiyordum.Ama forumlardan ve bloglardan baktığım kadarıyla çoğu insan benim düşündüğüm gibi bişey düşünmüyor.En azından ben göremedim.İlla ki yazmıştır birileri.Dün şekerler şekeri ailemizin sunucusu Banu Güven'in gece haber programında da bir bilişim yetkilisi vardı,ama belki de yasalar nedeniyle yine benim düşündüğüm durumla ilgili açıklama yapmadı.Bu konuyla ilgili bi Allah'ın kulunun bile makul bir açıklama yapmaması,ya da yapmaktan kaçması beni gerçekten üzdü.
Bildiğim kadarıyla bu erişim engelleme saçmalıkları 27 Kasım 1997'de çıkarılan bi yasadan beri zırt pırt yapılıyor.İnternet bazılarının elinde oyuncak gibi,kafalarına göre istedikleri siteyi engelliyorlar,istediklerini açıyorlar,sonra bir daha engelliyorlar.Bi siteyi kapatmak için gerekli şartlar olarak sayıyorlar:Çocuklara kötü örnek olma,uyuşturucuya,bilimum zararlı maddeye alıştırma,devletin bütünlüğünü bozma,Atatürk'e hakaret vesaire.E o zaman insanın sorası geliyor,Wordpress tabanlı 1-2 site bunu yaptı diye koskoca,dev yarasa bilgi kaynağını kapatmak da nedir?Neyse kapattık Wordpress'i,tamam.
Sonra Youtube'a geliyoruz.Birkaç kendini bilmez densiz internetten bulmuş Crazy Talk diye bi program,sözde Atatürk'le dalga geçtiklerini sanıyolar.Japon Animesindeki gibi Atatürk'ü ağlatmak falan.Evet,bu çok ağır bir saldırı.Youtube'a doğru dürüst uyarıyı veririz,gerekeni yapar.Böyle birşeyi o sitenin yöneticilerinden kimsenin tasvip edeceğini sanmam.Bilmiyorum doğru mudur,Youtube'un uyarıyı hiç dikkate bile almadığını söylüyorlar,ki ben inanmıyorum.Doğru dürüst bir şekilde belirtildiği takdirde Youtube'un Atatürk'e hakaret içeren bir videoyu yayınlaması mümkün değil.Youtube bi varmış,bi yokmuş.
Loppadank ertesi gün bi erişim yasağı iniyor.İniyor ama nereye?Sadece Türkiye'ye iniyor yasak.Birileri orada Atatürk'e hakaret ediyor,amacına ulaşıyor,biz de burada kendi kendimize at gözlüğü çekme derdindeyiz.Hani böyle bi durumda dediğiniz gibi Youtube harbiden uyarıyı dikkate almadıysa ve sizde de yeterli büzzük oranı bulunuyorsa gidin,dünya çapında kapattırın da görelim.Bi kere Atatürk'e hakaret videolarını bu ülkeden insanlar izlemez.Elin Alman'ı,elin Ermeni'si,elin Yunan'ı izler.Zaten izlemeye devam ediyolardır eminim.Biz daha burda "Kapatsınlar,Atatürk'e hakaret var,tabi kapanacak derdindeyiz."İyi de kapanan bişey yok ki.Erişim yasağı denen salakça bişey bu.
Zaten erişim yasağı falan da tıraş.İnternetle ufacık alakası olan bi insan bile DNS'i değiştirip yine sitelere girmeye devam edebiliyor.Yani bazı şeyleri yasaklayan insanlar farkında olmadan,bizim insanımızı daha uyanıklaştırıyor,daha bi toplumsal bilinç veriyorlar.Dikkat ederseniz çoğu insan Youtube'un kapandığını farketmedi bile.Çünkü Türkiye'de yeni bi yasa çıkınca onun zırt pırt laçka olana kadar kullanılacağını biliyorlar.Yakında Blogger'ı da kapatırlar,İçinde porno arama sonuçları çıkan Google'ı da.Kapatsınlar anasını satayım.Uyanık bi nesil yetişiyor.

Yasaklı siteler zımbırtılarına daha hala nasıl girileceğini bilmeyen varsa girmek için : Başlat >> Ayarlar >> Ağ Bağlantıları >> Yerel Ağ Bağlantısı'ndan sağ tıklayın özellikleri seçin.Oradan TCP/IP özelliklere gelin.Altta yeğlenen DNS sunucusu kısmına 4.2.2.1,diğer dns sunucusuna 4.2.2.5 yazın.Bi daha bu saçmalıklara maruz kalmayın.Herkes kendini biliyor.Güdülecek koyunlar değiliz biz.Beğenmediğimiz siteyi açmayız.

Yazı bittiğinde "Cruachan - Ride on" çalıyodu

Devamını oku >>

Geçmiş Zaman Olur Ki : Google

Bezdim.Vallaha hayatımdan bezdim.Bazen hayatım film gibi olsun istiyorum.Emin Olun her sabah sizin kardeşiniz de sizi osurarak uyandırsa,siz de öyle isterdiniz.Filmlerde öyle mi ama,hoş bi hatun gelir,sonra boyundan öpmeye başlayarak dudağa doğru gelir.Sen de bi yapışırsın ondan sonra,sabah antrenmanına dönüştürürsün bu durumu.Ya sessiz sakin uyansam,kimse dokunmadan yine itirazım yok.Filmlerdeki gibi bişey istemiyorum.Ama kıllı börtlü bi adamın osurarak uyandırması da iğrenç bişey.Neyse yine bi Polyannalık yapalım olaya iyi yönünden bakalım.Ya filmdeki gibi sabah seni sevgilin uyandırsaydı,ama öperek değil zart zart osurarak.Emin olun daha iğrenç,daha kusulası bi durum olurdu.Hele ki kardeşim gibi kıllı börtlüyse işte intihar bile kesmez öyle bi durumda.
Arada sırada dünya devi olmuş sayfaların eski sayfalarını kurcalamaya bayılırım,logoları nasıldı,site yapısı nasıldı diye bakarım.Tabi siteler 10-15 yıllıksa genelde çok t.şşak durumlar çıkabiliyor.
O kadar sitenin arşivdeki görünümlerine baktım,ama nedense aklıma bi Allah'ın günü bile Yahoo ya da Google'ın mazisine bakmak gelmedi.Onu da abim söyledi zaten yoksa sittinsene aklıma gelmezdi.Belki de Google'ın zamanımızdaki efsane logosunun o eski tırt halini görmek istemiyor idimdi?Bu olabilir miydi?
Zaten Google'ın 1998 Aralık sayfasının arşivine bakınca hayatım karardı.Ben Goole'ı tamamen özgün sanıyordum,logosu dahil.Ama değilmiş.Yandaki resimden gördüğünüz gibi Google logosunun yanında eşşek kadar bi ünlem işareti var.Bildiğiniz üzere Google daha portakalda vitaminken Yahoo'da ünlem işareti vardı.Zaten onun üstündeki Yahoo logosu da 1996 yılındaki sayfasının logosu.

Aradan geçen zamanla farkediyoruz ki Google logoyu baya yenilemiş.Allahtan yenilemiş.Şu logonun tırtlığına bakın hele.Böyle bi logo kaç insanı etkileyebilirdi ki?Ama bana sorarsanız Yahoo'nun logosu ilk çıktığı günde bile etkileyiciydi.Zaten görüyorsunuz pek bi değişmemiş.Yanındaki o iğrenç reklamvari işaretler hariç.
Sonra kardeşim iyice gaza geldi herhalde bu Google'ın dandik logosunu
görünce."İsimtescil'e bi gir bakalım domain süresi ne zaman bitiyo.Bitince
yakalarız,tescil ettiririz.".Yok gari.Fantezinin bu kadarı.Şu aşağıdaki resimden
google.com domainini sorguladığımda sadece abimin aynı şeyi düşünmediğini
anladım :)


Devamını oku >>

2001 : A Space Odyssey (1968)

Sanırım bu,site açıldığından beri yazdığım 10. film.Ama Stanley Kubrick'ten yazdığım 3. film.Bi Stanley Kubrick manyaklığı var ama hadi hayırlısı.Zaten ZDP denen Almanca diplomasını alırken de Stanley Kubrick'i ve filmlerini anlatmıştım.Onu bunu bilmem kardeşim,bu adam sinemadan an-lı-yor.
Mevzubahis filmimiz Arthur Clarke'ın aynı adlı kitabından yapıldı.Hatta unutmam,böyle meşhur filmlerin bi de porno uyarlamaları olur,onu bile izlemiştim (bkz. 2001 : A Big Bust Odyssey) :D Ortada bi gelecek motifi taşıyan koltuk ve tabi ki bi kadın ve bi adam var :D Porno uyarlamanın Kubrick'in filminden daha fazla atraksiyon taşıdığını söyleyebilirim.
Bu filmi fazla sanatsal bulanlar,fazla sıkıcı bulanlar,hatta boş bi teneke olduğunu düşünme gafletinde bulunan denyolar var.Aslında filmin başlangıcı oldukça garip ve ilgi çekici.
Zamanımızdan çok,çok,çok,çoook geriye giderek başlıyoruz filme.Hani şu insanların maymun gibi olduğu,üstlerinde bi ton kılların bulunduğu ve türlerin grup seks yaptığı zaman var ya,aha oraya.İnsanlığın ilk savaşlarından kesitler izliyoruz.Sonra ortaya siyah,eşşek kadar bi beton çıkıyor.Ve akabinde Strauss'un Blue Danube parçasıyla gelecekte,uzun süreli bi manzara izleme sekansına geçiyoruz.Filmde diyalog zaten çok az.Nerdeyse yarım saat bi Allah'ın kulu görünse de ağzından bi kelime çıksa diye bekleyen daltaraklar vardır muhtemelen bu filmi izlerken.(Bu arada dalyarak kelimesi geçmişken bunun hakkında bi açıklama yapmak isterim.Osmanlı döneminde ellerini yağlayıp aylarca mermerlere aralıksız vuran adamlar varmış.Bunların elleri zamanla nasırlaşıp kazık gibi oluyormuş.Ve daha sonra bu adamları savaş sırasında en ön saflara dizerlermiş ki,ellerini kaldırıp atlara bi koyduklarında atlar geberiveriyormuş.İşte bu insanlar,bizim insanlarımız,bizim dalyaraklarımız.) Daha sonra uzay istasyonunun içine giriyoruz ve gerçekten ağzımız açık kalıyor. Bir yönetmen 1968 yılından böyle şeyleri düşünemez,geleceği bu kadar yansıtamaz diyoruz.Uzaylı olmalı bu Kubrick,evet.Mekan tasarımlarından bilgisayarlara kadar herşeyi çok modern tasarlamış.Bu da filmin günümüzdeki değerini kat be kat arttıran bi durumdur,bilen bilir.
2. bölümünde de 2 arkadaşın uzay gemisiyle yaptığı araştırmayı ve HAL adını verdikleri yapay zeka ile kapışmalarını anlatıyor.(Filmi izlerken dikkat edin sonumuz bu durumlara doğru ilerliyor.Yakında yaptığımız bilgisayarlara söz geçiremiyo olacağız.)
Filmle ilgili daha da fazla bişey anlatıp ipucu verip,tadını kaçırmak istemiyorum.Üzerinden yıllar geçmesine rağmen bu filme rakip bi bilimkurgu hala çıkamadı.Star Wars,Star Trek gibi filmleri bu film etkiledi.Hatta yönetmen o kadar gerçekçi bi iş çıkarmıştır ki.Neil Armstrong uzaya çıktığında siyah bi Beton aramıştır filmdeki gibi."Hey gidi hey,biz eskiden ne kovboy filmi izlerdik bee.Atraksiyon adamıyım uleyn ben!" diyorsanız bu filmi izlerken sıkılırsınız.Çünkü film çok ağır bi tempoda gidiyor.Onun haricinde Ali'ler,Mustafa'lar,Hakkı'lar yiyebilir.Ayrıyeten Ayşe'ler de tadabilir.

Kullanıcı Oyu: 8.4/10 (108,008 oy)
Top 250: #80

 



Devamını oku >>

Kulaklara Kaçar Oldum

Son 20-25 yılın çocukları gibi,benim de hayatımın mizaha giriş noktası (ne yazık ki) Yalvaç Ural'dır.Ne yazık ki dememin sebebini anladığınızı ve bu derin acımı sizin de tattığınızdan eminim.O iğrenç,yüzüne bakılamayacak,espri demeye dilimin varmadığı şeyleri kitaplaştırıp çocuklara sunuyordu Yalvaç Ural.Netekim hala sunmakta.Bi nevi beyin katili diyebiliriz.Ya da şöyle genel bi düşünce vardır ya "Kardeşiim,devlet var ya insanların bişeyler öğrenmesini istemiyo,ondan abuk sabuk şeyler öğrettiriyolar,dikkati dağıttırıyolar!".Aha işte zamanında Yalvaç Abi'yi takip edenler büyüdüğünde "Allah'ım ben ne yaptım!" diye kafasını duvarlara vurur.Şahsen hayatımda pek "keşke" dememişimdir.Hayatımda geriye dönüş yapabilsem,kesinlikle zihnimdeki Yalvaç Ural esprimsilerini çıkarırdım.
Ama yine de bazı şeyler yakadan düşmüyo sanırım.Mesela Cenk ve Erdem adını verdiğimiz organik topluluk.Bu topluluğa da Yalvaç Ural'ın 5 model üstü diyebiliriz.Ama ne yazık ki Yalvaç Ural'ın o b.ktan esprilere bizi muhtaç bıraktırması sebebiyle 2. seviyemizde bir bakıyoruz ki,ayıla bayıla Cenk ve Erdem'i dinlemeye başlıyoruz.Şaka maka adamlar arada sırada hedefi 12'de vuruyo.Şu Snek'teki programlarıyla,Show'da bi zamanlar yayınlanan "Cenk mi,Erdem mi?" programları çok güzeldi bence.
Erdem Bey'i göremesek de şu an Cenk Bey'i aktif müzik hayatında görüyoruz.Malt adını verdikleri grup baya başarılı oldu.Ama bu işin altyapısı bu değil hocam.Bu adam buraya böyle lak diye gelmedi.En başta Bad Luck adını verdikleri bi Hair grubu vardı ki,ordaki tipleri görseniz yarılırsınız.Saçlar upuzun falan :D Bad Luck olayı biraz fiyaskoydu.Ama sonra aktif mizah hayatlarında Noksan ve Posta olmak üzere 2 single,Kulaklara Kaçar Oldum ve The Albüm Of The Cenk And Erdem And The Müebbet And The Muhabbet (öeeh be öldüm yazarken) adında 2 adet uzun metraj albüm yaptılar.Bunları satmadılar tabi.Download bazında sitelerinden sundular.
Çıkardıkları 2 albümün de farklı karakteristiklerde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Kulaklara Kaçar Oldum'da yabancı şarkıların komik coverları yapılırken,diğer adını söylediğim denyo albümde Türkçe coverları yapılıyor.Örnek vermek gerekirse "Big in Japan coverı birinciben","Don't Speak coverı dütdüt" çok hoşuma gider.Zaten albümü ilk dinlemeye başladığınızda baya eğlenebilirsiniz emin olun.
Albümleri atlayıp single'a gelelim.Çünkü asıl 1 numaralı şarkı orda."Roxanne coverı Noksan'a" tam bir klasik diyebiliriz.Zira şarkıda ne zaman "Bu kadar boşluğa,biraz zorlasam şu koca kafam sığar." kısmını dinlesem hala gülmekten yarılırım.
Son olarak size şöyle bi önerim var : Eğer Cenk ve Erdem'e bu yaşınıza kadar bulaşmadıysanız,aşağıda sunacağım albümleri indirip hiç bulaşmayın.Bulaştıysanız zaten gözleriniz dönmüş bi şekilde aşağıdaki albümü indirmeye çalışacaksınız.Bi nesilin gençliği karardı,devamı gelmesin bari.Zaten tepeye de özellikle karizma olamayan,angut gibi duran bi resimlerini koydum ki,tanımıyorsanız tipleri beğenmeyip indirme teşebbüsünde bulunmayın :D


MUHTEVİYAT :
Kulaklara Kaçar Oldum : 1. Gel Buraya (317K) , 2. O-ne! (3.35M) , 3. Tavuk (3.21M) , 4. Birinci Ben (2.48M) , 5. La Vidan Yok La (3.47M) , 6. Düt Düt (3.42M) , 7. Fenerbahçe I Love U (2.84M) , 8. O-ne! Diabetics Version (1.96M)
The Albüm Of The Cenk And Erdem And The Müebbet And The Muhabbet : 1.3-2-1 VTR Gir ( 318K ) , 2.Aah Bu Hayat Çekilmez ( 497K ) , 3.Al Mendili Yika, Yika Sümükle ( 346K ) , 4.Arabaci Arabayi Tez Getir ( 440K ) , 5.Cahillik Çok Kötü Bir Sey Dir... ( 233K ) , 6.Dinozordun mu Ah, Dinozor muydun? ( 238K ) , 7.Embesil ( 593K) , 8.Ester Abi ( 385K ) , 9.Fasarya ( 640K ) , 10.Ilgaz ( 556K ) , 11.It Uyur Düsman Uyumaz ( 1.509K ) , 12.Kaç Tane Gurgen Palamut? ( 697K ) , 13.Kara Köprü ( 1.132K ) , 14.Kel Kel ( 509K ) , 15.Ki Ki Ki, Ko Ko Ko... ( 526K ) , 16.Livon ( 640K ) , 17.The Limon ( 529K ) , 18.Nazo Beygir ( 456K ) , 19.Onun Kafatasi Var ( 365K ) , 20.Pisicik ( 757K ) , 21.Saylon Bebek ( 321K ) , 22.Sivar Yine ( 438K ) , 23.Telefonun Delikleri ( 1.174K ) , 24.Tribünü Bastim ( 254K ) , 25.Uçan Kurbaga ( 315K ) , 26.Yagdir Mevlam Su ( 649K )
1 Adet Noksan Singılı
1 Adet Postacı Singılı

Download - Hepsi bi arada

Yazı bittiğinde Spin Doctors'tan "Two Princess" çalıyodu.

Devamını oku >>

Kırolara Müjde!

Yaptığım son hayvansal ve istatistiki deney sonucu şu kanıya vardım : Facebook listemdekilerin %75'i salak,yüzde 15'i ise salaklığa meyilli.Ya da ordaki angutların dilinde söylemek gerekirse : İddia ediyorum,Facebook listemdekilerin %90'ı kıro (iddiaya listedeki kızlar da dahildir.Ayrıyeten keko da diyebiliriz.)Zamanında kıroluklarını Yonja adını verdiğimiz IQ seviyesi 15lilerin oluşturduğu platformda sergileyen bu balık beyinliler,daha sonraları göç akımına kapılmıştır ve Facebook dediğimiz ortama geçmiştir.Ama bu kıroların içlerinde her zaman koskoca bi yara vardır;kendi sıfatlarına uygun bi e-maili Hotmail'in vermemesi.
Ama üzülmeyin sevgili Facebook kıroları.Hotmail sizi düşünmedi,zaten düşünmez de.Olsun bi gavur düşünmedi ama başka bi gavur düşündü.Siz 57 YTL cezadan bile haberi olmayıp,Taksim'e gelen turistlerin g.tünü mıncıklayan kırolara,ya da her önüne gelene vere vere yorulmuş kız kekolara adiniz@k.ro uzantılı mail geliştirdiler.Eveeeet,hemi de ücretsiz.Artık bu adres sayesinde Facebook'ta yeni açılımlarda bulunabilirsiniz,ya da "iddia ediyorum Facebook'ta k.ro uzantılı eşşeğin zigi kadar adam var" gibi bahisler açabilir,arkadaşlarınızı davet edebilirsiniz.Hatta isterseniz bu adrese Microsoft pasaportu alıp MSN'deki kıroluklarınızı ve salak salak iletilerinizi de bu k.ro tabanlı e-mail adresi sayesinde sizinle ilgilenmeyen 50 tane adama ulaştırısınız.Eveeeet,bu da bedavaaaa.
E daha ne duruyorsunuz,bu adresten alayım sizi : http://www.k.ro/fast-sm-bin/eIndex

Alternatif Erdener Abi Diyaloğu:

-Erdener Abi bu gençlik çok şanslı azizim,bizim zamanımızda böyle herkesin sıfatına özel mail adresleri yapılmıyodu.Ha,ne dersin Erdener Abi?
-Sokayım onların sıfatına.

Yazı bittiğinde New Trolls'ten "Ti Ricordi Joe?" parçası çalıyodu.


Devamını oku >>

Elektriğe mi isyan etsem,yoksa abur cubur mu yesem?

*Hep İstanbul'daki bazı dallamalara gülerdim.Televizyonlarda,haberlerde isyan ederlerdi."Kardeşim,bu ne böyle burası köy mü?Milenyuma giriyoruz!Yetkiliyi getiriiiin burayaaa!Yakacaam kendimiii!"Tabi böyle angut angut heriflerin kameranın önüne atlayıp kamera önünde isyanla karışık şebeklik yapması da ayrı bi gülme sebebi.Adamların yollarına,yapılaşmalarına gülerdim.Maşşallah her yerde bi çalışma,bi b.ktan yapılaşma var.Adamlara küçük Amerika diyip dalga geçerdik.Şimdi bakıyorum,biz İzmir,küçük İstanbul olmuşuz.Zırt pırt elektrik kesintisi mi dersin,yoksa doğalgaz yüzünden delik deşik olmuş,köy yollarına dönmüş sokaklarımız mı dersin?Her bi haltımız onlara benzemeye başladı.Sürekli bi kötüye gidiş var hadi hayırlısı.
Yanımızda zaten eşşek kadar hipodrom var.Öğle vakitleri yetmezmiş gibi bi de gece yarışları başladı.Dünyanın elektriğini yakıyolar.Ondan sonra güç yetmiyo tabi.Bizim de voltaj gide gele,gide gele,afedersin ebesi s.kildi elektronik cihazların.Dıgıdık dıgıdık dıgıdık...
*Aaah aah.Şu Mehmet Yaşin'in Yol Üstü Lezzet Lezzet Durakları programını izlerken bitiyorum kardeşim.TV'de böyle bi program yapılmamalı.RTÜK derhal yasaklasın!Ağzımın akan suları yüzünden evi sel basıyor.Ne şanslı bir adamdır bu Mehmet Yaşin,nasıl güzel bi meslektir bu gurmelik Allah'ım!Bu adamın hem bi yandan gezip,Türkiye'nin envai güzelliklerini görüp,bi yandan da Türkiye'nin (hatta dünyanın) en güzel yemeklerini yemesine dayanamıyorum.Kıskanıyorum,gıpta ediyorum.
Mehmet Abi kulun kölen olayım beni de yanına al,ayak işlerine bakarım,eşyalarını taşırım,ne iş olsa yaparım (demir bağlayom,kalıp çakayom diyen kadın var ya reklamda,ne kadar komik değil mi :D) Oooh,şu yukarıdaki resme bakın hele.Tosunum güzel bi yemekten sonra göbeği nasıl da dikmiş :D Bi de el sallamaya çalışıyo,göbeği yarılcak kasılırken :D
Bi gün kardeşime gurme olacağımı söylediğimde şöyle demişti : "Lan düdük,et yemeyen adamdan gurme mi olur?".E, haklı.Et yemeden göbek yapılmıyo.Tabi kendini rakıya ya da biraya vermezsen.Göbeksiz gurme mi olur allasen.Yumul rakıya,sıvazla gobee!Amman sabahlar olmasın!



*Yazı bittiğinde Modern Jazz Quartet'ten "Plastic Dreams" parçası çalıyodu.
Devamını oku >>

Man on the Moon (1999)

Merhaba sevgili blog kemirgeni insan populasyonları.Bugün yazımı çok berbat bi pozisyonda yazıyorum.Arka planda,TVde annemle babamın çok sevdiği dandik ötesi dizi Binbir Gece oynuyor ve b.ktan ADSL modemimin wireless'ı sorun çıkardığı için kabloya bağlı telefon hattından yazıyorum.Hey Allah'ım sözde Laptop var.Dün bir,bugün iki wireless gitti.Neyse konuyu dağıtmadan asıl olaya dönmekte fayda var.Burayı okuyan insanların %90'ının benim ne yaptığımı merak etmediğine eminim.
Milos Forman
büyük adam vesselam.Son günlerde yapmış olduğu Goya'nın Hayaletleri'yle biraz cafer s.çtı bez getir konumuna getirse de sonuna kadar arkasındayım.Zamanında bu kadar güzel filmleri çeken bi insanın bu kadar güzel şey arasında hata yapma lüksü olmalı.Düşünsenize en bilinenlerinden One Flew Over the Cuckoo's Nest, ya da Amadeus.Ya da tabi ki mevzubahis filmimiz "Man on the Moon".
Milos Forman'ın yönetmenlik başarısını daha başrole koyduğu adamı görünce alkışlamak geliyor içimden.Bu filmde hayatını bahsettiği adamı,Andy Kaufman'ı adım kadar eminim ki Jim Carrey'den başkası hakkını vererek canlandıramazdı.
Film gerçekten yaşamış,efsane bir şovmen olan Andy Kaufman'ın hikayesini anlatıyor.Şovmen dedik ama sıradan,bildiğiniz şovmenlerden değil.Zaten öyle olsa filmi yapılmazdı.Eh,madem öyle,insanları hayretler içinde bırakan bu sıradışı insan hakkında biraz bahsetmekte fayda var.
Andy Kaufman 1934 yılında doğdu.Şov hayatına barlarda başladı.Daha sonraları basamak basamak yükselerek bazı insanların gözünde tanrılaştı,bazılarının gözünde ise adi bi adamdan başka birşey olamadı.Çünkü Andy Kaufman şovlarında insanları rahatsız edip onların tepkilerini ölçmeyi seven bi adamdı.Örneğin sahneye çıkıp mal gibi dakikalarca hiçbişey söylemeden durabiliyordu.Düşünün arkadaşlarla toplanmışsınız.Doğru dürüst şova gidecem diye seviniyorsunuz.Akabinde böyle bi mal görünce hayalleriniz suya düşebiliyor tabi.
Bunun haricinde göçmen şovmen tiplemesi ve Elvis taklidi acayip beğenilmiştir.Hele ki Mighty Mouse tiplemesi kariyerini yüksek noktalara taşımasının en önemli sebebidir.Ama adam öyle bi adam ki size güldürü yapması için 2 saat beklemeniz gerekiyor.Eğer adamı zorlarsanız gıkı çıkmaz öyle moloz gibi dikilir sahnede.Ki şovunun birinde sahneye çıkıp en sevdiği kitabı baştan sona